Vietnam Sendromundan Gazze Sendromuna Üniversite Eylemleri

Meryem İlayda Atlas
Gazze'ye yönelik dayanışma protestoları ABD'nin üniversite kampüslerinde hız kazanıyor, tıpkı Vietnam Savaşı protestolarını anımsatan kitlesel eylemlerle. Bu hareketler, küresel adalet ve barış için çağrı yapan yeni bir kuşağın yükselişini mi işaret ediyor? Tarih tekerrür ediyor mu, yoksa bu sefer farklı mı? Gazeteci Meryem İlayda Atlas, Fokus+ için kaleme aldı.
Vietnam Sendromundan Gazze Sendromuna Üniversite Eylemleri
09 Mayıs 2024

ABD’de son iki haftadır gözle görünür bir şekilde artan Gazze protestoları ve 2000’den fazla öğrencinin, üniversite hocalarının hatta İsrail’i protesto eden Yahudilerin gözaltına alınması tarihsel olarak zihinlerde Vietnam protestoları ve 1968 hareketi ile bir özdeşlik kurduruyor. Protestolardaki bir başka benzerlik de Columbia Üniversitesi’nin protestoların merkezi haline gelip 56 yıl sonra tekrar polis baskını ile karşı karşıya kalması. 

Üniversite kampüsleri içinde kamp kuran ve Gazze ile dayanışma mesajları veren barışçıl gösteriler polisin sert müdahalesine rağmen her geçen gün artıyor. Üniversitelerin yaz tatili tarihlerine yaklaşıldığı bu dönemde Columbia Üniversitesi yüz yüze dersleri iptal ederek online eğitime geçti. Bazı üniversitelerde mezuniyet törenleri ertelendi. Amerika’nın köklü okullarından University of Southern California, Müslüman karşıtı grupların Gazze eylemlerine karşı başlattığı kampanyayı bahane ederek okul birincisi Müslüman öğrenci Asna Tabassum’un mezuniyet konuşmasını güvenlik gerekçesi ile iptal etti, dahası mayıs ayında yapılacak 65 bin kişilik ana mezuniyet töreninin yapılamayacağını ilan etti. Üniversiteler dereceye giren ve gelenek olduğu üzere konuşma yapacak Müslüman öğrencilerin verebileceği sert Gazze mesajlarından, daha doğrusu İsrail lobisinin yaşayacağı rahatsızlıktan çekiniyor.  

Netenyahu, Gazze protestolarına katılan öğrencileri “anti-semitik, dehşet verici ve Nazi Almanyasını hatırlatan” olarak suçlasa da Emory Üniversitesi Felsefe Bölüm Başkanı Profesör Noelle McAffee’nin ve Ekonomi Profesörü Caroline Fohlin’in gözaltına alınırken çekilen görüntüleri dünya çapında bir infial oluşturdu. Bu görüntüler son bir haftadır eylemlerin çapını ve katılımını artırdı. 

Eylemlerle ilgili iki görüş öne sürülüyor, bazı analizler ise sık sık Vietnam protestoları ile benzerlik kurarak ve eylemlerin biricik yönlerine işaret ederek küresel bir eşikte olduğumuzu vurguluyor ve eylemlerin algısal ve olgusal olarak yapacağı ve hatta yapmaya başladığı etkiler üzerine yoğunlaşıyor. Bu görüşe göre, ilk defa Gazze ve Filistin’le ilgili bu derece bir kolektif bilinç yaşanıyor. İkinci olarak İsrail lobisi ve propagandasına rağmen Filistinlilerin tezleri dünya çapında duyuluyor ve İsrail mallarının boykot edilmesinden tutun da politikacıların sözlü tepkilere maruz kalmasına kadar İsrail’in bugüne kadar kurup yaşattığı hakim diskur darbe alıyor.  

Karşıt görüşe göre, Paris’te uzun süre devam eden Sarı Yelekliler eylemleri, Amerika’da pandemiye rağmen devam eden Black Lives Matter eylemleri gibi son yıllarda büyük eylemlerin kitleselleşmesine ve uzun süre devam etmesine rağmen devletlerin siyasal ve tutumlarını değiştirmediği, bir müddet sonra sönümlenerek unutulduğu ve “gençlik enerjisinin” bir yere varmayacağı yönünde. Amerika’nın Vietnam’dan çekilmesine rağmen daha sonra Irak, Afganistan gibi müdahalelerinin gerçekleştiği dolayısıyla “perilous power” tanımının bir noktada hiç değişmediği yönünde. Peki, gerçekten öyle mi? Vietnam Savaşı protestolarının gücü abartılı bir anlatı mıydı? Hiçbir şeyi değiştirmemiş, hiçbir etki yapmamış anakronik bir anlatı mıdır? 

Soğuk savaş, sıcak çatışma 

Vietnam Savaşı, uluslararası ilişkiler literatüründe Savaş protestoları ile anılmaktadır. Bir noktada Kuzey ve Güney Kore savaşına da benzeyen, Güney Vietnam’ın Amerika ile ittifakının neticesinde nerdeyse 21 yıl sürmüş bir savaştır.  

Avrupa ve Amerika’da sıcak bir çatışma yaşanmadığı için adına “Soğuk Savaş” denen fakat dünyanın başka coğrafyalarında başka devletler ve çatışmalar üzerinden tarafların karşı karşıya geldiği, sıcak çatışmalarda “başka ülkelerin insanlarının öldüğü” bir dönemin ürünü olan bir savaştır. Vietnam Savaşında yarısı sivil, 3 milyon kişi öldürülmüştü. Aşağı yukarı 60 bin Amerikalının da ölmüş olması, bu savaşı Amerika için içinden çıkılmaz bir hale sokan sebeplerden birsiydi. 

