Nitelikli Türk Göçmenler, Avrupa'daki Ayrımcılık ve Ön Yargı Sebebiyle Geri Dönüş Yapıyor

Sakarya Üniversitesi Diaspora Araştırmaları Merkezi araştırmacısı Dr. Zehra Hopyar, Türkiye'den Avrupa'ya çeşitli nedenlerle göç eden nitelikli göçmenlerin, Avrupa toplumunda ayrımcı ve ön yargılı tutumların sistematik şekilde hedefi olduğunu, bunun eğitim, çalışma ve sosyal yaşantılarına yansıması nedeniyle geri dönüşleri tetiklediğini söyledi.
Anadolu Ajansı
Nitelikli Türk Göçmenler, Avrupa'daki Ayrımcılık ve Ön Yargı Sebebiyle Geri Dönüş Yapıyor
15 Mayıs 2024

AA'nın Avrupa'da yaşayan nitelikli göçmenlerin Türkiye'ye dönmelerini ele aldığı iki haberden oluşan "Geri Dönüş" dosyasının ilk bölümünde Sakarya Üniversitesi Diaspora Araştırmaları Merkezi araştırmacısı Dr. Zehra Hopyar, Avrupa'dan Türkiye’ye geri dönüşlerin sebeplerini anlattı. 

Hopyar, nitelikli göçmenlik kavramının temel olarak en az üniversite mezunu, kültürel birikimi yüksek, beyin göçü yapan kimselerin literatürdeki karşılığı olduğunu, günümüzde doktorluk, mühendislik gibi mesleklerde çoğunlukla yaygın olduğunu dile getirdi.

Eğitim veya çalışmak için Avrupa'ya göç eden nitelikli göçmenlerin, geçmişte yapılan işçi göçlerinden farklı bir noktada olduğuna dikkati çeken Hopyar, profil, refah ve birikimlerin tamamen değiştiğini ancak yaşadıkları sıkıntıların ve maruz kaldıkları ayrımcılık hikayelerinin değişmediğini belirtti.

avrupa

"Rüya olarak görülen Avrupa'da yaşama hayali kabusa dönüşüyor"

Hopyar, özellikle günümüzde Türkiye'deki genç nüfusun, yeni bir hayat kurup daha iyi bir eğitim alma ve daha fazla gelir elde etme umuduyla Almanya başta olmak üzere Avrupa'nın farklı ülkelerine göç ettiğini, ancak burada da işlerin bekledikleri gibi ilerlememesinin geriye dönük göç hareketliliğine sebep olduğunu ifade etti.

Özellikle sosyal medya ve popüler kültürün etkisiyle Türkiye dışında başka bir ülkede yaşamanın toz pembe bir hayal olarak yansıtılmasının doğru olmadığına dikkati çeken Hopyar, "Avrupa'da yaşamak çok da beklendiği gibi kolay değil. Beyin göçü de denen bu durum ve rüya gibi görünen Avrupa’da yaşama hayali kabusa dönüyor. Aslında yaşanan ve beklentilerinin dışında karşılaştıkları olumsuz şeyler, bu kişilerin tekrar Türkiye'ye mecburen geri döneceklerine işaret ediyor" ifadelerini kullandı.

Avrupa ülkeleri açısından hem idari hem de toplumsal açıdan önemli bir yer tutan insan hakları, demokrasi ve eşitlik kavramlarının Türklerin de içinde olduğu çoğu göçmen grup için geçerli olmadığını ifade eden Hopyar, özellikle Almanya'da Türklerin yüksek eğitimli ve donanımlı olsa bile basmakalıp düşünceler ile sınırlandırıldığını, Avrupa toplumunun klasik oryantalist bakış açısı ile değerlendirildiğini ve ön yargılar sebebiyle niteliklerinden aşağıdaki işlerde istihdam edildiğini dile getirdi.

Nitelikli göçmenlerin Avrupa'da yerleşik olan ezbere dayalı Türk algısını kıramadığını ve bu yüzden niteliğe uygun iş bulmada zorluk çekildiğini aktaran Hopyar, şöyle devam etti:

Türk ne kadar nitelikli olursa olsun kafalarındaki ön yargı, algı, imaj değişmiyor Avrupalıların nezdinde. Örneğin Türk kadını ne kadar eğitimli donanımlı olsa bile ilk dönemdeki o algı ile eşleşen ayrımcı ve ön yargılı düşünce kalıpları hâkim kafalarında. 'Türk kadını çalışmaz, evde oturur, çocuk yapar, düşünmez' imajı var kafalarında. Ya da göçmen kökenliyseniz göçmenlerle ilgili biçilen o rolleri yapabilirsiniz sadece. Onlara göre ne okumuş olursanız olun, yüksek eğitimli olsalar dahi dışlayıcı muameleler görebiliyorlar. Sen göçmensin, göçmenlerin yaptığı işleri yapabilirsin diyorlar. Nasıl bir eğitim aldığın, nasıl vasıflara sahip olduğun önemli değil."

