Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın Moskova ziyareti, yalnızca diplomatik bir temas değil, aynı zamanda Suriye’nin geleneksel dış politikasına doğru atılmış bir adımdı. Kremlin’de Putin’le el sıkıştığı o kare, yıllar süren savaşın, yaptırımların ve izolasyonun ardından Şam’ın yeniden uluslararası sahnede görünür hale gelmesine rağmen, Suriye’nin geleneksel müttefiklerine dönmek zorunda kalmasının bir simgesidir. Bundan bir sene önce kimsenin hayal dahi etmeyeceği bu buluşma, aslında İsrail’in artan saldırganlığı ve ABD’nin Suriye ile İsrail arasında bir güvenlik mekanizması kurmadaki başarısızlığının doğrudan bir sonucudur. Aksi takdirde bu görüşme muhtemelen işlerin olağan seyrinde muhtemelen yine gerçekleşecekti, fakat bu kadar hızlı olmayacaktı. 

“Putin’in Şara ile el sıkıştığı bu gerçeküstü kare, İsrail saldırıları ve ABD’nin başarısız arabuluculuğu sayesinde gerçekleşti,” demiştim. Bu cümle, bugün Şam-Moskova hattının stratejik anlamını ve Şam’ın dış politika ve güvenlik yaklaşımını özetliyor. 

Bir zorunluluk 

Hem tarihsel bağları hem de Doğu Akdeniz’deki çıkarları nedeniyle Şam, Moskova’nın en istikrarlı müttefiklerinden biri oldu. Ancak Rusya’nın Beşşar Esed’i desteklemesi, Suriye’de yüzlerce savaş suçuna imza atması ve Suriye’de kaybetmesi, Rusya’nın Suriye’deki akıbetinin ne olduğu konusunda soru işaretlerinin çıkmasına sebep olmuştu. Bugün ise iki ülke arasındaki ilişkiler, duygusal yakınlıktan ziyade çıkar temelli bir gerçekçilik üzerine yeniden inşa ediliyor. 

Suriye’nin içinde bulunduğu koşullar, bu ziyareti neredeyse kaçınılmaz kıldı. On yılı aşkın savaşın ardından ülke yorgun, altyapı çökmüş, ekonomi daralmış durumda. Buna ilaveten, Şara yönetimi için uluslararası meşruiyeti pekiştirmenin ve sağlamlaştırmanın tek yolu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) daimi üyelerinden biri olan Rusya’nın desteğini sağlamaktan geçiyor. 

Suriye’nin uluslararası konumunu etkileyen kritik konulardan biri de hem Cumhurbaşkanı Şara’nın hem de İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın hala Birleşmiş Milletler (BM) terör listesinde yer alması. Bu durum, Şam yönetiminin diplomatik hareket alanını ciddi biçimde daraltıyor. Şara, devlet başkanı sıfatıyla ziyaretler gerçekleştirse de her ziyaret için BM’den özel izin ve muafiyet alması gerekiyor. Nitekim uluslararası havacılık kanunlarına göre, Şara’nın BM’den muafiyet kararı olmaksızın uçması yasak.  

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara

Benzer bir şekilde BM Genel Kurulu’nda konuşan Şara’ya, bu konuşmasından önce BM’den bir muafiyet kararı çıkarılması gerekti. Bu tarz hukuki sorunların son bulması için, BM Güvenlik Kurulu’nda Şara’nın terörizm listesinden çıkarılmasına dair bir karar alınmalıdır. 

Bu nedenle Moskova ziyareti, yalnızca ikili ilişkileri değil, aynı zamanda Rusya’nın BM nezdindeki nüfuzunu devreye sokması ve veto hakkını olumsuz yönde kullanmaması için bir arayışı da temsil ediyor. Suriye, bu listelerin kaldırılması için Moskova’nın desteğine açıkça ihtiyaç duyuyor. Çünkü BMGK’da söz sahibi olan Rusya, Şara ve Hattab’ın üzerindeki bu diplomatik ambargoyu kaldırabilecek beş ülkeden biri. Çin’in tutumu belirsizliğini korurken, ABD, İngiltere ve Fransa’nın olumlu tutumları olduğu biliniyor. 

Karşılıklı pragmatizm 

Rusya açısından Suriye, sadece bir geleneksel müttefik değil, aynı zamanda jeopolitik bir kaldıraç. Moskova, Tartus ve Hmeymim üsleri sayesinde Doğu Akdeniz’deki en kalıcı askeri varlığa sahip ülkelerden biri konumunda. Bu üsler Rusya’nın Afrika politikasının da bel kemiğini oluşturuyor. Nitekim Rusya bu üsler üzerinden Afrika’ya lojistik hat kurmuş durumda. 

