16 Temmuz 2025
Terör örgütü PKK'nın 5-7 Mayıs 2025 tarihleri arasında gerçekleştirdiği 12. Olağanüstü Kongresinde ilan ettiği fesih kararı akabinde 11 Temmuz’da Süleymaniye gerçekleşen silah bırakma merasimiyle sürece dair önemli ve somut bir adım daha atılmış oldu.
Türkiye’nin bir devlet inisiyatifi olarak başlattığı süreç ilk kez Devlet Bahçeli tarafından kamuoyu ile paylaşılmış ardından Abdullah Öcalan, 27 Şubat’ta bir bildiri yayınlayarak, kurucusu olduğu örgütün varlık sebeplerinin ortadan kalktığını ve örgütü fesih etme kararı aldığını ilan etmişti.
Bildiride Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürtlerin temel haklarına kavuştuğu vurgularıyla birlikte esasında dolaylı da olsa ideolojik ve askeri yenilginin kabulü de söz konusuydu. Nihayetinde Öcalan ön koşulsuz şekilde kurucusu olduğu örgüte kendi fesih etme çağrısında bulunuyordu. Bu çağrının ardından çeşitli dirençler oluşsa da önce 12. Kongre kararları ardından ise Süleymaniye’deki silah bırakma töreni ile sürecin sağlıklı bir şekilde ilerlediği görülüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iç cephenin tahkimi ve bölgesel paradigma bağlamında tarihi bir dönemeç olarak tanımladığı sürecin dizaynı ve ilerleyişi terör örgütlerinin tasfiyesi ve çatışma çözümlerine yönelik yeni bir modeli de ortaya çıkarmış oldu. Bu bağlamda “Terörsüz Türkiye” sürecini, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) örgütü gibi dünyadaki diğer örneklerle kıyasladığımızda ve silah bırakma süreci karşılaştırmalı olarak incelendiğinde ilgili süreçlerdeki benzerlik ve farklılıklar Türkiye'nin uluslararası terörle mücadele literatürüne yeni bir konsept kazandırdığını gözler önüne sermektedir.
FARC örneğinden değerlendirme yaptığımızda her iki örgütün de uzun yıllara yayılan terör geçmişi ve devletlerle yaşadıkları çatışmalar göz önüne alındığında, bu süreçlerin benzerlikleri ve farklılıkları bölgesel barış ve güvenlik dinamikleri açısından önemli çıkarımlar sunmaktadır.
FARC'ın silah bırakma sürecini inceleyecek olursak, 2012 yılında Küba'nın arabuluculuğunda Kolombiya hükümeti ile FARC arasında gizli görüşmeler başlamıştır. Daha sonra kamuoyuna açıklanan müzakereler, Havana'da devam etmiş ve yıllarca sürmüştür.
Müzakerelerde toprak reformu, siyasi katılım, uyuşturucu ticaretiyle mücadele, mağdur hakları ve silah bırakma gibi birçok konu ele alınmış, uzun süren müzakerelerin ardından, 2016 yılında Kolombiya hükümeti ve FARC arasında bir barış anlaşması imzalanmıştır.
Anlaşma, FARC'ın silah bırakmasını, siyasi bir partiye dönüşmesini ve topluma yeniden entegrasyonunu öngörüyordu. Ayrıca, çatışma mağdurları için adalet mekanizmalarının kurulması ve kırsal bölgelerde kalkınma projelerinin hayata geçirilmesi de anlaşmanın önemli maddeleri arasındaydı.
İmzalanan barış anlaşması, halkın onayına sunulmak üzere referanduma götürüldü. Ancak, beklenmedik bir şekilde referandumda "hayır" oyu çoğunlukta çıktı. Bu sonuç üzerine hükümet ve FARC, anlaşmayı yeniden gözden geçirdi ve bazı değişiklikler yaparak yeni bir metin üzerinde uzlaştı. Yenilenen anlaşma, halk oylamasına sunulmadan kongre tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi.
Silah bırakma süreci aşamalı olarak gerçekleşti ve 2017 yılında FARC'ın elindeki tüm silahların BM'ye teslim edilmesiyle tamamlandı. De-mobilizasyon sürecinde, eski FARC mensuplarının sivil hayata adaptasyonu ve topluma yeniden entegrasyonu için programlar uygulandı.
