İran protestoları günden güne tahmin edilemez noktalara doğru ilerliyor.  

Bu koca ülkede her olay bizi yakından ilgilendiriyor... Her şeyden evvel İran’ın tarihi Türk tarihidir. İran’da hiçbir hanedanlık yahut iktidar Türkler kadar bölgeyi uzun ve istikrarlı yönetmemiştir. 

Üstelik İran’ı 1925’e kadar yöneten son Türk ailesi kendisini “hâkân-ı Türk” olarak tanımlarken Yozgat’ın bozkırlarından çıkıp İran dağlarını kontrol altına almayı başardığını biliyoruz. 

Elbette bahsettiğimiz aile Kaçarlardı. 

Kaçar Hanedanlığı

Yozgatlı Kaçarlara, Ziyadluoğulları denilmekteydi ki en fazla sorunu biz Osmanlı Türklerine çıkartmışlardı. 

Elbette Kaçarlardan önce Safeviler de Türk idi. Konuyu dağıtmadan 20. Asrın başına döndüğümüzde İran halkının hürriyete olan düşkünlüğüne şahit oluyoruz. 1906 senesinde Jön İranlılar, Osmanlılardan iki sene evvel meşrutiyet ilan ettiğini görüyoruz. 

Bizim tarihimizde İttihat ve Terakki’nin bir benzeri olan ‘Feramason’ Teşkilatı mensubu İranlı gençler ülkelerini kurtarmak adına mücadele etmişlerdi. Muhammed Ali Şah, tahta geçtiğinde ülkede hak, adalet arayışına çok net bir cevap verecekti.  

Muhammed Ali Şah 1908 senesinde gençlerin, kadınların ve vatanperver İranlıların son umudu olan Meclis ile uğraşmak yerine onu havaya uçurmayı tercih edecekti. 

İranlılar iradelerinin yerinde küller uçuştuğunu gördükten kısa bir süre sonra rejimi devirse de zorbalığın ülkelerinde kök salmasını engelleyemeyeceklerdi.  

1906’dan 2026’ya İran’ın zorbalık tarihini bütünüyle anlatmak gerekirdi; ancak yerimiz dar. Bu dosyada, mecburen Pehlevi Hanedanlığı ile Molla Rejimi iktidarları üzerinden ilerleyeceğiz. 

Şah ailesinin zorbalıkları 

Bugün İran’daki protestolarda geçim dertleri, susuzluk, kadın hakları gibi konular öne çıkıyor. 1979 İran Devrim’i de esasen bu konuların etrafında şekillenmişti. 

1936 senesinde Şah Rıza (Reza) rejimi her türlü başörtüsünü yasakladığında kadınlar için örtünmek rejime karşı güçlü bir direnişi temsil eden protestoya dönüşmüştü.  

Kendisine “Şah-ı Kebir” gibi sıfatlar takınarak iktidarının Allah tarafından verildiğini ve seçilmiş kişi olduğunu iddia eden oğul Şah Muhammed Reza’ya ise en büyük dersi İranlı kadınlar, doğrusu İranlı anneler verecekti. 

Rejimin kaçırdığı ve bir daha haber alınamayan binlerce gencin anneleri meydanlara indiğinde milyonlarca kadın bu gösterilere destek vererek adeta rejimin bütün karizmasını yerle yeksan etmişti. 

İran’da siyasal rejimlerin zorbalığının en yoğun biçimiyle görüldüğü bir diğer mesele geçim/ekmek derdidir. 

Şah Hanedanlığı döneminde bunun en somut örneği 1971 senesinde Persepolis antik kentinde yapılan “2500. Yıl Kutlamaları”dır.  

Pehlevi Hanedanlığı’nın Pers İmparatorluğu’nun kuruluşunun 2500. yılını kutlamak üzere düzenlediği Persepolis Şöleni, ölçek ve israf bakımından modern tarihte istisnai bir örnek olarak kayda geçmiştir. İran halkı açlık ve yoksunlukla kırılırken, bu gösteri için hayata geçirilen bazı uygulamalar filmlere konu olacak cinstendi. 

Çölün ortasındaki bu kutlamalar için Persepolis’ten kamyonlarla akrep ve yılanlar tahliye edilmişti. Çoğu yurt dışından getirilen malzemeler sayısız tır ve uçakla bölgeye sevk edilmiş, İçkiler oluk oluk akmış ve İranlıların rüyalarında bile göremeyeceği envai çeşit yemek sofraları Avrupalı dostlar için boca edilmişti. 

