28 Ocak 2026
Ünlü Osmanlı tarihçisi Hoca Sadeddin Efendi, meşhur eseri Tacü’t-Tevarih’te, Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Kudüs-i Şerif’i Osmanlı topraklarına katmasının ardından Gazze’ye girişini şu sözlerle betimlemektedir:
“Ol uğurlar getiren makamda dinlendikleri gece kar yağdı. Her taraf yığılan karlarla doldu. Ertesi de sert bir rüzgar çıktı. Oturup vakit geçirme zamanı olmadığından geçmişte Askalan adıyla tanınan Gazze yoluna çıkıp, ordu-yi hümayuna gelişleri, ruhun bedene girişi gibi, ordusuna girişi, askerin güvencesi, saye-i cah-ü celalleri İslam askerine gölge oldu. Gazze yöresine mutluluklar geldi. Ayağı bastığında san cihan titredi”
Akdeniz’in güneydoğu köşesinde, Mısır’ın kuzey kapısı mahiyetinde olan bu sahil şehri, tarih boyunca stratejik önemini koruyan kritik yerleşim merkezlerinden biri olmuştur. Gazze, 634 yılında Hz. Ebu Bekir’in hilafeti döneminde İslam topraklarına katılmış, 1149 yılında Haçlı istilasına uğrasa da 1187’de Kudüs Fatihi Selahaddin-i Eyyubi tarafından yeniden fethedilmiştir. Takip eden süreçte Memlük egemenliğine giren şehir, 1517 yılında Osmanlı idaresine geçmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasındaki 1917 yılına kadar, tam dört asır boyunca Osmanlı Devleti çatısı altında huzur ve sükunet içerisinde yönetilmiştir.
Osmanlı idaresinin şehirdeki başlangıcını, Hoca Sadeddin Efendi’nin 'Gazze yöresine mutluluklar geldi' ifadesiyle simgeleştirmek mümkündür. Her ne kadar bu dizeler Yavuz Sultan Selim’in şahsına ve zaferine atfedilmiş olsa da Osmanlı Devleti benimsediği yönetim felsefesiyle toplumun tamamına yayılan bu saadet, huzur ve refah ortamını asırlarca sürdürme gayretinde olmuştur. Devlet, bölgede kalıcı bir düzen kurmak adına, çok katmanlı ve dinamik bir idari yapı tesis ederek bu barış iklimini kurumsallaştırmıştır.
Devletin en üst düzey kararlarının kaydedildiği Mühimme Defterleri’nde, bu huzur ve barış ikliminin tesis edilmesine yönelik yüzlerce kayda rastlanmaktadır. Esasen şehirdeki bu sükunet ve düzenin rastlantısal değil, idari bir hassasiyet, derin bir sorumluluk bilinci ve 'soylu bir çaba' neticesinde şekillendiğini söylemek mümkündür.
8 Nisan 1560 tarihli Şam Beylerbeyi’ne gönderilen bir hükümde, Gazze’de çekirge istilası nedeniyle büyük bir afet yaşandığı, ayrıca bazı yerel unsurların bu durumdan istifade ederek huzursuzluk çıkardığı belirtilmektedir. Söz konusu yazıda, bölgedeki asayişin ivedilikle tesisi ve zarar gören yerlerin süratle imar edilmesi emredilmektedir. Gazze, Osmanlı idaresine geçtikten sonra zaman zaman asayiş ve sükuneti ihlal eden benzer girişimlere sahne olsa da merkezi idare bu tehditlerle kararlı bir şekilde mücadele etmiştir. Nitekim bölgeye yağma amacıyla gelen asilerin cezalandırılmasında (tedibinde) üstün hizmet gösteren Gazze Beyi Sinan Bey’in adamlarından Mehmet’e, bu başarısının karşılığı olarak bir 'tımar' tevcih edilmesine dair 7 Kasım 1560 tarihli Mühimme kaydı, devletin asayiş konusundaki titizliğinin sahada ne denli kararlılıkla işlediğine ve toplumsal huzurun korunması için ödün vermeyen bir mekanizma kurulduğuna dair somut bir örnektir.
