Orville ve Wilbur Wright kardeşlerin 1903 yılında icat ettikleri Wright Flyer adlı uçaktan önce ulaşım bugünkü kadar rahat değildi. Kara ve deniz yolculukları hem oldukça uzun sürüyordu hem de çok maliyetliydi. Wright Kardeşler’in insanlara hediye ettikleri uçakların ulaşımda kullanılmaya başlaması hem zaman hem de maliyet açısından (tabii ki çevre açısından değil) yolculara büyük avantaj sağladı. Ancak rahat bir yolculuk yapmak için sadece uçak yetmiyordu. Bunun için o uçağın havalanabilmesi ya da yere inebilmesini sağlayacak şekilde tasarlanmış havalimanları da gerekiyordu. İlk uçağın uçtuğu 1903 yılından sonra ilk havalimanı 1922 yılında Doğu Prusya’daki Königsberg kentindeki Devau’ydu.  

O yıldan günümüze ise yüzlerce havalimanı yapıldı ve yapılmaya da devam ediyor. Bu havalimanlarına bir ad ya da isim (birinin sadece adına ad, adına ve soyadına isim denir) vermek de hükümetler için bazen zorlayıcı olabiliyor. Bu hükümetler büyük çoğunlukla inşacı uluslararası ilişkiler teorisinden esinlenerek kendi uluslarının tarihinde yer alan önemli figürlere başvuruyorlar. Afrika kıtasına bakıldığında ise başkentlerindeki uluslararası havalimanlarına isimlerinin verildiği figürlerin o ülkeleri bağımsızlığa taşıyanlar oldukları görülüyor.   

Bu ülkelerden biri olan Gana’da hükümet 23 Şubat 2026 tarihinde aldığı bir kararla ülkeyi bağımsızlığa kavuşturan Kwame Nkrumah’ın ismini başkent Akra’daki uluslararası havalimanından sildi ve yerine Nkrumah’ı 1966 yılındaki darbede deviren askeri gruptaki yüksek rütbeli subaylardan Emmanuel Kwasi Kotoka’nın ismini verdi. İşin ilginç olanı ise, subay Kotoka’nın Nkrumah’a darbeden bir yıl sonra isminin verildiği bu havalimanında vurularak öldürülmesiydi. Her ne kadar Gana’da hükümet çok yakın bir zamanda havalimanı adının Kotoka’dan Akra’ya çevrileceğini söylese de ülkede pek çok kişi Afrika’nın ilk bağımsız ülkesini cumhurbaşkanının adının havalimanından alınmasına tepki gösterdi.  

Sadece Gana’ya bağımsızlık getiren değil aynı zamanda Pan-Afrikanist yapısıyla da tanınan Nkrumah’ın isminin havalimanından alınması birçok kesime göre, artık bir zamanlar çok sert ve güçlü olan antikolonyalizmin artık hızla büyüyen küreselleşme ve pazar ekonomisinde yaratılan bağımlılığa dönüşmesinin bir sonucu. Onlara göre Gana’da hükümet daha fazla yatırım çekmek adına Batı karşıtlığı da içeren antikolonyalizm simgelerini bırakıp serbest pazar içinde batıya karşı yumuşak bir neokolonyal durum yaratmak istiyor. Ne var ki, neokolonyalizmin de aslında bir Nkrumah fikri olduğunu unutmuşa benziyorlar. Bu bağlamda Nkrumah’ın Gana ve Afrika için önemini hatırlatmakta yarar var. 

Kwame Nkrumah’ın hayat öyküsü 

Eski Gana Cumhurbaşkanı Kwame Nkrumah

1935 ile 1939 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Lincoln Üniversitesi’nde siyaset bilimi eğitimi alan, 1941’de Pennsylvania Üniversitesi’nde teoloji alanında lisansüstü derecesini tamamlayan ve 1945’te London School of Economics’ten antropoloji doktorasına başlayan Kwame Nkrumah edindiği akademik birikimi kendi ülkesi Gana’nın geleceği için kullanmayı hedefledi. İngiliz sömürge yönetimi altındaki ülkesinin durumundan derinden etkilenen Nkrumah daha öğrencilik yıllarında bu yönetime son vermeye kararlıydı.   

Amerika’da bulunduğu dönemde Marcus Garvey’in öncülük ettiği Pan-Afrikanizm düşüncesiyle tanışması onun siyasi vizyonunu belirleyen en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Kalıcı’in Afrikalıların kendi köklerine dönmesi ve kıtanın kaderini kendi ellerine alması gerektiğini savunan yaklaşımı Nkrumah üzerinde kalıcı bir etki bıraktı. Bu doğrultuda Philadelphia’daki Universal Negro Improvement Association’a katıldı ve daha sonra New York’ta düzenlenen toplantılarda aktif rol almaya başladı. Pan-Afrikanizm’in Afrika diasporasına Afrika için çalışma çağrısı yapan söylemi onun bağımsızlık mücadelesini yalnızca ulusal değil kıtasal bir perspektife oturtmasına zemin hazırladı. 

