Güney Kore siyaseti, 3 Aralık’ta Başkan Yoon Suk Yeul tarafından ilan edilen başarısız sıkıyönetim girişimiyle kaotik bir sürecin başlangıcına değil, devam eden bir sürecin yeni bir aşamasına gelindiğini gösteriyor. Nitekim Seul, 2016’dan bu yana vatandaşlarının “kurumlara ve siyasete olan güvenin zedelenmesi” ve bu bağlamda derinleşen kutuplaşma iklimine maruz kalmakta. 8 yıl önce ülke gündemini oturan büyük bir siyasi skandal, geniş çaplı protesto gösterilerine ve dönemin Devlet Başkanı Park Geun-hye’nin parlamentodan azledilmesine yol açmıştı.  

Güney Kore’nin ilk kadın lideri olan Park, gizli bilgileri sızdırmak, görevi kötüye kullanmak ve yolsuzluk başta olma üzere 18 ayrı suçlamayla karşı karşıya kalmış, 16’sından suçlu bulunmuştu. Parlamentoda 234 milletvekilinin Park’ın azli lehine oy kullanmasının ardından, görevden düşen Park yönetiminin ardından yapılan erken seçimler ile Moon Jae-in başlamış, Moon’un öne çıkan vaatleri arasında “yolsuzlukla mücadele” yer almıştı.   

(Güney Kore’de liberal çizgide yer alan Demokrat Parti’den (DPK) aday olan Moon, en yakın rakibine %17’lik bir fark atarak oyların %41’ini almayı başarmış, tarihsel üstünlük elde etmişti. Ancak Güney Kore Ulusal Meclis'inde de hakimiyet sahibi olan DPK, çok sayıda tartışmalı yasayı “yeterince denetleme ve istişare” olmaksızın zorla geçirmekle eleştirildi. Hızla artan gayrimenkul fiyatlarına karşı alınan başarısız önlemler, işsizlik sorununun önüne geçilememesi, Kuzey Kore politikasındaki ılımlı tutumunun sonuçsuz kalması, halk desteğinin istikrarlı bir şekilde düşmesine yol açtı.)   

Moon görevi boyunca siyasi kurumların istismar edilmesi ve yolsuzluk ile problemlere ket vurmak, buna teşebbüs edenlerin “makamları ne olursa olsun adalet önünde yargılanacağına” dair halka güven aşılamaya yönelik gayret gösterdi. Başkanlığı döneminde, Park’ın yargılanmasıyla ilgili bir aksaklık yaşanmazken, 2007 seçimlerinde galip gelen ve ada ülkesini bir dönem (5 yıl) yöneten Lee Myung-bak, başkanlığı sırasında rüşvet (10 milyon dolara yakın) ve yolsuzluk suçları işlediği gerekçesiyle tutuklanmıştı. Bu tutuklama, “siyasette temizlik” mottosu ile yola çıkan Moon hükümetinin bu konuda ciddi olduklarını gösterme niyetinden biriydi.    

Başsavcı Yoon   

(Başkan Moon tarafından 2019’da Güney Kore Başsavcısı olarak atanan dolayısıyla Kore Cumhuriyeti Yüksek Savcılık Ofisi (SPO) liderliğinde hareket alanı artan Yoon, kendisini atayan Moon’a, toplumdaki imajını pekiştiren bir şekilde “ayrıcalık tanımayan” bir tutum görüntüsü verdi. Adalet Bakanlığına bağlı olan SPO, Moon tarafından yine aynı yılda Adalet Bakanı olarak atanan Cho Kuk, Başkan Moon’un bakanı olarak onu zora sokacak bir soruşturmanın hedefi oldu.) 

