08 Temmuz 2026
Türkiye son 20 yıldır silahlanmada kendi kendine yeterli olabilmek için yoğun bir şekilde çalışıyor. TUSAŞ, Aselsan, MKE ve Roketsan gibi devlet destekli firmalardan, sonradan savunma sanayisine giren Baykar ve Arca Savunma gibi özel şirketler öyle bir noktaya geldiler ki askerî ihtiyacın %80’i yerli üretim ile tedarik edilecek düzeye geldi. Ayrıca Türk ordusuna ilaveten yurt dışındaki müşterilere de yıllık 11 milyar dolarlık ihracat yapılıyor ve bu rakam her yıl %20 civarında artıyor.
“İhtiyacın %80’i yerel firmalardan karşılanıyor” demiştik. Ancak düşük yoğunluklu bir dünya savaşının yaşandığı günümüzde, bilhassa Türkiye’nin İsrail gibi savaş bağımlısı, acımasız bir ülkenin İran’dan sonraki yeni hedefi olduğu mevcut hengâmda dışarıdan tedarik edilen %20’lik dilim, hayati önem taşıyor. Özellikle İsrail’in (ve Yunanistan’ın) tedarik edilemeyen kısım için ABD yönetimini ve diğer tedarikçi ülkeleri sıkıştırdığını biliyoruz. Hatta bazı İsrailli uzmanlar %100 yeterlilik sağlanmadan Türkiye’ye saldırılmasını, aksi takdirde birkaç yıl sonra çok geç olacağını dile getiriyorlar.
%20 gerçekten önemli. Çünkü mezkûr oranın çoğu en yıkıcı, en hayati ve hacimce en büyük silahların motorlarını temsil ediyor. Son durumu yazmak gerekirse; füze bağlamında Siper 2’nin başarılı testlerinden sonra artık Türkiye’nin savaş uçaklarını 150 kilometreden vuracak hava savunma füzeleri var. Ancak adı geçen menzile sahip füzeler henüz seri üretimde değil. Siper 1 ve Hisar tipi sistemler ise henüz yeterli sayıda envanterde değil. Yüklenici Türk firmaları üretimi artırmaya çalışırken, hükûmet de açığı kapatmak için dışarıdan hava savunma sistemleri almaya çalışıyor. Bu hususta Fransa-İtalya ortak üretimi SAMP/T füzelerinin alımı için Fransa ile görüşmeler yürütülüyor. Fransa geçmişte satışa soğuk bakarken şimdi sıcak baktığı söyleniyor. Özellikle balistik füzeleri de vurabilen versiyonu büyük bir açığı kapatacaktır. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Patriot füzelerinin alımı için de çalışma yapıldığını söyledi ama çok detay vermedi. ABD velev ki satışı kabul etse bile Türkiye bekleyen müşterilerden sonra alabileceği için tedariki yılları bulacaktır.
Şu günlerde ABD’den satış onayı için beklenen en önemli parça, KAAN’ın ilk partisinde kullanılacak olan F110 motorlarıdır. F-16’da da kullanılan bu motorlardan 10 adet KAAN’ın prototipleri için alınmıştı. Asıl sipariş ise 700 milyon dolar bedelli 80 adet motor olup satışı için kongreden gelecek cevap bekleniyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, 24 Haziran’da Amerikan kongresine bir yazı göndererek motorları kongre onayı olmaksızın Türkiye’ye satacağını bildirmişti. Kongrenin itiraz için 15 gün süresi var ve süre 9 Temmuz’da bitiyor. Kongrenin satışı engellemesi için hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da üçte iki çoğunluğun ret oyu vermesi gerekiyor. Böyle bir çoğunluğun yakalanması beklenmiyor. Dolayısıyla motorların satışının önündeki engel bugünlerde kalkıyor diyebiliriz. Ancak motorlar ne zaman gelir bilinmiyor. Seri imalata başlanmadığı için motorlara şimdilik ihtiyaç yok ama Amerika’nın karar değiştirebileceği göz önünde bulundurulursa ne kadar erken gelirlerse o kadar iyi olacağı aşikârdır.