Nkrumah’ın 1945 yılında İngiltere’nin Manchester kentinde gerçekleştirilen Beşinci Pan Afrikalı Kongresi’ne katılması uluslararası ölçekte tanınmasını sağladı. Bu kongre Afrika’nın geleceği üzerine yürütülen tartışmaların yoğunlaştığı ve kolonyalizme karşı ortak bir bilincin güçlendiği bir platformdu. 1946’da ülkesine dönen Nkrumah kısa sürede siyasi örgütlenmeye girişti ve arkadaşlarıyla birlikte Birleşik Altın Sahili Kongresi’ni kurarak bağımsızlık talebini kurumsal bir zemine taşıdı. Ancak zamanla daha radikal ve kitle temelli bir mücadele yürütmek istediği için 1949’da bu yapıdan ayrıldı ve kendi partisi olan Halkın Kongresi Partisi’ni kurdu. “Önce siyasi krallığınızı bulun, diğerleri ardından gelecektir” sözü Nkrumah’ın stratejik önceliğini açık biçimde ortaya koyuyordu. 1949’dan 1956’ya kadar süren yoğun mücadele sonucunda Gana Nkrumah liderliğinde bağımsızlığına kavuştu ve böylece Sahraaltı Afrika’da dekolonizasyonu başlatan ülke oldu. 

Bağımsız Gana’nın ilk Cumhurbaşkanı Nkrumah’a göre siyasi bağımsızlık ancak sosyalist bir yönelimle anlam kazanabilirdi. Ona göre kolonyalizm kapitalist yayılmanın bir ürünüydü ve buna karşı en güçlü cevap sosyalizmdi. Ancak Nkrumah’ın tasarladığı sosyalizm klasik Sovyet modelinin birebir kopyası değildi. Nkrumah sosyalizmi tarımsal kalkınmanın önemini kabul etmekle birlikte asıl vurguyu modernleşmeye yapıyordu.  

Geleneksel yapılar ve kabilesel siyaset Nkrumah’a göre İngilizler’in ülkede kolayca egemenlik kurmalarına neden olmuştu.  Bu nedenle de Nkrumah bağımsız Gana’da merkezi ve modern bir devlet kurmak istedi. Nkrumah bölgesel ve etnik temelli siyasal yapılanmaları sınırlamak amacıyla 1957’de Ayrımcılığın Önlenmesi Kanunu’nu yürürlüğe koydu ve kabile ya da din temelli parti kurulmasını yasakladı. Ekonomik alanda ise hızlı kalkınma politikaları benimsedi. Teknolojinin tarımda yaygınlaştırılmasını savunarak hem üretimi artırmayı hem de kolonyal dönemde güçlenen yerli burjuvazinin etkisini dengelemeyi amaçladı.  

İşçi ve çiftçi örgütlerini kendi partisi çatısı altında toplaması, toplumsal desteği merkezileştirme stratejisinin bir parçasıydı. Aynı dönemde Pan-Afrikanizm’i devlet ideolojisi haline getirmeye de başlayan Nkrumah, İngiliz monarşisini simgeleyen figürleri kamusal alandan kaldırdı, ülkenin bayrağını Etiyopya’nın renklerinden esinlenerek ortasına siyah yıldız ekleyerek tasarlattı, bağımsızlık anıtları diktirdi, ulusal müzeler açtı ve sömürge geçmişini simgesel olarak geride bırakmaya çalıştı.  

Bunların yanında Nkrumah kıtasal ölçekte birlik arayışını sürdürerek Addis Ababa’daki Pan Afrikanist toplantılara katıldı ve Afrika ülkeleri arasında dayanışma çağrısı yaptı. Ne var ki, Nkrumah’ın bu adımları onun zamanla otoriterleşmesine neden oldu. 1960’ta tek partili rejimi ilan ederek partisini ülkenin tek yasal siyasi gücü haline getirdi. Bu süreçte ideolojik eğitimi kurumsallaştırmak amacıyla Kwame Nkrumah İdeolojik Enstitüsü’nü kurdu ve kamu görevlilerinin burada eğitim almasını zorunlu tuttu. Pan-Afrikanizm’in yalnızca siyasi değil kültürel bir bilinç meselesi olduğunu savunarak Afrika kimliğinin yeniden inşasına odaklandı. Gerçek bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla yeşereceğini düşünen Nkrumah otoriter yönetimini bu doğrultuda kullanarak bankaları ve bazı büyük işletmeleri kamulaştırdı, devlet bankası ve sigorta şirketi kurdu, sanayi yatırımlarına hız verdi.  