İki süreç arasındaki benzerlik ve farklar
Hem PKK hem de FARC, kuruluş aşamasında Marksist-Leninist bir ideolojik motivasyonla 40 yıldan fazla süredir terör eylemi gerçekleştirmişlerdir. Bu uzun süreli çatışmalar, her iki toplumda da derin travmalara yol açmıştır. FARC, silah bıraktıktan sonra siyasi bir partiye dönüşerek mücadelesini siyasi alanda sürdürme yolunu seçmiştir. PKK'nın fesih kararı da benzer bir siyasi dönüşümün habercisi olabilir.
FARC'ın silah bırakma süreci, Kolombiya hükümeti ile yıllarca süren kapsamlı müzakereler sonucunda ortaya çıkmış, bu anlaşma, sadece silahların bırakılmasını değil, aynı zamanda toprak reformu, uyuşturucuyla mücadele, mağdur hakları ve siyasi katılım gibi birçok önemli konuyu içermektedir.
PKK'nın fesih kararı ise tek taraflı bir açıklama olup, ön konuşuluşuz bir şekilde tezahür etmiştir. Türkiye ile doğrudan bir müzakere sürecinin ürünü değildir. Kürt meselesi ile PKK birbirinden ayrıştırılmıştır. Bu durum, sürecin kapsamı, takvimi ve olası sonuçları açısından belirleyici bir farklılık oluşturmaktadır.
FARC'ın sürecine Kolombiya hükümeti doğrudan dahil olmuş ve anlaşmanın bir parçası olmuştur. PKK'nın fesih sürecinde ise hükümet örgütle masaya oturmamıştır. FARC'ın silah bırakma sürecinde silahların Birleşmiş Milletlere teslim edilerek imha edilmesi öngörülmüştür. PKK'nın fesih kararında ise silahların Türkiye'deki alanlarda MİT'in kontrolünde imha edileceği sınır ötesinde ise yine MİT'in gözetiminde ilgili devletin güvenlik unsurlarınca imha edileceği öngörülmektedir. Türkiye’nin ortaya koyduğu çözüm modelinde 3. aktörler ve gözlemciler kesinlikle yer almamaktadır.
Her iki sürecin farklı bağlamları ve nitelikleri göz önüne alındığında, FARC deneyiminin PKK için birebir bir model oluşturması beklenmemelidir.
Çok boyutlu mücadele fesih sürecini hızlandırdı
Sonuç olarak, her iki süreç de nihayetinde silahlı mücadelenin bir sonuca ulaşmadığı ve siyasi çözüm yollarının denenmesi gerektiği realizasyonuna dayanmaktadır. FARC, silah bıraktıktan sonra siyasi bir parti kurarak demokratik süreçlere dahil olmayı hedeflemiştir. PKK'yı fesih kararına götüren süreci hızlandıran en önemli unsur Türkiye'nin mevcut askeri doktrini ve terörle mücadele yöntemleri olmuştur. Bunun sonucu olarak örgüt kurucu lideri Abdullah Öcalan'ın talimatları doğrultusunda kendini feshetmiş ve siyasi kanallara yönelecek bir sürece girmiştir.
Siyasi çözüm arayışlarının desteklenmesi, Türkiye'nin uzun vadeli güvenliği ve istikrarı açısından kritik öneme sahiptir. Türkiye özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yeni bir güvenlik doktrini oluşturarak PKK ile mücadelede çok boyutlu ve dinamik bir yaklaşım sergilemiştir.
Bu konseptin temelinde, terör örgütünün sadece silahlı eylemlerini engellemek değil, aynı zamanda ideolojik kaynaklarını kurutmak, lojistik destek ağlarını çökertmek ve toplumsal tabanını zayıflatmak da vardır. Bu çerçevede, askeri operasyonlar, istihbarat çalışmaları, hukuki süreçler, sosyo-ekonomik kalkınma projeleri ve psikolojik harekat gibi çeşitli araçlar eş zamanlı ve koordineli bir şekilde kullanılmış, PKK'nın kendini feshetme süreci hızlandırılmıştır. "Terörsüz Türkiye" hedefine ulaşılmada son yıllarda uygulanan bu strateji etkili olmuştur. Süreç sonunda bu konsept terörle mücadele literatürüne "Türkiye Modeli" olarak geçecektir.