2003 yılına kadar Irak ordusu, Orta Doğu’daki diğer Arap ülkelerinin ordularına kıyasla önde gelen, etkin ve güçlü bir askeri kuvvet olarak kabul ediliyordu. Genel olarak Arap orduları rejimlerini korumak üzerine şekillenmişti. Bu konuda Kenneth M. Pollack’ın "Armies of Sand: The Past, Present, and Future of Arab Military Effectiveness" kitabına bakılabilir. Kitapta; Arap ordularının başarısızlık nedenleri Sovyet doktrini, siyasallaşma, azgelişmişlik ve kültür çerçevesinde ele alınmıştır. Bu değerlendirmeye rağmen, Irak ordusu diğer Arap ülkelerine göre daha güçlü ve etkin bir durumda görülmektedir. 2003 öncesi Irak ordusuna yönelik detaylı bir inceleme için ise Pesach Malovany’in kaleme aldığı Wars of Modern Babylon: A History of the Iraqi Army from 1921 to 2003 adlı kitaba bakılabilir. Bu yazıda Irak ordusunun genel tarihinin yanı sıra 2003 yılından sonraki gelişimi üzerinde durulacaktır. Ayrıca, Türkiye’nin Kuzey Irak’ta PKK terör örgütüne karşı Irak ordusuyla işbirliği yapması, Irak ordusunun incelenmesini daha da önemli hale getirmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri ve Irak ordusunun ortaklaşa çalışabilirliğinin incelenmesi ise bir başka çalışmanın konusudur.  

2003 öncesi Irak ordusu: Tarihsel arka plan

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda mağlup olması, Arap vilayetlerinin İngiltere ve Fransa tarafından paylaşılmasına neden oldu. Paris Barış Konferansı’nda temelleri atılan ve San Remo Konferansı’nda ilan edilen "manda" yönetim sistemi altında Arap vilayetleri yönetilmeye başlandı. Bu kapsamda, Osmanlı Devleti döneminde Musul, Bağdat ve Basra vilayetlerinden oluşan Bereketli Hilal’in doğu kolu, İngilizler tarafından Irak adı altında bir manda devleti olarak kuruldu.   

1921 yılında, Kral Faysal'ın Suriye'den getirdiği birliklerle Irak ordusunun temelleri atıldı ancak bu birliklerin sayısı oldukça sınırlıydı. İngiltere, Irak'taki mali yükü azaltmak amacıyla askeri harcamalarda kesintiye gitmeyi hedefledi. Bu bağlamda planlamalar yapıldı ve yıllar içinde İngiliz asker sayısında kademeli azaltmalar gerçekleştirilecekti. Irak ve İngiltere arasında 1922 yılında yapılan ve 1924 yılında onaylanan ittifak anlaşmasına göre, Irak ordusu ülkenin iç düzeni ve savunmasından sorumlu tutulacaktı. Ortak operasyonlar durumunda komuta İngilizlerde olacak ve Irak, gelirinin yüzde 25'ini silahlı kuvvetlerinin gelişimi için harcayacaktı. Bu doğrultuda İngilizler tarafından 1921'de kurulan Irak ordusu; başlangıçta 3 bin 500 askerle oluşturulmuş, daha sonra bu sayı 7 bin 500'e ve 1932 yılında Irak'ın bağımsızlığını kazanmasının ardından 30 binin üzerine çıkmıştır.  

2003 öncesi Irak ordusunun gücü ve ideolojisi  

Irak ordusu, kurulduğu 1921 yılından itibaren devletin en önemli kurumlarından biri haline gelmiştir. Ordu, devletin doğasını ve geleceğini şekillendiren belirleyici bir güç olmuş ve Irak siyasetinde temel aktör haline gelmiştir. İlk kurulduğunda İngilizlerin etkisi altında olan Irak ordusunda zamanla Pan Arap milliyetçiliğinin (Nasırizm) etkileri görülmeye başlamıştır. Bu dönemde, ordu bünyesinde komünistler, Arap milliyetçiler ve Iraklı kimliğini öne çıkarmak isteyen gruplar ortaya çıkmıştır. Örneğin; 1958’de General Kasım ve Albay Arif'in yaptığı darbe, Haşimi Hanedanlığına son vermiş ve Arap milliyetçiliği ile Iraklı kimliğini öne çıkarmıştır. Daha sonra, 1968'de Baas Partisi’nin iktidara gelmesi ve Saddam Hüseyin’in orduya hâkim olmasıyla parti-ordu bütünleşmesi başlamıştır. 2003 yılına kadar süren bu durum, ABD’nin Irak’ı işgali ve Irak ordusunu lağvetmesiyle son bulmuştur. Bu dönemden sonra Irak ordusu, ABD ve batı doktrinleri çerçevesinde eğitilmeye ve kurumsallaştırılmaya çalışılmıştır. 

