İsrail’e Karşı Bir Blok Mümkün mü?

Veysel Kurt
İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını ve insani yardım engellemelerini durdurmak için bir blok oluşturulması gerekiyor. Geçmişteki Arap dünyasının koordinasyon eksiklikleri ve ABD’nin sürekli desteğinin bu çabaları nasıl baltaladığını Doç. Dr. Veysel Kurt, Fokus+ için kaleme aldı.
İsrail'e Karşı Bir Blok Mümkün Mü.jpg
14 Mayıs 2024

İsrail, sivil ve siyasal alandan gelen tüm itirazlara rağmen katliamlarına devam etmekle kalmayıp, Gazze’ye insani yardımların ulaşmasını engelliyor. Birçok araştırmacı ve siyasetçi, İsrail’in konvansiyonel yöntemlerle durdurulamayacağı, ancak güç unsurunun devreye girmesi ile bunun mümkün olabileceğini ve anlamlı bir müzakere masasına oturabileceği konusunda görüş birliğine varmış durumda. Öte yandan ABD’nin kayıtsız şartsız siyasi, askeri ve ekonomik desteği devam ettikçe de bu formül çok gerçekçi gibi durmuyor. 9 Ekim günü ABD donanmasının Doğu Akdeniz’i işgal edercesine çıkarma yapması bu seçeneği devre dışı bırakmaya yönelikti ve açıkçası başarılı da oldu. İsrail’in İran’ı doğrudan hedef almasına rağmen, İran’ın cılız bir cevapla yetinmesi de bunun açık bir göstergesi.  

Peki bu durumda İsrail’i durdurmanın başka bir formülü yok mu? İsrail’in yalnızca can yakıcı değil, aynı zamanda onur kırıcı ve bölgesel bir savaşı tetikleme ihtimali olan saldırganlığı durdurulamaz mı? Ya da sadece ve sadece ABD’nin müdahale etmesini beklemekten başka bir seçeneğimiz yok mu? Bu sorulara cevabımız olumsuzsa o zaman sadece Gazze değil, Müslümanların kaderi İsrail ve ABD’nin insafına kalmış demektir. Hatta benim bu yazıyı yazmaya, sizin de okumaya devam etmenin bir anlamı yok. Ben yazıya devam etmeyi tercih ediyorum! 

Yakın geçmişten ders çıkarmak 

Çok eskilere gitmeye gerek yok, Filistin konusunda Arap dünyasının birlikte hareket ederek koordine ettiği son mekanizma Arap Birliği’nin çatısı altındaki “Barış için Arap İnisiyatifi” idi. 2000’li yılların başında ilan edilen bu süreç de maalesef sonuç vermese de entegre bir çabaya işaret ediyordu. Ancak ilerleyen yıllarda İsrail’le ilişkiler ve Filistin konusunda derin görüş ayrılıkları baş gösterdi ve 2011 sonrasında hızlı bir savrulma yaşandı. O kadar ki, İsrail’le normalleşmek için Filistinlilerin haklarının teslim edilmesini şart koşan bazı ülkeler, Filistin dosyasını İsrail’le normalleşmenin önünde bir engel olarak görmeye başladı! Uluslararası arenada İsrail’in elini rahatlatan en önemli süreç de bu oldu. 

7 Ekim’den sonra yaşananlar ise aslında yeni bir fırsat penceresini aralamış durumda. Çünkü İsrail’in yayılma politikasının Filistin’le sınırlı olmadığı ve amaçlarına ulaşmak için ne siyasi ne de ahlaki hiçbir sınırı tanımayacağını da gösterdi. Yukarda zikrettiğim üzere ABD ve birçok Batı ülkesinin koşulsuz desteği de İsrail’i fazlasıyla cesaretlendirirken, İsrail karşıtlarının da ümidini kırıyor. Kısacası uzak ve yakın tarih bize hedefe odaklanmayan, parçalı bir strateji ile İsrail ile mücadelenin pek de sonuç vermediğini gösteriyor.  

Yeni imkanlar yeni bakış açısı 

İsrail-Filistin çatışması ve daha özelde 7 Ekim’den sonraki sürece ilişkin birçok ülkenin yaklaşımına baktığımızda karşımıza iki ana tavır çıkıyor. Birçok ülke ya meseleyi diğer ülkelere havale ederek olası maliyetlerden kaçmaya çalışıyor ya da süreci kendi çıkarları için kullanmaya çalışıyor. Bu tablo da İsrail’e karşı sistematik ve bütüncül bir tavır almayı fazlasıyla zorlaştırıyor.  