Başkan Moon, 2019 yılında diğer meslektaşları gibi siyasi kariyerini baltalayacak bir atama gerçekleştirdi. Seul’da pek çok politikacıyı rahatsız eden, keskin ve korkusuz bir savcı olan Yoon-Suk Yeol başsavcı olarak göreve getirdi. 2009’da Yüksek Savcılık Ofisinde görev alan Yoon, buradaki 2 yıllık hizmeti Suwon Bölge Savcılık Ofisi'nin Yeoju şubesinin başsavcısı olması ve Ulusal İstihbarat Servisi (NIS) ile bağlantılı bir soruşturmayı yönetmesiyle dikkat çekti. Daha sonra kariyer soruşturması olarak değerlendirilebilecek eski Başkan Park Geun-hye skandalını soruşturan ekibin başında olması ile Güney Kore kamuoyunda “cesur kanun adamı” imajının oluşmasına yol açtı. 

Yoon tarafından yönetilen SPO, yeni atanan bağlı olduğu Adalet Bakanı Cho Kuk’u ailesinin karıştığı bir dizi soruşturmanın hedefi yaptı. Moon tarafından planlanan hukuksal reformlar gerçekleştirmek adına büyük beklentilerle görevi getirdiği Kuk, göreve geldikten 35 gün sonra istifa etmek zorunda kaldı.  

Bakanın çocuklarının üniversiteye kaydında ayrıcalıklı bir süreç işletildiği ve aile yatırımlarında usulsüzlük iddiaları üzerine ailesini hedef alan soruşturmalarla yıpranın Kuk, Moon yönetiminin tıpkı diğer yönetimler gibi yolsuzluk skandalı sarmalından kaçamadığını gösterdi.  

Başsavcı Yoon, daha sonra kendisinin de dahil olacağı dönemin muhalefet partisi olan Halkın Gücü Partisi (PPP) tarafından sempati duyulmaya başlanmış olup, Moon’un partisi olan liberal DPK tarafından eleştiri oklarının hedefi olmuştu.   

(Adalet Bakanı ve Başkan Moon’un yakın çalışma arkadaşı olan Cho Kuk’a karşı açılan bu soruşturmalar, siyaseti ve daha sonra hızlıca halihazırda derin kutuplaşma ikliminde olan halkı yeniden sokaklar döktü. “Cho Kuk’u Koru” hareketi ile mevcut hükümet destekçileri, SPO’nun Kuk’un reformlarından etkilenmekten kaçınma motivasyonu ile “çıkarcı ve siyasi” bir tutum sergilediğini meydanlarda haykırırken, muhalefet destekçileri “temizliğe devam” diyerek soruşturmalarda geri adım atılmamasını talep etti.)   

Moon’un yeni Adelet Bakanı Başsavcı Yoon’a savaş açtı   

Cho Kuk’un kısa süren görev döneminin ardından Adalet Bakanlığı koltuğuna DPK’nin eski lideri Choo Mi-ae getirilmesi, Yoon’un bu sefer “savunma pozisyonuna” geçmesine sebebiyet verdi. Başkan Moon’un desteği arkasında olan Adalet Bakanı Choo, Yoon’un kendisine karşı “emre itaatsizlik” ve yakın çalışma arkadaşını ilgilendiren bir soruşturmaya müdahale etmek gibi pek çok rahatsızlığını kararlı bir şekilde kamuoyu önünde tartışmaya açtı. Choo, eleştiriden bir adım öteye giderek Yoon’un görevinin askıya alınması kararı vererek içinde bulundukları bu bürokrasi savaşının en somut adımlarından birini attı.   

Ancak muhafazakarların, yani PPP milletvekillerin ve seçmenlerinin desteğinin açıkça alan Yoon, Adalet Bakanı’nın görevini askıya alma emrine sessiz kalmadı. Yoon, askıya alma emrine karşı bir ihtiyati tedbir davası açtı ve Seul İdari Mahkemesi'ne verilen tedbirin ardından, mahkeme Yoon'un görevinin askıya alma sürecinin adil olmadığı iddiasını kabul etmesinin ardından askıya alma kararı bozulmuş oldu.  

