28 Nisan günü Fokus+’da “Arap Gençler Türkçe Öğrenimine Yoğun İlgi Gösteriyor başlıklı bir haber yayınlandı. Haberde Katar’daki gençlerin Doha’daki Türkçe kurslarına olan ilgisi anlatılıyordu. İlgili haber, sitenin X hesabından paylaşılınca altına oldukça iki ırkçı yorum yazıldı. Birinde “Gerek yok öğrenmesinler” denirken, diğerinde “Süresiz işgal” şeklinde son derece dışlayıcı ve mantıktan uzak bir yorum vardı. 

Türkiye’de bu tür yorumlar son dönemde artmakla kalmadı, bazı durumlarda şiddete bile dönüştü. Biraz empati yapılınca göçmenlere tepkili bazı Türklerin endişeleri anlaşılabilir ama çoğunun kabul edilir yanı yoktur. Anlaşılacak nokta şudur ki; Suriye iç savaşıyla birlikte Türkiye’ye yoğun ve bir anda gerçekleşen bir Suriyeli göçü oldu. Sokakların dili ve dükkanların levhaları bir anda değişince yerli halkta bir şaşkınlık oldu. Irkçı olmayan kesim savaş şartlarını da göz önünde bulundurarak ve de bir gün geri döneceklerini farz ederek durumu anlayışla karşıladı. Ancak dönüş olmayınca onlar da sonradan şikâyet etmeye başladılar.

Ancak Arap ve İslam düşmanlığıyla yetişmiş bir kesim var ki onların bakışı ve tavırları düşmancaydı ve bu düşmanlık huzur kaçırmaya devam ediyor. Maalesef meseleye mezkûr kesim gibi bakanların sayısı az değil. Çünkü on yıllar boyu Türk halkına Arapların Osmanlıya ihanet ettiğine dair gerçekle alakası olmayan yalanlar tarih olarak anlatıldı. Evet, birinci dünya savaşında ihanet eden küçük bir Arap grubu vardı ve fakat onların sayısı toplam Arap nüfusun %1’i bile değildi. Fakat onların yaptıkları yüzünden tüm Arap halkı 100 küsur yıl sonra hala ihanetle suçlanabiliyor.

Türkiye’de Avrupa hayranlığı ve Arap tepkisi

Tuhaf olan şu ki; O günlerde akan Türk kanının failleri ve İstanbul dahil birçok şehri işgal edenler Avrupalı güçler olmasına rağmen bugün Avrupalılara büyük teveccüh gösterilmekte ve fakat Araplara halen “hain” denmekte. Daha da tuhaf olanı söyleyelim; Bugün Arapları Osmanlıya ihanetle suçlayanlar Osmanlıya en çok küfredenlerdir. Öyle ki her 29 Ekim günü sadece Cumhuriyeti kurmayı değil, aynı zamanda Osmanlı Devleti’ni yıkmayı da kutlarlar. Oysaki ikisi de Türklerin kurdukları sıralı devletler olduğu için ikisinin de baş tacı edilmesi gerekiyordu. 

Yine de Osmanlı Devleti’nden kurtulduklarına sevinebilirler, kendileri bilir ama en azından yıkılışına sebep olan dış güçleri doğru tanımlamaları gerekir. Aksi takdirde ihanet gibi söylemlerin kendilerinin İslam düşmanlığını perdelemek için kullanıldığı anlamına gelir. Nitekim durum tam da böyle. Çünkü Arap halkına gösterilen tahammülsüzlük diğer göçmenlere gösterilmiyor. Örneğin Rus-Ukrayna savaşından dolayı gelen göçmenlere benzeri bir menfi tepki yoktu. 

Dükkân tabelaları için de benzer bir tutum vardı. Arapça tabelalar sökülürken İngilizce tabelalara karışılmadı. Türk dili Avrupa dillerince işgal edildiğinde sesi çıkmayanlar Arapçayı bir tehdit olarak gördüler. Oysaki bir dil ölüyorsa nasıl öldüğü değil ölüp ölmediği önemlidir. Ancak öyle görünüyor ki Avrupai dillere ait kelimelerin Türkçede baskın olması sorun teşkil etmiyor. Belki de bunu Avrupalılaşmak/Batılılaşmak için bir gereksinim olarak gördükleri için sesleri çıkmıyordur. Dileriz öyle değildir ama sükût ikrar ise bu sessizlik hayra alamet değildir. 

Yabancı yatırımlar ve milliyetçilik çelişkisi

Diğer yandan Araplara gösterilen tavırlar milliyetçilikle de çelişiyor. Milliyetçilik sadece kendi ırkıyla övünmek değil, aynı zamanda milletin faydasına olanı da istemektir. Örneğin bir yabancı ülkeden ülkenize yatırım yapılıyorsa veya yabancı turistler ülkenizi ziyaret ediyorsa buna sevinmeli ve ülkeye akan paranın nereden geldiğine bakmamalısınız. Ancak maalesef yatırımı bir Arap ülkesi yaptığında ülkenin Araplara satıldığı gibi akla mantığa sığmayan ithamlar yapılmaktadır. Oysa benzer bir yatırım Avrupalı bir ülkeden veya Amerika’dan geldiğinde tepki verilmemektedir -ki verilmemelidir. Çünkü her yatırım yeni istihdam, iş olanakları ve sermaye girişi demektir. Maalesef ülkemize en çok yatırımı Batılı ülkeler yapmasına rağmen tepkinin çoğu, görece daha az yatırım yapan Arap ülkelerine gösterilmektedir. 