 

Saddam Hüseyin döneminde Irak, iç ve dış güvenlik tehdit algısıyla oldukça askerîleşmiş bir ülkeydi. Ordu, savaş tecrübesine sahip düzenli birlikler ve elit Cumhuriyet Muhafızları olarak ikiye ayrılıyordu. Cumhuriyet Muhafızları, 140 bin askerden oluşuyordu ve İran'la savaşta belirleyici bir rol oynamıştı. Düzenli birliklerde ise Irak ordusu 1980’lerde yaklaşık 250 bin asker iken, 1980’lerin sonunda bu sayı 1 milyona ulaşmıştı. Fakat bu rakamın yarısı yaşlı erkekler ve eğitimsiz gençlerin yer aldığı yedek askerlerden oluşuyordu. Modern ekipmanlarla donatılan ordu, İran-Irak Savaşı ve Körfez Savaşı gibi büyük çatışmalarda yer aldı. Ancak, savaş alanında birçok birlik çöktü ve askerler kaçtı. Özellikle 1991 Körfez Savaşı'nda, Çöl Fırtınası Operasyonu sırasında çoğu Irak askeri firar etti veya teslim oldu.

Diğer taraftan Irak, orduyu modern silah ve ekipmanlarla donatmak için SSCB ve Batılı ülkelerden silahlar satın aldı. Ayrıca İsviçre, Almanya, Fransa ve İngiltere'den danışmanlık hizmetleri alarak yerli askeri sanayisini geliştirdi. Örneğin; İran-Irak Savaşı'nda Scud füzeleri teknolojisi üzerinden el-Abbas füzelerini üretti ve kimyasal silahları askeri doktrinlerine entegre etti. 

2003 ABD işgali: Irak ordusunun dağıtılması ve yeni bir ordu kurulması

2004 yılında Irak Geçici Hükümeti kurulana kadar görev yapan Geçici Koalisyon Yönetimi, Irak ordusunun ve devlet kurumlarının şekillenmesinde temel rol oynadı. Seküler bir ordu ve toplum oluşturmayı hedefleyen Geçici Koalisyon Yönetimi, Irak ordusu ve güvenlik birimleriyle ilgili tüm kurumları dağıttı. Baas Partisi üyelerinin yeni Irak ordusunda görev almasını yasakladı. Bu durum, yeni Irak ordusunda Sünni grupların yer almasını engelledi ve ordunun Şii gruplar ile Kürtlerden oluşmasına neden oldu. Lağvedilen güvenlik birimlerinin yerine yeni güvenlik kurumları oluşturuldu. Türkiye-Irak sınırını korumakla görevlendirilen Sınır Muhafızları Birliği de bu kapsamda kuruldu. 

Irak'ın ABD tarafından işgali sürecinde Saddam Hüseyin heykeli ağır ekipmanlarla yıkıldı

 

2005 yılına kadar 40 bin askerden oluşacak üç motorize piyade tümeni kurma planları yapıldı. İlk askeri birim, 2004 yılında Irak Ulusal Muhafızları olarak adlandırıldı. Eğitim, iki-üç haftalık acemi eğitimi ile başladı ve koalisyon güçleri tarafından verilen uzmanlık eğitimleri ile desteklendi. Ayrıca, Ürdün'de eğitim alan Iraklı subaylar, Irak'a dönerek yeni acemi erleri eğitmeye başladılar. Yeni Irak ordusu, 7 Ağustos 2004'te resmen göreve başladı. 2009'da ABD, Irak'taki askerlerini geri çekme kararı aldığında ve 2011'de bu çekilme tamamlandığında, Irak'ta 700 binden fazla Batı eğitimi almış asker ve polisten oluşan iyi donanımlı bir güvenlik gücü vardı. Kâğıt üzerinde, Iraklıların kendilerini savunmaya hazır olduklarına dair bazı nedenler vardı ancak Irak ordusunun IŞİD karşısında hızla bozguna uğramasıyla bu yapılanmalar çöktü. 

