Şam Toprakları ve Filistin’deki Türkmenler: Kimliği Korumak 

Türkmenler, Orta Asya’dan Orta Doğu’ya uzanan tarihi yolculuklarıyla, Şam’dan Filistin’e, Lübnan’dan Ürdün’e kadar geniş bir coğrafyada kimliklerini ve kültürlerini koruyarak varlıklarını sürdürüyor.
Şam Toprakları ve Filistin’deki Türkmenler Kimliği Korumak 
14 Haziran 2024

Türkmenler veya Türkler, Orta Asya’dan gelen ve tarihi kökleri en büyük Türk boylarından biri olan “Oğuz” boylarına uzanan insanlar… Türkmenler, göçebe geçmişleri açısından Bedevilere daha yakındır, ancak kuzeyden güneye giderek yerleşik hayata geçtiler. Arap dünyasına yerleşmeden önceki yaşamları ise sürekli göçebelik olarak bilinirdi.   

Türkmenler, Arapçanın yanı sıra köklü ve bağımsız bir dil olan Türk dilinin lehçelerinden biri olan Türkmenceyi konuşur. Türkmen kelimesinin köken olarak (Türk ve İman) kelimelerinin birleşmesinden geldiği söylenir.   

İlk öncüler, Selçuklular döneminde Selahaddin Eyyubi ile Şam toprakları ve Filistin’e adım atmıştı. 1416 yılında Yavuz Sultan Selim’in önderliğindeki Osmanlı fetihleriyle birlikte ordudaki aktif rollerine ve sonraki yıllar Suriye, Lübnan ve Filistin’e yerleşmelerine kapı araladı. Yer değiştirmelerinin farklı nedenleri vardı. Bazıları hac yollarına yerleşerek oraların güvenliğini sağlamak, arazilerini ihya etmek veya ticaret yapmak istemişlerdi.   

Şam topraklarındaki Türkmenler   

Şam toprakları ve Filistin’deki Türkmen aileler, yüzlerce yıldır bu topraklardaki etnisitelerin bir parçası olarak, kimliklerini ve geleneklerini koruyarak, anavatanları Türkiye ile olan tarihi köklerine bağlı kalarak günümüze kadar varlıklarını sürdürdüler.   

Suriye Türkmenleri  

Bugün Türkmenler, Suriye’de Araplar ve Kürtlerden sonra üçüncü büyük etnik grubu oluşturuyor. Türkmenler, Şam ve diğer Suriye şehirlerinin yanı sıra başta Halep, Lazkiye, Hama, Humus, Kuneytra vilayetleri ve Rakka’nın bazı köyleri olmak üzere Suriye’nin çeşitli şehirlerine dağılmış durumdalar. Varlıkları Suriye-Türkiye sınırındaki Halep şehrinde, Cerablus ve Azez bölgeleri arasında uzanan alanda yoğunlaşırken, Lazkiye Türkmenlerin sayısı bakımından ikinci sırada yer alıyor. Çoğunluğu vilayetin kuzeyindeki dağlık Türkmen bölgesinde (Bayırbucak) ve bazı mahallelerde yaşamlarını sürdürüyor.   

En ünlü Türkmen aileleri ise Kahveci, Gürbar, Attasi, Kabbani, Kuvvetli ve Turkmani aileleri. Türkmenler, Suriye toplumuna entegre olma konusunda büyük bir yeteneğe sahipler. Sosyal yaşam üzerindeki etkileri, özellikle de bulundukları yerlerde konuşma dilinde Türkçe kelimeler kullandıkları için dil üzerinde açıkça görülebilir. Yine gelenek ve göreneklerini, alışkanlıklarının bir parçası haline gelene kadar Şam topraklarının asıl sakinlerine aktarmayı başardılar. Suriye mutfağında ve tatlı endüstrisinde de iz bıraktılar. Orada yapılan en ünlü tatlıların kökenleri ise Türkiye şehirlerine dayanıyor.   

Lübnan Türkmenleri 

Bugün Lübnan’da sayıları 30-40 bin arasında değişen ve bu nedenle nüfusun %1’inden fazlasını oluşturmayan Türkmenler, Hicaz ticaret yolunu güvence altına almak veya yaşadıkları yerlerdeki kuraklıktan kaçmak amacıyla Lübnan’a göç ettiler. 500 yıldan daha uzun bir süre önce Lübnan’da varlık gösteren Türkler, bugün 8 gruba ayrılmış durumda: Akkar Türkmenleri (Kuzey Lübnan), Hermel’de Suriye sınırına komşu topluluklarda yaşayan Baalbek Türkmenleri, bölgedeki iki köyde yaşayan Daniyye Türkmenleri, Yunanistan’ın Girit adasından geldikten sonra Trablus şehrinde yaşayan Girit Türkleri, 1950’li yıllarda Mardin’deki zor yaşam koşulları nedeniyle Türkiye’den Lübnan’a göç eden Mardinlilerin yanı sıra Suriye’deki savaştan sonra Baalbek ve Akkar’da yaşayan Suriye Türkmenleri.  

Lübnan’daki en ünlü Türkmen aileleri ise Gürlü, Aytavi, Koca, Herik, Karahamit, Osman, Kasan, Genco ve Özdemir aileleri.   