Şara’nın Moskova ziyareti, bu anlamda Rusya’nın bölgedeki varlığını “yeniden hatırlatma” işlevi de gördü. Kremlin, Suriye’yi kaybetmenin Doğu Akdeniz’deki stratejik üstünlüğü kaybetmek anlamına geldiğini biliyor. Bu yüzden Putin, Şam’la ilişkilerini diri tutmak zorunda kalıyor, gerçekçi ve pragmatik bir yaklaşım sergiliyor. Nitekim Putin açısından bakıldığında yıllardır savaştığı ve öldüremediği Ahmed Şara ile el sıkışmak çok ciddi bir prestij kaybıdır. 

Ziyaretin bir diğer dikkat çekici yönü, Şara yönetiminin ideolojik değil, pragmatik bir diplomasiye yönelmesi. Eski Baas reflekslerinden uzaklaşan Şam, artık ayakta kalabilmenin yolunun sert ideolojik çizgiler değil, bölgesel gerçeklerle uyumlu bir dış politika olduğunu fark etmiş durumda. 

Suriye yönetimin Rusya konusundaki pragmatik tutumu, Esed rejiminin devrildiği süreçte görülmüştü. O dönemde abluka altında olan Rus askerlerin tahliyesi güvenli bir şekilde sağlanmış, Rusya’nın Hmeymin ve Tartus’taki üslerine dokunulmamıştır. O dönem Şam’da yaptığım mülakatlarda, Suriye yönetiminin Rusya ile ilişkileri düşmanca bir tutumun aksine gerçekçi ve karşılıklı çıkar ilişkisine dönüştürmek istediğini çok kez duymuştum. 

İsrail faktörü ve Rus askeri polisi 

Moskova ziyaretinin arkasında olan en önemli motivasyonlardan birisi de İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırıları oldu. Son dönemde İsrail’in hava saldırıları ciddi bir eskalasyon eşiğini aşmıştı. İsrail doğrudan Suriye Savunma Bakanlığı binasını yıkmış ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bahçesini hedef almıştı. İsrail’in bu saldırıların akabinde ABD taraflar arasında arabuluculuk yapmıştı. 

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara-Birleşmiş Milletler

Hatta BM genel kurulundan önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile yaptığım görüşmede, kendisi benimle uluslararası araştırmacılar ve gazetecilere İsrail ile bir anlaşmaya çok yakın olduklarını, anlaşmanın birkaç güne ilan edilebileceğini ifade etmişti. Ancak sonraki günlerde, İsrail tarafı son dakika müzakerelerde en bir talepte bulunmuştu. İsrail’den Süveyda’ya bir ‘insani koridor’ isteği Şam tarafınca kabul edilemez bir egemenlik meselesi olarak görülmüştür. 

İsrail konusunda bir çözümün ve güvenlik anlaşmasının oluşmaması, Suriye yönetimini Rusya’ya yönlendirmektedir. Rusya her ne kadar zayıflamış olsa da ve Suriye-Rusya ilişkileri henüz normalleşmemiş olsa da Suriye’nin güvenliğini sağlamak adına Rus kartını devreye sokma fikri nüksettiği görülmektedir. 

Henüz iki taraf olası bir anlaşma zeminin bir hayli uzağında. Mevcut olarak önce ilişkilerin normalleştirmesi ana gündem olacaktır. Bunun farkında olan Şara yönetiminin süreci hızlandırmak adına beklenilenden önce Moskova’ya gittiği düşünülebilir. Anlaşma sağlanması durumunda, Rus askeri polislerinin Suriye’nin güneyinde konuşlandırılması, bu anlamda yeni bir durum oluşturabilir. Bu adım, İsrail’in hava saldırılarını durdurmasa da karadan olası ilerlemelerin önüne geçebilecek bir caydırıcılık sağlayabilir ve Şam ile İsrail arasındaki güç dengesizliğini bir nebze Şam lehine düzeltir. Moskova böylece hem Suriye’ye güvenlik garantisi sunabilir hem de İsrail’e, bölgede tamamen serbest hareket edemeyeceği mesajını verebilir. 

Ancak bu hassas dengenin oluşturulması kolay olmayacaktır. Oluşturulsa bile çerçevesi ve sürdürülebilirliği ayrı sorunlar olarak öne çıkmaktadır. Nitekim Rusya, İsrail ile doğrudan bir çatışmadan kaçınmak istiyor. Aynı zamanda ABD ile Rusya arasında ilişkilerin kötüleşmesi, Rus kartını Şam açısından daha maliyetli hale getirebilir. Suriye yönetimi açısından ABD ile Rusya arasında bir denge bulunması gerekecektir. Rusya’nın Suriye’ye sağlayacağı olası güvenlik garantisinin de kapsamı belirsizliğini korumaktadır. Esed rejimi döneminde Rusya’nın İsrail ile anlaşma sağladığı ve İsrail’in önceden haber vermesi koşuluyla İsrail hava saldırıları öncesinde hava savunma sistemlerini kapattığı bilinmektedir. Bu açıdan bakıldığında, Rusya’nın Esed rejimine sunmadığı bir güvenlik garantisini yeni Suriye yönetimine sunmasını çok olası görülmemektedir.