Bu durum, Güney Kore’nin hukuk alanında gerçekleştirmek istediği reformların teknokrat bir iklimden ziyade, birçok gelişmiş ülkede örneklerinin bulunduğu gibi siyasi çekişmelerin gölgesinde gerçekleştirdiğini göstermekte. Bununla birlikte Yoon Seuk Yeol, ülkenin hukuk sisteminde çok önemli bir mekanizmanın içerisinde yer alırken, Moon hükümeti tarafından açıkça yıpratılmış olsa da Güney Kore halkını bölen bu çekişmeden kendisine siyasi kariyerinin başlangıcını aralayacak kazanımları da edinmiş olmasına da dikkat çekmek gerekir.   

Yoon siyaset arenasında   

Başkan Moon, Adalet Bakanı Cho Kuk başta olmak üzere DPK hükümeti ile yaşadığı halka açık çatışma ile kazandığı popülariteyi siyaset arenasında değerlendirmek istedi. 2021’in haziran ayında bir süredir destek gördüğü PPP’den resmen adaylığına açıklayan Yoon, olası PPP başkan adayları arasında %47 ile en favori görülen isim oldu.   

(2022 Başkanlık seçimlerinde, DPK’den aday gösterilen Lee Jae-myung ile kafa kafaya bir yarış gerçekleştiren Yoon, rakibine karşı 300 binden -%48,56- az bir oy farkı ile üstünlük sağlayarak seçimin galibi olmuştu. İki aday, günümüz siyasetinin genel trendi sayılabilecek “kişisel saldırılar yaparak rakibi toplumun gözünden düşürme” üzerinden seçim kampanyalarını geçirmiş, siyasi yol haritalarından çok skandallar ve şahsi sataşmalar ön plana çıkmıştır.)

Yeni bir politikacı ve eski bir kanun adamı olarak Güney Kore’yi yönetmeye talip olan Yoon, elbette ilk olarak “yolsuzlukla mücadele, hukuk alanında reformlar ve kutuplaşmayı önleyici bir tutum” vadetmişti. Bununla birlikte “hukukun üstünlüğü ve yalnızca halkın iradesini gözeten birleştirici bir yaklaşım” sergileyen Yoon, yakın tarihi skandallarla dolu olan Güney Kore siyasetine ve bölünmüş halkı üzerinde “onarma” çabasına girişmişti.    

Yoon, skandal geleneğini bozmadı   

Başkan Yoon, siyasi bir kariyeri olmamasından ve benzer politik yaklaşımlarından dolayı muhalif kesim tarafından “Güney Kore’nin Trump’ı” olarak yaftalamakta. Girdiği ilk seçimden kıl payı dahi olsa zafer elde eden muhafazakar lider, bu başarısını görev sürecince sürdürdüğünü söylemek güç. Mavi Saray’da koltuğa 59.Başkan olarak oturan Yoon, çeşitli gaflar ve Güney Kore liderlerinin laneti haline gelen siyasi skandallar sarmalından kaçmayı başaramadı.   

Kim Keon-hee, Güney Kore’nin First Lady’si olarak alışılagelmiş bir profil olmamakla beraber, Başkan Yoon’un bağışıklığı düşük yönetiminde yeni bir siyasi skandalla özdeşleşmiştir. First Lady Kim Keon-hee, Eylül 2022'de “uygunsuz bir şekilde” 2000 dolar değerinde Christian Dor marka bir çantayı hediye olarak kabul ettiği ortaya çıkmasının ardından kamuoyunun gündemine oturdu. Zira Güney Kore yasalarınca kamu görevlilerinin ve eşlerinin tek seferde 1 milyon Kore wonu (750 $) değerinde hediye kabul etmesi yasaklanmış durumda.   

Yoon ve eşi bu konuyla ilgili savunma pozisyonundan ziyade kamuoyuna karşı sessiz kalmayı tercih etti. Ancak, nisan ayında yapılacak parlamento seçimlerinden önce gerçekleşen bu olay, üyeleri arasında ve şu anda Ulusal Meclis'teki koltukların çoğunluğunu elinde tutan PPP'nin rakibi Demokratik Parti arasında eleştirilere yol açtı.  