Kevaşralı Halid Esad, Anadolu Ajansı’na verdiği bir röportajda, Türkiye’nin Lübnan’daki Türkmenlerden haberdar olmasının, Lübnan ordusundaki Türkmen bir askerin, görevi Lübnan ordusunu mayın temizleme konusunda eğitmek olan bir subay ile tanışması ve 1989 yılında görevli subayın talebi üzerine oradaki Türk büyükelçisiyle görüşmesiyle başladığını söylüyor.   

Filistin Türkmenleri  

Türkmenlerin Filistin’deki varlığı, Hayfa bölgesindeki Mansi köyüne yerleştikleri 1088 yılından başlayarak, Akka ve Filistin kıyılarına taşınmalarına kadar uzanıyor. Mensup oldukları ve aynı adı taşıdıkları aşirete nispetle “Türkmen Araplar” olarak adlandırılıyorlar.   

Türkmenlerin yaşadığı şehirler de diğer Filistin şehirleri gibi 1948’de Siyonist saldırılara maruz kaldı, bu nedenle yıkıldı ve sakinlerinin çoğu bu şehirler düşmeden önce katledildi. Büyük bir kısmı işgal altındaki Suriye’deki Golan tepelerine, Suriye ve Ürdün’deki diğer bölgelere ve Türkmen Şuceyye aşiretleri olarak tanındıkları Cenin, Tulkarim, Nablus ve Gazze Şeridi gibi Filistin şehirlerine göç ettirildiler.   

Öte yandan, İsrail’in 2002 yılında Cenin kampını işgali ve halka karşı katliam başlatması sırasında yüzlerce şehit ve yaralı arasında kamptaki en büyük nüfus grubu olan “Türkmen Araplar” aşiretinin çok sayıda üyesi de bulunuyordu.   

Ayrıca, Filistin’deki en ünlü Türkmen aileleri ise Türk, Bayrakdar, Batnıcı, Çorbacı, Garbavi ve Terzi aileleridir.  

Ürdün Türkmenleri  

Ürdünlü Türkmenler, Ürdün pasaportu ve kimliklerine sahip oldukları için Ürdün vatandaşlığından yararlanıyorlar, ancak geleneklerine, göreneklerine ve dillerine bağlı kalarak çadırlarda yaşamaya devam ediyorlar. Yaşamları, çeşitli nedenlerle geçmişte olduğu gibi bugün de yerlerinden edilmekle geçiyor. Ya belediyeler veya toprak sahipleri tarafından çıkarılıyorlar ya da kötü hava koşulları nedeniyle kendileri ayrılıyor.   

Medeba vilayetinde ve Ürdün’ün başkenti Amman’ın bazı bölgelerinde bulunan Türkmenler, Ürdün toplumuna entegre olamadılar. Aksine kendi içlerine kapalı toplumlar oluşturdular, kendi aralarında birbirleriyle ilişkiler kurdular. Ayrıca, evliliklerini kendi aralarında yapıyorlar ve çocuklarına Türkçe ile Arapça dillerini öğretmeye istekliler, ancak çok hareketli oldukları için çocuklar eğitim hayatına devam edemiyor. Okuma yazma bilmeyenlerin oranı ise neredeyse %95’e ulaşmış durumda.   

Popüler Haberler
Prof. Dr. Şener Aktürk Batı Avrupa’daki Tüm Müslümanlar ve Neredeyse Tüm Yahudiler Sürgün, Zorla Din Değiştirme ve Katliamlar Yoluyla Ortadan Kaldırıldı

Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şener Aktürk, Ortaçağ'da Batı Avrupa'da yaşayan Müslüman ve Yahudi azınlıkların uğradığı etno-dini temizliği değerlendirdi.

Savaş Suçlusu Netanyahu ABD Kongresi'nde Daha kötü ne olabilir

Marmara Üniversitesi Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serhan Afacan, Netanyahu’nun ABD ziyaretini ve Kongre'de yapacağı konuşmayı inceledi.

Çin’in Küresel Diplomatik Girişimleri Fırsatlar, Avantajlar, Zorluklar

Çin’in son dönemde artan arabuluculuk faaliyetleri ve küresel diplomatik girişimlerindeki avantaj ve zorlukları, uluslararası ekonomi-politik çerçevedeki risk ve fırsatları Mehmet Akif Koç, Fokus+ için inceledi.

Türkiye'nin Bağdat Büyükelçisi İnan Türkiye ve Irak Arasındaki Diyalog Kanalları Güçleniyor

Türkiye'nin Bağdat Büyükelçisi Anıl Bora İnan, Türkiye'nin Irak ile diyalog kanallarını güçlendirdiğini ve Irak'ın kalkınma ve istikrar çabalarını desteklediğini belirtti. İnan, Türkiye ve Irak'ın işbirliği alanlarında diyaloğu…

Azerbaycan, AB'nin Ermenistan'a 10 Milyon Avroluk Askeri Yardımına Karşı Çıktı

Azerbaycan, AB'nin Ermenistan'a yönelik 10 milyon avroluk askeri yardım paketini "hatalı ve tehlikeli" olarak nitelendirerek, bu tür adımların bölgede gerginliği arttıracağını belirtti. AB'nin askeri yığınak politikasına son…