“Tüm Mazlumların Sığınağı” Acı Çekiyor

Kemal Öztürk
Anadolu’nun yüzyıllardır yoğun göç aldığını belirten gazeteci Kemal Öztürk, Türkiye’nin göç politikası konusunu Fokus+ için kaleme aldı.
“Tüm Mazlumların Sığınağı” Acı Çekiyor
04 Temmuz 2024

Göçmen kavimler yurdudur Anadolu. Bu yüzdendir ki esmer, beyaz, kızıl, sarışın tüm renkli insan tiplerini bir arada görebiliriz bu topraklarda. Başı sıkışan, derdi olan, sığınacak yer arayan ‘ana kucağı’ gibi Anadolu’ya göç etmiştir. Anadolu da bir anne şefkatiyle gelenlere kucak açmış ve onu kendi evladı gibi içselleştirmiştir. Tarih boyunca böyle olmuştur. Bu nedenle olsa gerek, Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetim merkezi olan Topkapı Sarayı’nın duvarında, “Yâ Valiyete Külli Mazlûm" (tüm mazlumların sığınağı) yazar. Bu, onlarca etnik kökeni, birçok dini, onlarca farklı dili, kültürleri topraklarında barındıran bir imparatorluğun göçmen politikasının özüdür. 

Topkapı Sarayı’nın duvarında yazan “Yâ Valiyete Külli Mazlûm" yazısı

 

Dünyada örneği az olan harmoni 

Dünyada bu denli erdemli bir göçmen anlayışı nadir görülür. Endülüs’ten gelen Yahudiler de Rusya’dan gelen Beyaz Ruslar da Irak’tan gelen Kürtler de Orta Doğu’dan gelen Araplar da hep bu erdemli bakış açısının sonucu olarak Anadolu’da barınmıştır. 

Şimdi Adana’da, Urfa’da, Mersin’de Araplarla Türklerin; Bursa’da, Sakarya’da Arnavutlarla, Pomakların; Bolu’da, Düzce’de, Sivas’ta Çerkezlerin, Kıpçakların; Karadeniz’de Mohtilerin, Gürcülerin, Ahıska Türklerinin çocukları birbiriyle evlenmiş, karışmış ve Anadolu insanı olarak yeniden doğmuştur. 

Anadolu tüm ırkların harman yeridir ve büyük bir zenginliğe sahiptir bu yüzden. Müziğin, yemeklerin, masalların, oyunların, sanatların bu denli renkli ve zengin olmasının sebebi de budur. 

Göçmen yurdu ama bir politikası var 

Osmanlı tüm mazlumların sığınacağı bir yurttu ama bunu bir politika ile yönetirdi aynı zamanda. En başta bir iskan politikası vardı. Kafkasya’dan gelenlerin, Balkanlardan göç edenlerin, Afrika’dan, Orta Doğu’dan gelenlerin yerleşeceği yeri, yapacağı işleri belirlerdi. 

Kürt beylerinin padişahın verdiği sancağı Van’da, Bitlis’te dalgalanırken, Çerkez beylerinin sancağı dikilecek bir burç bulurdu. Bir denge, bir plan, bir hesap kitap meselesiydi bu aynı zamanda. Ağrı’da Kıpçak Türklerinin, Kulu’da Kürtlerin, Diyarbakır’da Türklerin, Bilecik’te Anadolu Yörüklerinin olmasının sebebi buydu. 

Yoğun göçün kaçınılmaz sancıları 

Suriye iç savaşı, Irak’ın ABD tarafından işgali, IŞİD’in ortaya çıkması, Afganistan’ın hem ABD hem Rusya tarafından işgali, Afrika’daki sömürge savaşları, İran’daki rejim sorunları Türkiye’nin son yıllarda görmediği kadar yoğun bir göç dalgasıyla karşılaşmasına neden oldu. 

Özellikle Suriye’deki iç savaşın sonucunda milyonlarca insan bir anda çok hızlı bir şekilde ülkeye giriş yaptı. Maalesef çoğu kontrolsüz girişlerdi. Kontrolsüzce de ülkeye dağıldılar. Bunun hem kısa vadede hem de uzun vadede ciddi komplikasyonlara neden olacağı o zaman belli olmuştu. 

 

Türkiye olağanüstü durumlardan dolayı sağlıklı bir göç ve göçmen politikası belirleyemedi. Ama işin vahimi, sonraları akut kriz dönemi geçmesine rağmen yine de bütüncül, bilimsel, geleceğe matuf bir politika metni çıkaramadı. Örneğin, göç bakanlığının kurulması, göç konusunda güçlü bir kurumsallaşmanın olması gerektiğini söyleyen tüm uzmanlara rağmen bir gelişme olmadı. 

Politika yoksa kaos vardır 

Türkiye’nin açık kapı göçmen politikası belki de atalarının Topkapı Sarayı’nda yazan erdemli sloganının bir yansıması. Ancak eksik olan o erdemli fikri bir politika ile taçlandırmaması oldu. Böylece kaotik bir ortam oluştu. 