Türk hükûmeti ayrıca parasını ödediği F-35’leri almak istiyor. İsrail ve Yunanistan özellikle F-35 satışına karşı çıkıyor çünkü KAAN’ın envantere girmesi yılları bulacakken park hâlinde bekleyen Türk F-35’lerinin gelişi birkaç ay içinde olur. Bu yüzden Yahudi, Yunan ve Ermeni lobisinin kontrolündeki kongre üyelerinden Trump yönetimine yoğun bir baskı var. F-35 jetlerinin satışının engeline bahane olarak Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füzelerini alması gösterilmişti ve Türkiye CAATSA yaptırımları kapsamına alınmıştı. Normal şartlarda ilgili yaptırımlar sadece Kongre tarafından kaldırılabildiği için Başkan Trump’ın olağanüstü hâllerde kullanılan bazı özel yetkilerini kullanması gerekiyor. New York Times’a göre Trump’ın NATO zirvesinde Türkiye’ye müjdeli bir haber verme ihtimali var.
Doğrusu F-35’lere ihtiyaç olur mu, olursa ne kadar olur bilemiyoruz. Şayet F-35’leri gören radarlar geliştirilebildiyse almamak daha iyi bir seçenek olabilir çünkü hem pahalı hem de uzaktan kumanda edildikleri iddiası doğruysa boş yere milyarlarca dolar ödenmiş olacaktır. Öte yandan Türkiye’nin Katar’dan aldığı Eurofighter Typhoon jetlerinin yakında gelebileceği bilgisi var. Türk pilotların adı geçen uçağı tanıma ve kullanmaya dair eğitimlerini sürdürdüğü biliniyor. 200’den fazla F-16’nın envanterde olması diğer bir avantaj.
Deniz Kuvvetleri bağlamında ise her şeyin sorunsuz gittiği, çok sayıda korvet ve fırkateynin envanterde olduğunu biliyoruz. Kamikaze dron konusunda da açığın kapandığını söyleyebiliriz.
Karadan karaya füzelerde ise yeterliliğin %100’e ulaştığı görülüyor. Geçtiğimiz günlerde testi yapılan Tayfun Blok 3 füzesi, denizde hareket hâlindeki hedefi vurarak büyük bir başarı elde etti. Tayfun Blok 4 henüz test edilmedi, ancak testinin başarılı olacağına dair güçlü bir beklenti var. Türkiye’ye düşmanlık besleyen ülkelerin yakınlığı dikkate alındığında, daha uzun menzilli versiyonlardan çok, füze adedinin önemli olacağı görülmektedir.
Diğer yandan Kızılelma insansız savaş uçağının henüz envantere girmediğini biliyoruz. Altay tankında yeni teslimatlarla ilgili hiçbir haber çıkmaması ise bir aksama olduğu ihtimalini güçlendiriyor. Altay’ın gecikmesi sorun olmaz ama Kızılelma’nın bir an önce görev üstlenmesi gerekiyor.
Sonuç olarak, Türk savunma sanayisi, savaşların dört bir yanda devam ettiği ve Türkiye’nin de hedef olma riskinin yüksek olduğu bir ortamda risklere adapte olmak için hükûmetin de baskı ve desteğiyle elinden geleni yapmaya çalışıyor. Bu hususta ihmal, imha ile sonuçlanır. Bir ihmal değil, teyakkuz hâlinin olduğu, sürekli yapılan tatbikatlardan görülebiliyor.
Türkiye’de bunlar olurken düşmanlık besleyen ülkeler de boş durmuyor. İsrail savaş biter bitmez Yunanistan ile hava tatbikatı yaptı ve İsrail medyasının deyimiyle “Türkiye’nin arka bahçesinde Türkiye’ye mesaj verdi”. Türk Hava Kuvvetleri de daha önce Mısır Hava Kuvvetleri ile tatbikat yapıp mesajını vermişti. Şu sıralar Suriye ile de tatbikatlar yapıp askerî anlaşmalar imzalamak ve silah satmakla yeni bir mesaj verilse fena olmaz gibi görünüyor.
Görünen o ki Türkiye’nin düşmanları da Türkiye de uyumuyor. Ancak anahtar kelimenin uyamamak değil “uyanık olmak” olduğunu hatırlatmak gerekiyor.
devamını oku daha az oku
yazmıştır.