27 Haziran 1571 tarihli, Şam Beylerbeyi ile Gazze Kadısı’na hitaben yazılan bir başka hükümde ise idari ve adli denetimin dikkate değer bir örneğine rastlanmaktadır. Gazze Mahkemesi’nde daha önce naib (kadı vekili) ve katip olarak görev yapan Zeynüddin bin El-Maşruki’nin, karıştığı yolsuzluk ve usulsüzlükler nedeniyle görevden alınmasına rağmen uygunsuz davranışlarını sürdürdüğü tespit edilmiştir. Söz konusu hükümde, bu şahıstan şikayetçi olanların haklarının iade edilmesi ve kişinin sabit olan suçlarının merkeze bildirilmesi emredilerek, yerelde adaletin kusursuz olarak işletilmesi istenmektedir..
1649 yılında Gazze’yi ziyaret eden ünlü seyyahımız Evliya Çelebi, şehir hakkında bizlere oldukça tafsilatlı ve canlı bir tasvir sunmaktadır. Çelebi’nin müşahedeleri, Osmanlı idaresinin şehirde tesis ettiği nizamın, idari insicamın ve toplumsal huzurun sahada nasıl hayat bulduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Evliya Çelebi’nin tasvirlerine göre Gazze, son derece mamur, şenlikli ve her açıdan gelişmiş bir vilayettir. Şehirde dört mezhebe vakıf alimler, nakibüleşraflar, zengin tüccarlar ve hünerli sanatkarlar sosyal dokunun zenginliğini oluşturmaktadır. Geniş bir ovada, altı mahalle ve 1.300 haneden müteşekkil olan şehrin mimari yapısı, kagir binalar, yüksek saraylar ve bağlık-bahçelik evlerle bezenmiştir. Şehirdeki toplam 70 mihraptan 11’i Cuma Namazı kılınan büyük camilerdir. Bunların başında, çarşı içerisinde yer alan ve Vali Hüseyin Paşa tarafından inşa ettirilen cami gelmektedir. Mısır, Şam ve Kudüs mimarlarının adeta bir sanat yarışına girerek inşa ettikleri bu yapı, hendese ilmine vakıf olanları hayretler içerisinde bırakacak bir zarafete sahiptir. Özellikle üç şerefeli minaresi, benzerine pek az rastlanan bir ustalık eseri olarak şehrin siluetini taçlandırmaktadır. Görüleceği üzere Gazze, tarihsel süreçteki bu dingin ve düzenli yapısıyla, günümüzün modern literatüründe kullanılan 'sakin şehir' kavramını karşılayan bir mahiyete ve hüviyete sahiptir.
İlerleyen dönemlerde şehirdeki huzur ikliminin korunması ve devlet hizmetlerinin geliştirilmesi amacıyla, şehre yönelik yeni kararların alınarak titizlikle uygulamaya konulduğu görülmektedir.
Kamu hizmetlerinin düzenli bir işleyişe kavuşturulması amacıyla inşa edilen hükümet konağı, asayişin temini için tesis edilen kışla ve karakolhaneler, toplum sağlığını korumaya yönelik tahaffuzhaneler (karantina merkezleri), modern eğitim mektepleri ve belediyecilik faaliyetleri ile ulaşım ağlarının geliştirilmesine dair arşivlerimizde, Gazze özelinde müstakil başlıklar altında tasnif edilmiş onlarca belge bulunmaktadır. Bu zengin belge çeşitliliği Gazze’nin Osmanlı idaresinde her dönem mamur ve yaşanabilir bir şehir olduğunun ispatı niteliğindedir.