Çin ve Doğu Avrupa ülkelerinden alınan kredilerle fabrikalar, hastaneler ve üniversiteler açtırdı. Fakat, bu kalkınma hamleleri beklenen sonucu vermedi. Ekonomi büyük ölçüde kakao ihracatına dayanıyordu ve 1965’te dünya fiyatlarının düşmesi ülkeyi ciddi bir krize sürükledi. Gelirlerin azalması halkın yaşam standardını düşürdü ve sosyalist dönüşüm projesine olan desteği zayıflattı. Artan hoşnutsuzluk 1966’da gerçekleştirilen askeri darbeyle sonuçlandı. Nkrumah devrildikten sonra ülkedeki Birinci Cumhuriyet de yıkılmış oldu.  

Gana Nkrumah’ın ismini başkent Akra’daki havalimanından kaldırırken Afrika’da bazı ülkeler başkentlerindeki havalimanlarını hala onları bağımsızlığa kavuşturan kişilerin isimleriyle anmaya devam ediyorlar. Kenya’nın başkenti Nairobi’deki Jomo Kenyatta Havalimanı, Tanzanya’nın eski başkenti Dar’esselam’daki Julius Nyerere Havalimanı, Mauritius’taki Sir Seewoosagur Ramgoolam Havalimanı, Senegal’in başkenti Dakar’daki Léopold Sédar Senghor Havalimanı, Fildişi Sahili’nin ekonomik başkenti Abidjan’daki Félix Houphouët-Boigny Havalimanı, Fas’ın ekonomik başkenti Kazablanka’daki Beşinci Muhammed Havalimanı, Nijer’in başkenti Niamey’deki Diori Hamani Havalimanı, Ruanda’nın başkenti Kigali’deki Grégoire Kayibanda Havalimanı, Zambiya’nın başkenti Lusaka’daki Kenneth Kaunda Havalimanı, Zimbabve’nin başkenti Harare’deki Robert Gabriel Mugabe Havalimanı, Gabon’un başkenti Libreville’deki Leon M’ba Havalimanı, Cezayir’in başkenti Cezayir’deki Houari Boumedienne Havalimanı, Botsvana’nın başkenti Gaborone’deki Seretse Khama Havalimanı, Togo’nun başkenti Lomé’deki Gnssingbé Eyadema Havalimanı, Mali’nin başkenti Bamako’daki Modibo Keita Havalimanı ve Yeşil Burun’un başkenti Praia’daki Amilcar Cabral Havalimanı ülkelerin bağımsızlığını ve dolayısıyla antikolonyalist yapılarını günümüzde de yansıtıyorlar.  

Angola ise şu anda 4 Şubat olan başkenti Luanda’daki havalimanını yeni açılacak olan havalimanıyla birlikte değiştirerek Angola’ya bağımsızlık getiren Dr. Antonio Neto Augustinho’nun ismini vermeye hazırlanıyor. Bunların yanında, Nelson Mandela’yla apartheidden kurtulmasına rağmen ülkesindeki hiçbir havalimanına Nelson Mandela ismini vermeyen Güney Afrika Cumhuriyeti’ni de yine Yeşil Burun sitem ederek bir havalimanına Nelson Mandela adını vermiş.  

Nijerya’nın başkenti Abuja’daki havalimanında ise ülkeyi 1975 yılındaki darbeyle yönetmeye başlayan General Mortala Muhammad’in ismi görülüyor. Bu arada yine hatırlatmakta fayda var, 1975 yılındaki darbede başa gelen askeri hükümet sadece Muhammed’den oluşmuyordu. Muhammed’in yanında General Yar Adua ve General Olesegun Obasanjo vardı. Nijerya zaten Sahraaltı Afrika’da üç generalin birden darbe düzenlediği tek ülkedir. Ülke başkentteki havalimanına Mortala Muhammed ismini o öldürülünce vermişti. Afrika’da yaşayan bir liderin isminin olduğu tek havalimanı da Esvatini’de. Ülkeyi günümüzde yöneten kral Mswati II’nin ismi başkent Mbabane’deki uluslararası havalimanında görülebilir. Bunların dışında kalan ülkelerin başkentlerindeki havalimanları o ülkelerin ya başkentlerinin adıyla ya da o ülkelerin tarihlerindeki bir figürle anılıyor. Tunus’un başkenti Tunis’teki Kartaca Havalimanı bu duruma örmek oluşturabilir. 

Afrika ülkelerinin bağımsızlıklarını kazandıkları zamanki antikolonyalizm küreselleşmeye dayanamayarak ne yazık ki yerini neokolonyalizme bırakıyor. Yine de bir Afrika ülkesinin lideri Afrika ile özdeşleşen antikolonyalizmi asla devlet hafızasından silmemeli. Bir ülkeye bağımsızlık getiren figürlerin isimleri sadece havalimanlarında değil, öğretim kurumlarından spor ve sanat kurumlarına kadar her yerde sonsuza kadar yaşatılmalı.