Sonunda Fatih semtinde adım atacak yer kalmayınca oraya göçmenlerin ikamet etmesi yasaklandı. Kilis’te göçmen nüfus yerli nüfusu geçti. Antep’in tüm etnik dengeleri değişti. Kiralar, ev fiyatları, çalışma yaşamı, ticaret bununla beraber etkilendi.

Vatandaş tüm bu olup bitenlere içten içe öfkeleniyordu ve bu öfke zaman zaman patlamalara neden oldu. Kayseri’deki olay da bunun bir örneği. Olayların Hatay, Adana, Bursa, Antalya’ya yayılması biriken stresin boyutunu ve öfke yükünü gösteriyor aynı zamanda. 

Güvenlik açığı oluştu 

Göçmen meselesindeki kaotik durum aynı zamanda suiistimalleri, istismarları, güvenlik açıklarını beraberinde getirir. Nitekim Kayseri’deki olaylarda göçmenlerin iş yerleri yakılıp, yağmalandığında onlara kızmayan, “sonunda olacağı buydu” diyen çok insan oldu. Oysa görüldü ki, olaylarda göz altına alınanların yüzde 60’ı sabıkalı hırsız, tacizci, yağmacı çıktı. İşte bu kadar istismara açık bir hal bu.

Yabancı devletler de hasım gördükleri ülkelerin açıklarını azınlıklar, göçmenler, kayıt dışı hayatların oldukları yerlerde arar. Kayseri olaylarının yaşanmasından sonra Suriye’de El Bab, Afrin, Azez bölgelerinde birden Türkiye aleyhine gösterilerin patlamasının sebeplerinden biri de budur. Milli İstihbarat Teşkilatı alarma geçip etki ajanlarının hem Suriye’de hem de Türkiye içinde olayları köpürtmesini engellemeye çalıştı. Durum tam olarak bir güvenlik açığı, bir “yumuşak karın” pozisyonuna girmiş gözüküyor. 

 

Ne yapılmalı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan göçmenler konusunda insani bir hassasiyete sahip. O konuda takdir edilmesi gerek. Ancak vatandaşların sabrının tükendiğini, öfkenin taştığını, sorunun güvenlik açığı meselesine geldiğini de görmeliyiz.  

Türkiye’nin göç alanında önemli uzmanları, akademisyenleri ve insan kaynağı var. Bu insanlara kulak verilmeli. Bir politika setimizin olması gerek. Yakın, orta ve uzun vadeli bir politika belirlenmeli ve bu politikayı uygulamak için göç ve göçmen bakanlığı kurulmalı artık. 

Sorunun uluslararası bir konsensüs olmadan çözülmeyeceğini de akıldan çıkarmamak gerek. Beşer Esed ile görüşülünce bu konunun çözüleceği fikri yanlış. Esed, 8 milyon Sünni Suriyeliyi ülkeden çıkardığı için mutlu mesut halde yaşıyor.  

Onu anayasal olarak değişime, ülkede güvenli bölgeler oluşturmaya zorlamak ancak uluslararası ittifaklarla olabilir. Göçün sebebi kaynağında çözülmedikçe diğer tüm önlemler palyatif kalır. 

“Tüm mazlumların sığınağı” acı çekiyor bunu görelim artık. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Popüler Haberler
Prof. Dr. Şener Aktürk Batı Avrupa’daki Tüm Müslümanlar ve Neredeyse Tüm Yahudiler Sürgün, Zorla Din Değiştirme ve Katliamlar Yoluyla Ortadan Kaldırıldı

Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şener Aktürk, Ortaçağ'da Batı Avrupa'da yaşayan Müslüman ve Yahudi azınlıkların uğradığı etno-dini temizliği AA Stratejik Analiz için değerlendirdi.

Savaş Suçlusu Netanyahu ABD Kongresi'nde Daha kötü ne olabilir

Marmara Üniversitesi Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serhan Afacan, Netanyahu’nun ABD ziyaretini ve Kongre'de yapacağı konuşmayı AA Analiz için kaleme aldı.

Çin’in Küresel Diplomatik Girişimleri Fırsatlar, Avantajlar, Zorluklar

Çin’in son dönemde artan arabuluculuk faaliyetleri ve küresel diplomatik girişimlerindeki avantaj ve zorlukları, uluslararası ekonomi-politik çerçevedeki risk ve fırsatları Mehmet Akif Koç, Fokus+ için inceledi.

Türkiye'nin Bağdat Büyükelçisi İnan Türkiye ve Irak Arasındaki Diyalog Kanalları Güçleniyor

Türkiye'nin Bağdat Büyükelçisi Anıl Bora İnan, Türkiye'nin Irak ile diyalog kanallarını güçlendirdiğini ve Irak'ın kalkınma ve istikrar çabalarını desteklediğini belirtti. İnan, Türkiye ve Irak'ın işbirliği alanlarında diyaloğu…

Azerbaycan, AB'nin Ermenistan'a 10 Milyon Avroluk Askeri Yardımına Karşı Çıktı

Azerbaycan, AB'nin Ermenistan'a yönelik 10 milyon avroluk askeri yardım paketini "hatalı ve tehlikeli" olarak nitelendirerek, bu tür adımların bölgede gerginliği arttıracağını belirtti. AB'nin askeri yığınak politikasına son…