(Liberal haber kuruluşu Voice of Seoul tarafından 27 Kasım'da düzenlenip yüklenen görüntülerde, önce Choi Jae-young adlı Koreli-Amerikalı bir papazın söz konusu çantayı satın almak için bir Christian Dior mağazasını ziyaret ettiği ve First Lady’e hediye ederken görülüyor. Papazın kol saati görünümlü bir casus kamera kullanması, bu görüntülerin muhalif medyaya servis edilmesi, Yoon ve eşinin deklare ettiği 5,7 milyon dolarlık kişisel servetleri, First Lady’nin 2 bin dolarlık çanta ile bir çeşit rüşvet olayına karışmasının tutarsız olması, olayın doğası ile ilgili şüpheler doğursa da yine de suç olarak görülmektedir.)  

Dior çantası skandalı, 52 yaşındaki First Lady’nin adının karıştığı ilk skandal değil. Bundan önce vergi kaçırmak, borsa fiyatlarını manipüle etmek, sanat sergileri düzenleyerek etik dışı maddi gelir elde ettiğine dair çeşitli iddialarla Güney Kore medyasında hedef haline gelmişti.   

Soğan krizi, tıp öğrencilerinin grevi ve daha fazlası   

Çanta skandalının etkisinin devam ettiği bu süreçte, ülkenin genelini etkileyen bir dizi negatif gelişme de yaşanmaktaydı. Ekonomide yavaş büyüme ve yüksek enflasyon baş gösterirken bir yanda da tıp öğrencilerinin sayısının artırılma kararı mevcut tıp personeli arasında huzursuzluğa sebep olmuştu. Bu huzursuzluk iş alanlarının daralması manasına geleceğini düşünerek stajyer ve asistan doktorlar protesto ve grev yoluna başvurdu. Yoon yönetiminin “doktorluk lisansını iptal etme” uyarısı ise protestoları daha da besledi.  

(Şubat ayında başlatılan hareket, şu ana kadar dünyanın en uzun süreli tıbbi grevlerinden birine yol açtı ve 52 milyondan fazla nüfusa sahip Güney Kore’de Seul’un bir sağlık kriziyle karşı kalmasına neden oldu.)  

Bütün bunlarla birlikte, Başkan Yoon’un bir süpermarket ziyareti sırasında Kore mutfağının sık kullanılan taze soğan bölümüne giderek ürün bedelini “makul bir fiyat” olarak tanımlaması halk tarafından tepkiye karşılandı.  

Makul dediği fiyatın devlet müdahalesiyle belirlenmiş indirimli bir fiyat olması, asıl fiyatın 3.000-4.000 won (2,20-3 dolar) civarında seyretmesi ve bununda son yılların en yüksek fiyatlarından biri olması hasebiyle tepkinin oluştuğu biliniyor.   

(Süpermarket ziyaretinde yaptığı “fiyat gafı” sonrası hem halktan hem de çiftçilerden tepki gören Yoon, muhalefet lideri ve eski rakibi Lee Jae-myung elinde sembol haline dönüştürdüğü taze soğan ile. DPK vekillerinin, seçmeninin ve çiftçilerin taze soğan polemiği parlamento seçimlerine kadar sürdü.) 

Seçim zaferi sonrası çıkış yakalanamadı  

Yoon, kıl payı farkla kazandığı zafer sonrası, kapsayıcı politikalarla çalkantılı Güney Kore siyasetini toparlamaya yönelik söylemler geliştirdi. Ancak, halihazırda kutuplaşmış olan siyasi iklim, deneyimsiz bir siyasetçi olan Yoon’un kredisini hızlı bir şekilde tüketti.   

Nisan ayında yapılan parlamento seçimlerinde muhalefetin çoğunluğu ele geçirmesiyle uyarı niteliğinde bir yenilgi alan eski savcı, anketlerde de negatif bir görüntüye sahipti.   

