NATO 3.0 ve Orta Doğu

Veysel Kurt
Prof. Dr. Veysel Kurt, NATO 3.0 kavramsallaştırması üzerinden İttifak'ın değişen güvenlik anlayışını ve Orta Doğu’nun yeni dönemdeki stratejik önemini Fokus+ için kaleme aldı.
nato-3.0-ve-orta-dogu.jpg
07 Temmuz 2026

Uluslararası güvenlik atmosferinin, uzunca bir süredir öngörülebilirlik ve istikrar varsayımlarından giderek uzaklaştığı bir dönemde NATO kendine yeni bir rota çizmeye çalışıyor. 7-8 Temmuz 2026 tarihleri arasında Ankara'da düzenlenecek olan NATO liderler zirvesi bu anlamda yeni bir dönemin kapısını aralayacak. Kurulduğu 1949 yılından itibaren Avrupa’nın güvenliğini sağlama noktasında oldukça etkin bir rol oynayan NATO, zorlu dönemeçlerden geçse de yaşanan sistemik değişimler, değişen uluslararası güvenlik koşulları ve çeşitlenen tehditlere karşı kendini adapte etmeyi başarmıştır. Ankara Zirvesi bağlamında ortaya çıkan 3.0 kavramsallaştırması da günümüzün güvenlik koşullarına işaret etmektedir.   

Soğuk Savaş döneminin başında, ABD’nin inisiyatifi ile Avrupa güvenliğini sağlamak üzere Sovyet tehdidine karşı kolektif savunma ittifakı olarak kurulan NATO, konvansiyonel yapısını SSCB’nin dağıldığı 1990’lı yılların başına kadar sürdürdü. Nükleer tehdit dengesinin, güvenlik koşullarını büyük ölçüde belirlediği bu dönemde NATO, jeopolitik zihniyete dayalı askerî bir ittifak olarak varlığını korudu.  

Soğuk Savaş sona erdiğinde NATO’nun da misyonunu tamamladığına dair genel bir kanı oluştu. Uluslararası ilişkilerin temel referans kaynağı olarak sayılan Kenneth Waltz bile tutarlı bir analizle bu argümanı savundu. Ancak NATO’nun öncüsü olan ABD, organizasyonu feshetmek yerine dönüşümüne öncülük etti. 

1991'den itibaren NATO, bir önceki döneme nazaran daha soyut, daha geniş bir tehdit tanımı geliştirdi ve çok boyutlu güvenlik tehditlerine karşı faaliyet gösteren, kriz yönetimi ve ortaklık politikalarını öne çıkaran bir konsepti benimsedi. Risk temelli güvenlik yaklaşımı kapsamında askerî tehditlerin yerini etnik çatışmalar, bölgesel krizler, ekonomik istikrarsızlık, kitle imha silahlarının yayılması gibi siyasi krizler; askerî angajmanın yerini barış operasyonlarının aldığı bu konsept, NATO 2.0 olarak olgunlaştı.  

Hibrit savaş tanımı ve NATO’da güncelleme 

NATO, Soğuk Savaş sonrasında konsept değiştirmekle kalmadı, aynı zamanda altı dalga hâlinde genişleyerek üye sayısını 16'dan 32'ye çıkardı. İttifakın genişleme politikası, Rusya tarafından jeopolitik bir kuşatma olarak algılandı. Buna karşın Rusya, hibrit yöntemleri de içeren Gerasimov Doktrini’ni benimsedi. 2014 yılı itibarıyla Rusya’nın Kırım’ı ilhakı, Suriye’deki geniş çaplı müdahalesi gibi konvansiyonel yöntemlere eşlik eden siber saldırı, dezenformasyon, seçimlere müdahale gibi yöntemleri içeren ofansif güvenlik anlayışına karşın “hibrit tehdit” tanımını benimsedi. 2016 Varşova Zirvesi, NATO’nun tehdit kavramsallaştırmasını güncelleyerek Hibrit tehditleri merkeze alan yeni bir yaklaşım benimsedi. Bu yaklaşım, günümüzde NATO 3.0 tanımlamasının temeli sayılabilir.  

Çin’in yükselişi, Rusya ile çeşitli alanlarda geliştirdiği iş birliği ve özellikle yeni teknolojilerin kullanımında kaydettiği hızlı ilerlemenin NATO’nun gündemine girmesi kaçınılmaz oldu. 2022 Madrid Strateji Belgesi’nde Rusya ittifak için doğrudan ve yakın tehdit olarak tanımlanırken, Çin sistemik bir rakip olarak ilk defa NATO belgelerinde yerini aldı. Böylece NATO’nun ilgisi hem tematik (teknolojik rekabet, siber tehditler, uzay güvenliği) hem de jeopolitik olarak genişlemiş oldu.  

NATO'nun yeni güvenlik konseptinde Orta Doğu 

Bugüne kadar NATO’nun Orta Doğu bölgesine ilgisi genel anlamda daha ikincil bir perspektife sahip olmuştur. Büyük kriz ve çatışmaların yaşandığı dönemde NATO, büyük çaplı angajmana girmemeyi tercih etmiştir. 1991 Körfez Savaşı, 2003 ABD’nin Irak’ı işgalinde ve son olarak ABD/İsrail – İran savaşında NATO, askerî operasyonların bir parçası olmadan farklı pozisyon almıştır. Bu anlamda Libya’da Kaddafi yönetiminin devrilmesi için gerçekleşen operasyon bir istisnadır.  