Tepki verenlerin siyasi tartışmalarda dillerine pelesenk ettiği “Devletin dini olmaz” sözü nedense ekonomide geçerli olmuyor. Çünkü paranın da dini olmaz (ama meşruluğu/gayrı meşruluğu olur). Sermaye bir şekilde dine ve ırka bağlanıyorsa demek ki din düşmanlığı ve ırkçılık yapılıyordur. Lakin muhatabına değil de kendisine zarar veren ırkçılık, ırkçılıktan da öte cehalettir. 

Benzer bir yaklaşım Arap turistlere karşı da yapılmaktadır. Türkiye’de bazılarının ırkçılığı öyle bir safhaya gelmiş ki turist olarak gelen Araplara da göçmen muamelesi yapmakta ve onları dışlamaktadırlar. Bir insan bir ülkeyi ziyaret ediyorsa o ülkeyi sevdiği içindir. Hem Arap halkı ortak din ve tarihi geçmişten dolayı Türkiye’ye rağbet duyduğu için Türkiye’yi diğer ülkelere tercih etmektedir. Buna rağmen Türkiye’yi seven bu insanları dışlamak büyük bir saygısızlık ve ülke turizmine darbedir.

Aynı durum yukarıda Türkçe öğrenen Arap öğrencilere konulan menfi tavır için de geçerlidir. Bu ülkede yıllarca Türkçede Arapça ve Farsça kelimelerin çokluğundan şikâyet edilmiş ve çoğu kelime dilden çıkarılmıştı. Arapça levha fobisi de bu anlayışın bir devamıdır. Şimdi durum tersine dönmüş ve Araplar Türkçe öğreniyor ama yine de birilerinde bir hoşnutsuzluk gözlemleniyor. Anlaşılan o ki 100 yıl önce Türk halkının çoğunun onayı olmadan Orta Doğu ile gerçekleşen boşanma bazılarımızda nefrete de dönüşmüş durumda.

Göçmenlik ve çelişkili tutumlar

Son bir çelişkiye de şuraya not etmekte var. Malum Türkiye göç alıyor ama aynı zamanda göç de veriyor. Bazıları göç ettiği ülkeleri Türkiye ile kıyas yapıp kendi ülkesini iyi veya kötü niyetle eleştirmekten imtina etmiyor. Başka bir ülkeye göç ettiğinde hayatını kurtardığına inanan bile var. Göç etmek kendi takdirleri ve fakat başkalarının da kendi ülkelerine göç edebileceğini kabul edemiyorlar. Kendileri nasıl ki daha iyi şartlar için göç edebiliyorsa başkaları da Türkiye’ye göç edebilir. Kendilerinin göç etme hakkı varsa başkalarının da vardır. Kendileri davet almadan bir ülkeye göç ediyorsa başkası da davetsizce bu ülkeye gelebilir. Eğer kaçak göçten rahatsızlık duyuyorlarsa kendilerinin de kaçak göç etmemesi gerekemez mi? 

Bu tür çelişkilere rağmen insanların kimi sevip kimden nefret edeceğine elbette kimse karışamaz. Lakin insanlara saygı göstermek bir tercih değil zorunluluktur. Mesela din ve ahlaki çerçeveden bakıldığında başkasına saygı göstermek bir mecburiyettir. Ancak herkesin din ve ahlak seviyesi ve anlayışı farklı olduğu için davranışları da değişkenlik gösterebildiği için tek çözüm kanuni düzenlemedir. 

Nefret suçlarına karşı yasa önerisi

Öyle bir düzenleme ki sadece yabancı düşmanlığını değil, genel olarak tüm nefret suçlarını içermelidir. Bir yabancıya ırkı, yerli birine giyimi, etnik grubu veya mezhebi için hakaret ediliyorsa ağır cezalar verilmelidir. Ayrıca kanun sadece yaşayanlara yönelik olmamalıdır. Dine, dini değerlere, peygambere, kutsal kitaplara, ölü laik/dindar bir lidere ve farklı ideolojilere/inançlara hakaret edilmesinin önüne geçilmelidir.

Ağır cezalar her zaman caydırıcıdır ve işe yarar. Örneğin geçtiğimiz aylarda sosyal medyada göçmenler aleyhinde yalan/yanlış haber yapan hesapların kullanıcıları geçici bir süre için de olsa tutuklandıkları vakit göçmen karşıtlığı birden gündemden düşüverdi. Ancak tutuklananlar salıverildikten sonra yabancı düşmanlığı tekrar gündeme geldi. Bu mevzu telkinlerle ve ufak cezalarla çözülmeyecek kadar derin olması hasebiyle ilgili kanunun ağır cezalar içermesi elzemdir. Tıpkı baş ağrısı için sıradan ağrı kesicilerin yeterli olması ve fakat mide ağrısı için daha etkili ağrı kesicilerin gerekmesi gibi. 

Hem ayrıca devlet mezkûr kanunu mağdur edilenlerle birlikte kendisi için de çıkarmalıdır. Çünkü kaçan yatırım, gelmeyen turist ve bozulan iç huzur en çok devlete zarar verir. Oysaki Türkiye ülke olarak son yıllarda büyük bir cazibe merkezi haline geldi. Şu anda dünyanın en çok ziyaret edilen ülkelerinden biri ve yılda 60 milyar dolar turizm geliri elde ediyor. Eğer ırkçılığa dur denilirse hem yabancı yatırım hem de turist gelir. Bu güzel gidişatı neyi niye savunduğunu bilmeyen aşırı sağcı grupların bozmasına izin vermemeli. Bu yüzden en kısa zamanda nefret suçlarına karşı ağır cezalar getiren bir kanun çıkarmak bu ülkenin geleceği için olmazsa olmazdır.