(Yoon, özellikle haziran ayından itibaren halk desteğinin dramatik bir şekilde düşüşünün önüne geçemedi. Halk değerlendirmesinde seleflerinden daha hızlı destek kaybederken, temmuz ayının sonlarında desteğinin %30’un altına çekildiği görüldü. Selefi Moon Jae-in, beş yıllık döneminin sonlarında benzer bir düşüş yaşaması, Yoon’un halktan çok daha hızlı bir şekilde koptuğunu gösteriyor. Bu düşüşün somut göstergesi, nisan ayında yapılan 300 koltuklu parlamento seçimlerinde, 173 koltuk kazanarak çoğunluk için gereken sayıya (151) ulaşan DPK zaferi olmuştur.)   

Başkanlık yarışını kıl payı kaybeden rakibi Lee önderliğinde 173 koltuk kazanan liberaller, Yoon yönetimini mümkün olan her alanda sıkıştırma kararlılığını sürdürmekte. Muhalefetin parlamentodaki üstünlüğü Yoon’un azalan doğum oranı, yüksek enflasyon ve sağlık krizi, hukuksal bazı reformlar gibi iç meselelere ilişkin yasama gündemini belirleme ve politikalarını uygulama şansını elinden aldı. Lee, Cho-kuk gibi muhalefet liderlerinin sokağa çıkma yasağı sonrası gösterdiği “kararlı ve cesur” görüntü, Yoon’a göreve geldiğinden beri gösterdikleri baskının bir sağlamasıdır.  

Güney Kore, başta bölgesel olmak üzere uluslararası arenada birçok krize ve çatışmaya karşı hazırlıklı olmak durumunda. Dolasıyla aralık ayının başında “topal ördek” Yoon tarafından ilan edilen ve siyasi bir kumar olarak değerlendirilebilecek sokağa çıkma yasağı, ülkenin böyle dönemde siyasi bir çıkmaza girmesi müttefik ülkeler içinde endişe verici. Yoon, sokağa çıkma yasağı sonrası aldığı halk tepkisinden sonra muhaliflerin yönettiği parlamento tarafından azledilmiş, kendisine “görevi kötüye kullanma, vatana ihanet” gibi cezai soruşturmalar yöneltilmişti.   

İlk olarak 3 Ocak'ta gözaltı kararı için konuta giren memurlara Başkanlık Koruma Servisi (PSS) Başkanı Park Chon Chun ‘un, Yoon’a bağlı bir şekilde direnmesi nedeniyle Güney Kore polisi eli boş dönmüştü. Olaydan sonra Güney Kore polisi, Cumhurbaşkanlığı Koruma Servisi Başkanı Park Chon Chun’a ceza davası açmış, Park ise istifasın sunmuştu. Son olarak Yoon, gözaltı kararı için tekrar girişimde bulunan memurlara karşı bir direnç göstermedi ve “daha fazla kargaşa çıkmaması ve kan dökülmesini önlemek” amacıyla sorgulanmayı kabul etti. Muhalefet bu durumu memnuniyetle karşılayıp yargılanma sürecinin süratle ilerlemesini talep ederken, iktidar partisi PPP vekilleri ise eski başkanın polis eşliğinde sorgulanmasını “muhalefet baskısıyla yaratılan siyasi bir sirk” olarak gördü. 

Önemli soruşturmaları yürüten cesur bir kanun adamı kimliğinden, kapısına gelen memurlara korumalarının etten duvar ördüğü azledilmiş bir başkana dönüşen Yoon, Güney Kore siyasetini zorlu bir sürece ittiği ortada. İlan ettiği sokağa çıkma yasağını, halk ve siyasilerden gelen kararlı tepki sonrası hızlı bir şekilde geri çekmesi yapıcı bir tutum olsa bile, Pandora'nın kutusunu açan Yoon ve ülke siyaseti için zor günlerin bitişi yakın görülmüyor.