Örneğin, 28 Ağustos 1876 tarihinde Kudüs-i Şerif Mutasarrıflığına gönderilen bir yazıda, Gazze’de yeni inşa edilen Rüştiye Mektebi için yerel adaylar arasından bir öğretmen seçilmesi ve adayın yeterliliğini gösteren imtihan belgesinin merkeze gönderilmesi talimatı verilmiştir. 30 Ağustos 1902 tarihli dikkat çeken bir belgede ise Padişah’ın tahta çıkışının 25. yıl dönümü anısına, Gazze Hükümet Konağı civarında inşa edilen dört musluklu çeşme ile Redif taburları için hazırlanan koğuş ve depoların açılış bilgisi yer almaktadır. Mülki ve askeri erkanın yanı sıra bölgenin ileri gelenlerinin de katıldığı bir merasimle gerçekleştirilen bu açılış, Dahiliye Nezareti’ne arz edilmiştir. Bunlara ek olarak Gazze’ye hizmeti dokunanların da bizzat devlet tarafından ödüllendirildiği görülmektedir. Nitekim 19 Ocak 1915 tarihli Sadaret’e sunulan bir yazıda, Gazze Belediye Reisi Hacı Said Efendi’nin, görevindeki büyük hizmetlerinden dolayı Padişah kararıyla 'Üçüncü Rütbeden Osmanlı Nişanı' ile taltif edildiği belirtilmektedir.
Osmanlı Devleti sonrası tarihi süreç
Birinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği 1917 yılında Osmanlı Devleti bölgeden çekilmek zorunda kalmış, bu tarihten itibaren Gazze 1948 yılına kadar sürecek olan İngiliz Mandası dönemine girmiştir. 1948’de İsrail Devleti’nin kurulmasıyla sonuçlanan süreç (Nekbe), bölgede büyük bir demografik hareketliliğe yol açmış çevre bölgelerden gelen yoğun göç dalgalarıyla Gazze’nin nüfusu kontrolsüz ve hızlı bir şekilde artmıştır. 1948’den günümüze değin bölgede artarak devam eden siyasi tansiyonun, sosyal istikrarsızlığın ve insani krizlerin temel kaynağı İsrail’in uluslararası hukuk normlarını göz ardı eden uzlaşmaz tutumu ve işgal politikaları olmuştur. İsrail’in uluslararası hukuk ve insanlık onurunu hiçe sayan bu kural tanımaz tutumunun en şedit şekilde hissedildiği yerlerin başında ise günümüzde her anlamda kuşatılmış olan Gazze gelmektedir.
Dört asır boyunca Osmanlı idaresinde bölgenin en önemli ticaret, kültür ve huzur kapılarından biri olan bu kadim şehir, bugün maalesef dış dünya ile bağı kesilmiş, üzeri enkazla örtülmüş ve en asgari yaşam emarelerine dahi fırsat tanınmayan bir fecaat mahalline dönüşmüştür. Gazze’de ihya yerine imhayı, insicam yerine katliamı hedefleyen bu hastalıklı anlayış, tarihin siyah sayfalarında kalacak ve her daim nefretle anılacaktır. Buna mukabil, arşivlerimizde saklı duran onlarca belge ve Evliya Çelebi’nin satırlarına sinen o mamur Gazze tasviri, insanlığın ortak mirası olarak adaletin, merhametin ve yaşatma kültürünün silinmez birer şahidi olmaya devam edecektir.
devamını oku daha az oku
yılında Doçent ve 2017 yılında ise Profesör olmuştur. 5 Ocak 2012 - 7 Ağustos 2018 tarihleri arasında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürü olarak görev yapmıştır. 7 Ağustos 2018 tarih ve 2018/77 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanı olarak atanmıştır. 15 Ağustos 2024 tarih ve 2024/294 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne atanmıştır. Yakınçağ Osmanlı Tarihi alanında çalışmaları bulunan Ünal’ın Osmanlı Devleti’nin askeri sistemi, eğitim kurumları, yenileşme dönemi ıslahatları ve arşivcilik tarihi üzerine 15 adet kitabı, yerli ve yabancı akademik dergilerde birçok makalesi ve bildirisi bulunmaktadır. Ayrıca TRT AVAZ TV’de yayınlanan 13 Bölümlük HAFIZA (Osmanlı - 2021 yılında) ve 20 Bölümlük HAFIZA (Cumhuriyet - 2022 yılında) programlarının yapımını ve sunumunu üstlenmiştir.