Tıpkı Filistinliler gibi, Çinhindi yarımadasında kendi halinde bir memleket iken 19. yüzyılda Fransız kolonisi olarak sömürgecilikle tanışmış olması Vietnamlılara o tarihten itibaren karışıklık, bölünme çatışma, kan ve ölümden başka bir şey getirmedi. 1945’te İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesi ile Japon işgalinden kurtuldu ama tekrar karışıklığa düşmesi çok uzun sürmedi, 1949 yılından itibaren huzursuzluklar başladı, 1955 yılında başlayan savaş, 1975 yılına kadar devam etti. 

Amerika cephesinde uzayan savaş, yüz bini aşkın yaralı, on binlerce kayıp Pentagon önünde 1967 yılında 35 bin kişilik bir gösteriye sebep olmuştu. 1968 yılına gelindiğinde Vietnam Savaşı ekseninde Johnson yönetimine karşı kitlesel gösteriler başladı, bu eylemler Avrupa’ya da yayılmış olan meşhur 1968 kuşağı eylemlerinin bir parçasıydı.  

“Maskülen Fantezi” işe yaradı mı? 

Vietnam protestoları neyi değiştirdi diye düşünürsek, Amerikan müdahaleciliğine karşı entelektüel ve siyasi bir zemin oluştu. Amerika’nın kendi dizaynı ile çeşitli ikna metotlarını ve propaganda araçlarını kullanarak Vietnam Savaşı’nı istediği gibi algılatması düşüncesine bir set çekti. Şimdiki kuşağın dahi bilip izlediği Rambo filmleri bu propaganda amacı ile çekilmişti. Sylvester Stallone’nin canlandırdığı Rambo karakteri, yarım kalmış işleri tamamlamak, savaş esirlerini kurtarmak aslında Amerika’nın onurunu yüceltmek amacıyla Vietnama döner ve bir ordunun yapamadıklarını tek başına başarır. Film bu hali ile Amerika’nın kurguladığı Soğuk Savaş döneminde maskülen bir fantezi üzerinden tarihi tekrar yazma gayretinden başka bir şey değildir. Halbuki Vietnam Savaşı bugün pek çoğu gençken savaş karşıtı ptotestolara katılmış olan Amerikalıların zihninde bir maskülen fanteziden ziyade “Vietnam Sendromu” olarak yerleşmiştir. Amerika’nın 1990-91’deki Irak müdahalesinden sonra dönemin başkanı H.W. Bush, “Vietnam Sendromunu işte şimdi aştık” demişti. Dolayısıyla, devletler ne yaparsa yapsın, hâkim diskuru kurar düşüncesi doğru değildir. Her ne kadar müdahalelerle aşılmaya çalışılsa da propaganda ve büyük anlatı ile Amerikan rüyasını ve haklılığını yaşatamayacaklarını ortaya çıkarmıştı Vietnam. Aradan geçen yıllarda Amerikan haklılığı, batı merkezcilik, medeniyetler çatışması tezleri Amerika’nın lehine değil, aleyhine bir akademik ve bilimsel ortam yarattı. Batı tezlerinin eleştirisi, Edward Said’in Oryantalizm’i veya sol düşüncenin anti-kapitalist ajandasının çok üzerine çıktı. Kendine bağlı elitler vasıtasıyla kontrol ederek diskurlarını yeşertmeye çalıştıkları az gelişmiş ülkelerde de batı karşıtlığı, Amerikan müdahaleciliği ve emperyalizme karşı entelektüel bir tutum yerleşti.  

Bu bağlamda baktığımızda Gazze eylemleri çeşitli provokasyonlar ve devlet-polis müdahalesi ile sönümlenebilir. Amerika bu anlamda İsrail lobisinin baskısı ile insanları işlerinden etmek veya iş vermemek tehdidi ile kamusal alanı, medyayı, akademiyi bir müddet daha baskı altında tutabilir. Ama tıpkı Vietnam’da olduğu gibi Gazze üzerinde oluşan kolektif bilinç sivil alanda geri dönülmez bir diskur değişimine yol açabilir. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Popüler Haberler
Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde Ordu, Darbe Teşebbüsünü Engelledi

Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde, ordu, sabah saatlerinde başlayan bir darbe girişiminin güvenlik güçleri tarafından bastırıldığını duyurdu.

Myanmar'daki Çatışmalar, Arakanlı Müslümanları Tekrar Yerlerinden Ediyor

Myanmar'da yerinden edilen ve Bangladeş sınırındaki Buthidaung kentine sığınan binlerce Arakanlı Müslüman (Rohingya), ordu ile etnik silahlı gruplar arasında artan çatışmalardan dolayı kenti terk etmek zorunda kalıyor.

İran Cumhurbaşkanı Reisi'nin Konvoyunda Bulunan Bir Helikopter Kaza Yaptı

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin konvoyundaki helikopterlerden birinin kaza yaptığı bildirildi.

Kuveyt'in Turistik Cazibe Merkezi Üçüz Kuleler

Seyir küreleriyle süslenmiş benzersiz tasarıma sahip üçüz kuleler günümüzde Kuveyt'in simgeleri arasında yer alıyor.

Umman'ın Tarihine Tanıklık El Alem Sarayı'nın 200 Yıllık Hikayesi

Umman'ın başkenti Muskat'taki El Alem Sarayı, ülkenin tarihine şahitlik eden, kentin en önemli sembollerinden sayılıyor ve 200 yılı aşkın bir tarihi olan saray Sultan Kabus'un önemli misafirlerini ağırlıyor.