"Ben bütün bu ayrımcılık hikayelerine neden maruz kalayım?"

Avrupa'daki diasporanın önemli bir parçası olan birinci, ikinci ve üçüncü nesil Türklerin küçük yaşlardan itibaren yalnızca kurumsal değil, toplumun her alanında yüz yüze kaldıkları ayrımcılığa vurgu yapan Hopyar, ayrımcılık kavramının öğretmenlerin, öğrencilerin eğitim planlamasında önemli rol aldığı "gymnasium" denilen okullara devam etme kararının verildiği süreçte başladığını anlattı. Hopyar, burada Türk öğrencilerin iyi üniversitelere gönderilmesinin bilerek engellendiğini, Türklerin ve göçmenlerin yüksek seviyeli yerlere gelmemesi için bunun yapıldığının daha önce de pek çok araştırmaya konu olduğunu söyledi.

Hopyar, şöyle devam etti:

Sadece devlet işlerinde yaşanan değil, toplumun her kesiminde yaşanan bir ırkçılık, ayrımcılık ve ön yargı söz konusu. Sokakta, markette, okulda, iş hayatında buna maruz kalıyorlar. "Sen Türksün defol git" söylemlerinin yanı sıra ev kiralama, iş bulma ya da görevlerinde yükselme gibi alanlarda çok ciddi baskı ile karşı karşıyalar. Buna her gün sistematik bir şekilde her alanda maruz kalındığı düşünüldüğünde ciddi bir mobbing hali oluşturuyor."

Türkiye'den giden veya halihazırda Avrupa'da yaşayan nitelikli göçmenlerin eğitim hayatlarının yanı sıra iş hayatında da ayrımcılığa maruz kaldığını, çoğunlukla iş görüşmelerinde ve gündelik yaşantılarında, oryantalist bakış açısını yansıtan "Türkiye'de deniz var mı? Develere mi biniyorsunuz? Klasik müzik dinleniyor mu?" gibi klişe sorulara muhatap tutulduğunu anlatan Hopyar, şu ifadeleri kullandı:

Bir iş görüşmesinde veya toplumun içinde nitelikli donanımlı bir Türk ile karşı karşıya kalındığında ‘ama sen hiç Türklere benzemiyorsun’ sorusuyla karşı karşıya kalıyorlar. Bu bir övgü mü yergi mi anlam veremezken ayrıştırıcı bir unsur olarak karşılarına çıkıyor bu sorular. Ayrımcılık olarak işe alımlarda, işte yükselmelerde çeşitli problemlerle karşı karşıya kalıyorlar. Bununla ilgili yapılan pek çok araştırma var. İsmi yabancıysa iş görüşmesine çağırılmamaları görebiliyoruz. Bir ara özgeçmişler fotoğraflı isteniyordu bunun aykırı bir uygulama olduğu ortaya konulunca bu uygulama kaldırıldı. Fakat uzunca bir süre bu şekilde başvuran kişinin etnik kökeni veya dini kimliği tespit edilebiliyordu. Başörtülü kadınlar bu şekilde devre dışı bırakılıyordu. Müslüman Türk kadınları bu şekilde hem ayrımcılığa hem ırkçılığa maruz kalıyorlar."

Nitelikli Türk göçmenlerin kendilerini ispat etmek için çok çalıştıklarını ve başarılı olmak için mücadele verdiklerini, ancak toplumsal algıları kıramadıklarını ve bu nedenle kendilerine "Ben bütün bu ayrımcılık hikayelerine neden maruz kalayım?" sorusunu sormaya başladıklarını belirten Hopyar, "Alternatif bir ülke veya Türkiye'de okumak varken ya da daha iyi bir işte çalışabilmek varken orada bütün bu ayrımcılık hikayelerine neden maruz kalayım düşüncesi oluşuyor. 'Neden buna katlanmak zorundayım ki?' ya da 'Neden bunu yaşamak zorunda kalayım ki' sorularını sıkça kendilerine soruyor ve geri dönüş kararı alıyorlar. Başka bir hayat mümkünken neden bunu yaşayayım ki diyerek geri Türkiye'ye geri dönüyorlar" değerlendirmesini yaptı. 