Irak ordusu, birçok ülkenin sahip olduğu geleneksel silahlı kuvvetler şeklinde kurumsallaşmıştır. Ordu hem insan gücü hem de bütçe açısından Irak güvenlik güçleri içerisinde en büyüğüdür (2024’te yaklaşık 180 bin asker ve bütçe 10,3 milyar dolar). Irak ordusu bünyesinde yer alan Terörle Mücadele Birimi, tümen büyüklüğünde olmasına rağmen son derece yetkin bir askeri güçtür ve ABD çıkarlarıyla yakından uyumlu olduğu değerlendirilmektedir. DEAŞ’a karşı mücadelede başarılı performans sergilemiştir. Bu birim, Irak ordusundan ayrı bir planlama ve eğitime tabi tutulmuş olup, başta DEAŞ olmak üzere ülkedeki terörle etkin bir şekilde mücadele etmektedir. ABD, bu birimi özel olarak desteklemekte ve eğitmektedir. Haşdi Şabi ve Kürt Peşmergeler ise yasal statüye sahip ancak alternatif askeri güçlerdir.   

Irak ordusundaki temel sorunlar

Irak ordusu için büyük bir utanç kaynağı olan olay, 2014 yılında DEAŞ’ın Musul'u ele geçirmesi girişimleridir. Bu olay, Irak Silahlı Kuvvetleri'nin dağılmasının ardından kurumsal bir kimlik ve net bir askeri doktrin eksikliğini açıkça göstermiştir. Musul ve Tikrit gibi şehirlerde DEAŞ ile karşılaşan dört ordu tümeninin görev yerlerini terk edip üniformalarını çıkararak kaçması, ordunun iç yapısındaki zayıflıkları ve disiplin eksikliğini gözler önüne sermektedir.   

ABD'nin desteklediği Irak ordusunda yaşanan profesyonellik eksikliği, mezhepçilik, yolsuzluk ve asker-sivil ilişkilerindeki belirsizlikler, ordunun etkinliğini önemli ölçüde azaltmaktadır. Emir-komuta zincirindeki aksaklıklar, askerlerin mesleklerine olan bağlılığını zayıflatan faktörlerdendir. Eğitim ve tatbikat eksiklikleri de Irak ordusunun gereken seviyeye ulaşmasını engellemektedir. Örneğin, 2010 yılında Bağdat’ın batısındaki Habbaniye askeri üssündeki mezuniyet töreninde binlerce asker, görev yerlerinin memleketlerinden uzakta olacağını öğrenince üniformalarını çıkartarak protesto etmişlerdir. Benzer şekilde, Mayıs 2013'te, 4. Tümen'e bağlı 16. Tugay'ın Kürt komutanı, birliği ile Peşmerge'ye sığınarak Irak'ın tartışmalı iç sınırlarından çekilme emrini reddetmiştir. 

 

Genel olarak Irak’ta farklı büyüklükte ve kapasitede dört ana savunma gücü bulunmaktadır; Terörle Mücadele Birimi, Irak ordusu, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) ve Peşmerge güçleri. Ancak bu birimler arasında koordinasyon eksikliği ve bazen çatışmalar yaşanabilmektedir. Örneğin, Ağustos 2018'de Irak Başbakanı, Haşdi Şabi güçlerinin Musul-Ninova Ovası'ndan çekilmesi emrini verdiğinde, örgüt bu emre karşı çıkmış ve Musul'un doğusunda faaliyetlerine devam etmiştir. Bu süreçte, mülklerin ele geçirilmesi, yağmalanması ve yerel halkın korkutulması gibi olumsuz olaylar yaşanmıştır. Irak ordusu ve diğer güvenlik güçleri Irak başbakanının emrini doğrudan yerine getirmekten kaçınmış ve olayların önlenmesinde başarısız olmuştur. Bu gelişmeler, Irak'ın güvenlik aygıtının "İranlılaştırıldığını" ve Şii dini doktrinine bağlı yeni bir silahlı örgütün Irak ordusundan daha güçlü hale getirilmeye çalışıldığını göstermektedir.  