Öncelikle 7 Ekim itibariyle ateşkesin sağlanması ve yardımların Gazze’ye ulaşması için birçok ülkenin olağanüstü çaba sarf ettiğini ifade ederek başlayalım. Ancak geçen hafta arabuluculuk faaliyetlerinin merkezindeki Katar Dışişleri Bakanı’nın “bu süreci kendi çıkarları için kullanmak isteyen ülkeler var ve bu durum Katar’ı pozisyonunu gözden geçirmeye zorluyor” şeklindeki ifadeleri bu çabaların neden sonuca ulaşmadığını da işaret ediyor. Bakanın ifadeleri yalnızca 7 Ekim sonrası değil, meselenin özellikle son yirmi yıllık bağlamını da yansıtıyor.   

Dolayısıyla sonuç almak için birçok aktörün niyetini, meseleyi değerlendirmeye dönük metodolojinin de değişmesi şart. Afaki bir durumdan bahsettiğimi düşünebilirsiniz ve kısmen haklısınız da. Dahası İsrail’e karşı büyük bir blok oluşturma ya da böylesi bir süreci katkı sağlayacak adımları nihayete erdirmek kolay olmayacaktır. Başta ABD olmak üzere birçok aktör bu süreci baltalamaya çalışacaktır. Ancak aynı yöntemde ısrar edip farklı sonuç alınamayacağını da herkes biliyor. 

Öncelikle bölge aktörlerinin bu meseleyi kendi ulusal politikalarından yalıtmasının mümkün olmadığını ifade edelim. Ancak ulusal çıkarlara kurban edecek çerçevenin dışına çıkarmak, üzerinde ittifak edilecek hedefler belirlemek ve bunlar için çaba sarf etmek de mümkün.  

Bu bakış açısının, İsrail'e karşı bir blok oluşturulmasını kolaylaştıracağı söylenebilir. Kısa vadede, ateşkes sağlanması ve yardımların ulaştırılması, ABD'nin İsrail'e desteğini kesmesi için baskı yapılması, Filistin siyasetinin entegrasyonu gibi hedefler öne çıkabilir. Orta ve uzun vadede ise, bir Filistin devletinin imkânlarının hazırlanması hedeflenebilir. Ancak bu hedeflere ulaşılabilmesi için başlangıç noktası, tüm aktörlerin samimiyetle davranması ve karşılaşılabilecek zorluklar karşısında diğerlerini suçlamadan birlikte mücadeleye hazır olmaları gerektiğidir. Bu sürecin zorluklarla dolu olduğunu unutmamak önemlidir. 

Son bir hafta içinde ortaya çıkan gelişmeler bu açıdan ümit verici: Türkiye’nin İsrail’le olan ticareti tamamen durdurması İsrail’e maliyet üretme stratejisinin ilk ve önemli adımıydı. Bu cesur adımı takip eden bölge ülkesi henüz çıkmadı.  

Benzer şekilde Uluslararası Ceza Mahkemesine açılan davaya önce Türkiye’nin ardından Mısır’ın dahil olması da ihtilaflı konuların bir kenara bırakılarak İsrail’i sıkıştıracak hamlelerde ortaklaşma tavrını ön plana çıkarıyor. Zira bu adımı birçok ülkenin atması an meselesi. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Popüler Haberler
Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde Ordu, Darbe Teşebbüsünü Engelledi

Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde, ordu, sabah saatlerinde başlayan bir darbe girişiminin güvenlik güçleri tarafından bastırıldığını duyurdu.

Myanmar'daki Çatışmalar, Arakanlı Müslümanları Tekrar Yerlerinden Ediyor

Myanmar'da yerinden edilen ve Bangladeş sınırındaki Buthidaung kentine sığınan binlerce Arakanlı Müslüman (Rohingya), ordu ile etnik silahlı gruplar arasında artan çatışmalardan dolayı kenti terk etmek zorunda kalıyor.

İran Cumhurbaşkanı Reisi'nin Konvoyunda Bulunan Bir Helikopter Kaza Yaptı

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin konvoyundaki helikopterlerden birinin kaza yaptığı bildirildi.

Kuveyt'in Turistik Cazibe Merkezi Üçüz Kuleler

Seyir küreleriyle süslenmiş benzersiz tasarıma sahip üçüz kuleler günümüzde Kuveyt'in simgeleri arasında yer alıyor.

Umman'ın Tarihine Tanıklık El Alem Sarayı'nın 200 Yıllık Hikayesi

Umman'ın başkenti Muskat'taki El Alem Sarayı, ülkenin tarihine şahitlik eden, kentin en önemli sembollerinden sayılıyor ve 200 yılı aşkın bir tarihi olan saray Sultan Kabus'un önemli misafirlerini ağırlıyor.