deprem

​​​​​​​"6 Şubat depremi ve Gazze'deki katliama karşı duyarsızlık dönüş fikrine yönlendiriyor"

Nitelikli göçmenlerin geriye dönüş kararının çok kolay alınmadığını, çoğunlukla uzun yıllardır devam eden "duvara çarpma hissi" ile ortaya çıktığını bildiren Hopyar, Almanya'da çalışan bir Türk doktor üzerinden yaptığı bir çalışmasından örnek vererek şunları anlattı: 

Nitelikli göçmenlerin Türkiye'ye dönüşü ile ilgili yaptığım bir araştırmada incelediğimiz bir doktor katılımcı, hastanede bazı hastaların düzenli olarak kendi randevu sistemine kaydırıldığını söylemişti. O, bunu hastanedeki yönetime bildirdiğinde 'doktor göçmen hastalara bakmak istemiyor, bu yüzden size kaydırılıyor hastalar' cevabını almış. Bu doktor aynı duvara çarpma hissiyle burada karşılaşıyor ve 'Benim annem, babam da hastaneye gitse, demek ki onlara da bakmayacaklar, ben bu ülkeye hizmet ediyorum, onların insanlarına bakıyorum ama onlar benim anneme babama bakmaya tenezzül dahi etmiyor. Ben bu şekilde nasıl bu ülkeye hizmet edebilirim ki?' diyor ve iç sorgulama burada devreye giriyor."

Türklerin geri dönüşlerinde ayrımcılık ve ön yargıların önemli bir neden olmasına karşılık son 2 yıl içerisinde yaşanan 6 Şubat depremi ve İsrail'in Gazze'de gerçekleştirdiği katliama karşı Avrupa topluluklarındaki sessizlik ve kabul ediş halinin yeni nesil göçmenlerde geri dönüş sebebi olmasını beklediğini dile getiren Hopyar, sözlerini şöyle tamamladı: 

6 Şubat depremlerinin yaşandığı dönemde pek çok kişi çok yalnız hissettiklerini ve yaşanan büyük acının orada karşılık bulmadığını, anlattıkları şeylerin o coğrafyada hiçbir karşılık bulmadığını söylediler. Bu kırılmanın ikinci aşaması ise son 7-8 aydır devam eden Filistin'de yaşanan katliam oldu. Halihazırda yaşadıkları ülkeler, burada devam eden soykırımı adeta izliyorlar. Buradaki nitelikli insanlar daha fazla duyarlı ve bilinçliler ve ben bu ülkede ne yapıyorum sorusunu kendilerine sormaya başladılar. Önümüzdeki yıllarda bu düşünce geri dönüşlerde etkili olan faktörler arasında yer alacaktır."​​​​​​​

Popüler Haberler
Kuveyt'in Turistik Cazibe Merkezi Üçüz Kuleler

Seyir küreleriyle süslenmiş benzersiz tasarıma sahip üçüz kuleler günümüzde Kuveyt'in simgeleri arasında yer alıyor.

Umman'ın Tarihine Tanıklık El Alem Sarayı'nın 200 Yıllık Hikayesi

Umman'ın başkenti Muskat'taki El Alem Sarayı, ülkenin tarihine şahitlik eden, kentin en önemli sembollerinden sayılıyor ve 200 yılı aşkın bir tarihi olan saray Sultan Kabus'un önemli misafirlerini ağırlıyor.

BM Gazze'de Kara Sınırlarının Açılmaması İnsani Felaketi Sürdürüyor

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı Genel Komiseri Philippe Lazzarini, Gazze Şeridi'ne kara sınırlarının açılmaması ve bölgeye güvenli ulaşımın sağlanmamasının, insani felaketin sürmesine…

Mirbat Geçmişin İzlerini Taşıyan Şehir

Umman Denizi'ne uzanan Mirbat şehrinde, geçmişte antik pazarda alışveriş için çevre ülkelerden gelen tüccarları ağırlayan limanın yanı sıra bölgeyi olası tehlikelerden korumak için inşa edilen tarihi kale ziyaretçilerini karşılıyor.

İsrail'in Gazze Katliamı Hedefleri ve Olası Sonuçları

İsrail'in Gazze'ye saldırılarının temel hedefleri, Hamas'ı ortadan kaldırmak, rehineleri kurtarmak ve bölgeyi işgal etmektir. Uzun süredir devam eden bu çatışmanın, barış süreci için gerçekçi ihtimallerini ve zorlu seçenekleri Dr. Ayhan…