Irak ordusundaki kurumsal kimlik ve askeri doktrin eksikliği, ordunun yapısını ve işleyişini olumsuz etkilemiştir. Irak Anayasası’nın 9. maddesi, ordunun ve güvenlik kurumlarının Irak halkının tüm bileşenlerini temsil edecek şekilde oluşturulmasını öngörmektedir. Bu bağlamda, subaylar kota esasına göre orduya alınmaktadır; yüzde 60'ı Şii, yüzde 20'si Sünni, yüzde 18'i Kürt ve geri kalanı azınlıklardan oluşmaktadır. Ancak, subayların ve astsubayların çoğu, etnik ve mezhepsel baskılar altında kendi topluluklarına hoşgörülü ve destekleyici olma eğilimindedir. Şii milisler ile askeri karargahlardaki üst düzey subaylar ve hükümet yetkilileri arasındaki bağlantılar, bu durumun bir örneğidir. Örneğin; bir subay mezhepsel bağları nedeniyle ilgili suçlunun yakalanmasını veya belirli bir mahalleyi korumak için yapılması gereken operasyonları iptal edebilmektedir. Bu durum, ordunun sadece kurumsal bir kimliğin eksikliğinden değil, aynı zamanda Kürtlerin, Sünnilerin ve Şiilerin genellikle kendi topluluklarından oluşan taburlarda görev yapmalarından kaynaklanmaktadır. Dahası Şii topluluğu, silahlı kuvvetlerde baskın hale gelmiştir. 2013 yılına kadar 14 ordu tümen komutanının 11’i Şii, sadece biri Kürt ve ikisi Sünni idi. Tüm bölge komutanları da Şii idi; ta ki IŞİD’in yükselişiyle Anbar’da bir Sünni komutan atanana kadar. 

 

Irak ordusunun karşılaştığı bir diğer sorun ise asker-sivil ilişkisidir. Anayasanın 78. maddesine göre başbakan ordunun başkomutanıdır. Ancak özellikle Nuri el-Maliki gibi mezhepçi politikalar izleyen siyasiler bu durumu istismar etmiştir. Emir komuta zinciri siyasiler tarafından bozulabilmekte ve atamalarda etnik-mezhepsel kimlikler ön planda tutulmaktadır.  

Irak ordusu için ciddi bir kurumsal ve operasyonel sorun yaratan bir başka durum ise yolsuzluktur. Örneğin; çeşitli mecralarda subay eğitim akademisine girebilmek için 3 bin dolar, generalliğe terfi için 30 bin dolar, tabur komutanlığı için 50 bin dolar ve tümen komutanlığı için 2 milyon dolar rüşvet talep edildiği iddia edilmektedir. Ayrıca, askerlerin gıda ve yakıt sübvansiyonlarının da zimmete geçirildiği de rapor edilmektedir. Daha da kötüsü ne Irak Savunma Bakanlığı ne de Irak Genelkurmayı sahip oldukları aktif asker sayısını doğru bir şekilde belirleyememektedir. Çünkü Irak ordusunda çifte sayım söz konusudur. Örneğin; 2007 yılında 22 bin personel yanlış sayım nedeniyle fazladan listelere dahil edildikleri ortaya çıkmıştır. Dahası 2014 yılında Musul’un düşmesi ve DEAŞ’ın yükselmesi sonrasında Irak ordusu için yapılan bir soruşturmada 50 bin "hayalet asker" tespit edilmiştir. Bu askerler, Irak ordusunda var olmayan ve ödemeleri komutanlar tarafından alınan hayali askerlerdir. Bu gibi yolsuzluklar, askerlerin moralini bozmakta ve ordunun zayıflamasına neden olmaktadır.  

Sonuç olarak, Irak ordusunun karşı karşıya kaldığı zayıf komuta ve kontrol yapıları, iç güvenlik birimleri arasındaki çatışmalar, mezhepsel bölünmeler, yolsuzluklar ve milli bilincin oluşmamasına bağlı olarak ortaya çıkan savaşma isteksizliği, ülkenin savunma kabiliyetini ciddi şekilde zayıflatmaktadır.  Bu durum, Irak'ın iç ve dış güvenlik risklerini artırmakta, özellikle Haşdi Şabi gibi İran destekli grupların etkinliği ve Irak ordusunun emir-komuta zincirindeki zayıflıklar nedeniyle kontrol edilemeyen bölgelerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Yine; Irak'ta sınır güvenliğini sağlamak için Sınır Muhafızları ve Peşmerge birlikleri görev almaktadır. Ancak bu birimler arasında da zaman zaman koordinasyon ve iş birliği sorunları yaşanmaktadır. İran destekli Haşdi Şabi birliklerinin ise başta sınır bölgeleri olmak üzere ülkenin çeşitli noktalarında etkin bir şekilde varlıklarını sürdürmeleri, ülkenin egemenlik ve sınır güvenliği açısından önemli bir sorun teşkil etmektedir.