500 binden fazla Avrupalı, 52 binden fazla ABD’li İran’ın adeta sahibi gibi ülkede lüks içerisinde yaşıyordu. Bu insanlara dönüp kem gözle bakmak dahi İranlılar için gökyüzünün rengini unutmak için yeterli gerekçelerdendi. 

Nihayet halk gücünü Şah’a vergi ve faturalarla gösterecekti.  

Humeyni’nin “Ödemeyin” talimatı ile Şah, halkın tek bir fatura ve vergi ödememesiyle karşı karşıya olduğu öfkenin farkına varacaktı.  

1979 devrimi

Molla Rejiminin zorbalıkları 

1979 devriminden sonra Molla Rejimi’nin yaptığı ilk icraat kendisine destek veren tüm hareketleri tasfiye etmek oldu.  

Yine Molla Rejimi iktidarının ilk yıllarında, 1981 senesinde, başörtüsü takmayan kadınların devlet dairelerine ve üniversitelere girişini yasakladı. Bu karar 1983’te tüm kadınlar için zorunlu tutularak her alana yayıldı.  

Kadınların başörtüsü takıp takmadığını kontrol etmek için “İrşat Devriyeleri” adında tuhaf bir birim kuruldu.   

Şah Rıza İktidarı, tüm deliliğine rağmen ABD ve Avrupa ülkelerinden yetişmiş mühendislerle ülkedeki birçok alt yapı sorununu çözüyordu. Molla Rejimi ise neredeyse ülkedeki her değerli araziyi, taşınmazı ve ihaleyi belli vakıflara vererek kendi kuyusunu kazıyacaktı. 

Örneğin ülkedeki en büyük holdingin çok kısa sürede İmam Rıza Vakfı olması da tesadüf olmayacaktır. Bu ve benzeri vakıflar ülkedeki ekonomik alt yapının yanı sıra siyaset kurumunu da kilitlemiş durumdadır.  

Mesela “Şûrâ-yi Nigahbân” olarak bilinen ve ülkedeki önemli politik adaylıklara icazet veren kurumun en önemli üyeleri bu molla vakıflarının ya doğrudan adamıdır ya da onlara yakın ilişki içerisinde olan kişilerden teşekkül eder. 

Sokaktaki protestolarda en güçlü sloganları teşkil eden susuzluk meselesi ve geçim problemi de bu vakıfların, yani Molla rejiminin uygulamalarının sonucudur. Ülke, yıllardır su ihalelerini bu vakıfların iş bilmez projelerine kaptırmaktadır. Kurulmaması gereken yerlere kurulan barajlar, yer altı su kuyularının yanlış yönetimi ile birleşince binlerce yıllık devasa göller ve nehirler dahi kurudu. 

İşin acı tarafı bu yanlış yatırımlar ve sonrasındaki korkunç tablonun failleri hiçbir şekilde ne eleştirilebilir ne yargılanabilirdi; çünkü bahsi geçen ihaleler İran’ı adeta parsel parsel paylaşmış birkaç Molla vakfının tekelinde süreçleri ilerlemişti. 

Örneğin İmam Rıza Vakfı’nın başında doğrudan Devrim Rehberi Ali Hamaney bulunur. Esasen İran’ı yöneten de ne İran Cumhurbaşkanı ne de meclisidir. Tüm ülke tepeden tırnağa bu vakıfların eliyle dizayn edilir. O yüzden sıklıkla İran Cumhurbaşkanlarının sistemi eleştiren sözlerine denk geliriz.  

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan

Nitekim Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bu anlamda sınırları en fazla zorlayan isimlerin başında gelir; ama hiçbir politikacı bu vakıflar eliyle kurulan Molla düzenini doğrudan hedef alamaz, almaya cesaret edemez.  

Toparlayacak olursak bugün İran sokaklarındaki protestolar temelde geçim derdi, susuzluk krizi, kadın hakları ve özgürlük konuları ekseninde geçiyor. 1906’dan 2026 yılına kadar zaman zaman şekil değiştirmişse de İran siyasetinde bu talepler ve itirazlar hiç değişmedi. İktidarı elinde tutan bir zorba ve ona direnmeye çalışan halk arasında gidip gelen süreçlerin özetinden ibaret bir kısır döngüden çıkabilmiş değil İran.