Covid19 kaynaklı pandemi ve ABD/İsrail-İran savaşı, küresel güvenliğe ilişkin tanımları önemli ölçüde dönüştürürken NATO bu yeni güvenlik paradigmasına bigâne kalmamıştır. 2022 Stratejik Konsepti’nin en önemli ayırıcı vasfı, ittifakın güvenlik perspektifinin önemli ölçüde genişlediğini ortaya koymaktadır. Artık NATO yalnızca bir kolektif savunma örgütü değil; enerji güvenliği, kritik altyapının korunması, hibrit tehditler, terörizm, düzensiz göç, siber saldırılar ve tedarik zincirlerinin güvenliğini de kolektif güvenliğin ayrılmaz unsurları olarak değerlendirmektedir. Bugün NATO için Orta Doğu yalnızca küresel krizin tehdit ürettiği bir coğrafya değil; Avrupa'nın güvenliği, ekonomik dayanıklılığı ve küresel güç rekabetinin kesiştiği stratejik bir güvenlik havzasıdır. 

Bu gerçek karşısında NATO, Orta Doğu’ya ilişkin daha proaktif, daha planlı ve istikrar sağlayıcı mekanizmalara sahip bir yaklaşım sergilemek durumundadır. Enerji güvenliği ve ticaret koridorlarının küresel ekonominin temel unsurlarından biri hâline dönüştüğü bir ortamda, Orta Doğu’yu terörizm parantezinden çıkararak somut risk kaynaklarına karşı önlem almak durumundadır.  

Rusya-Ukrayna krizinin devam ettiği ve Avrupa’nın Rusya’nın enerji kaynaklarına erişemediği göz önünde bulundurulduğunda, ABD/İsrail-İran savaşı bu anlamda öğretici bir laboratuvar niteliğindedir. Enerji üretiminde ve enerji hatlarında oluşan riskler, Avrupa için hayati öneme sahiptir. Dolayısıyla merkezî otoritenin güçlendirilmesi ve Orta Doğu’nun istikrarı bu anlamda kaçınılmazdır.  

Bu konuyla bağlantılı olarak oldukça önemli bir başka konu ise Doğu Akdeniz’dir. İsrail’in yayılmacı ve istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerinin Yunanistan ve GKRY üzerinden Doğu Akdeniz’e uzanması, bölgesel güvenlikten öte riskler taşımaktadır. Doğu Akdeniz’in İsrail eliyle askerîleştirilmesi hem bölgedeki hidrokarbon enerji kaynaklarının kullanımının önünde bir engel teşkil etmekte hem de iki NATO üyesi olan Türkiye ve Yunanistan’ı karşı karşıya getirebilecek bir potansiyel taşımaktadır.  

Bu gerçekler karşısında NATO’nun Orta Doğu bölgesine dair gerçekçi ve uygulanabilir bir yaklaşıma sahip olması elzemdir. Bu yaklaşım, Orta Doğu’yu terörizmin kaynağı gibi retorikler çerçevesinde değil, yukarıda zikredilen parametreler çerçevesinde değerlendirmelidir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde NATO'nun güney kanadına yönelik siyasi, askerî ve diplomatik angajmanının daha da derinleşmesi beklenmelidir. Bu süreçte Türkiye, coğrafi konumu ve bölgesel bağlantıları sayesinde NATO'nun Orta Doğu stratejisinin şekillenmesinde kilit aktörlerden biri olmayı sürdürecektir. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Popüler Haberler
Türk Azınlığa Ait Bazı Okulların Kapatılmasına Dışişlerinden Tepki

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, Yunanistan'ın, öğrenci sayısının yetersizliği bahanesiyle Batı Trakya Türk Azınlığı'na ait 8 ilkokulu kapatma kararını kınadı.

Venezuela Depreminde 38 Kişiyi Kurtaran Türk Vatandaşı İbrahim Eser’e Kahramanlık Nişanı

Venezuela’daki çifte depremin ardından enkaz altında kalan 38 kişiyi kurtaran Türk vatandaşı İbrahim Eser, Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez tarafından Kahramanlık Nişanı ile ödüllendirildi.

HAVELSAN’ın Dört Kritik Yazılımı NATO Testlerini Başarıyla Tamamladı

HAVELSAN’ın komuta kontrol, güvenli veri aktarımı, sistem entegrasyonu ve veri paylaşımı alanlarında geliştirdiği dört yazılım yeteneği, Polonya’da düzenlenen CWIX Tatbikatı’ndaki testleri başarıyla tamamlayarak NATO sertifikasyon sürecine dahil oldu.

İran Atom Enerjisi Kurumu ABD, Nükleer Enerji Santraline Saldırdı

İran Atom Enerjisi Kurumu, ABD'nin ülkenin güneybatısındaki Huzistan eyaletine bağlı Darhovin'de yapımı devam eden nükleer santral sahasına saldırı düzenlediğini bildirdi.

Londra’daki Filistin’e Destek Yürüyüşünden İsrail’e Yaptırım Çağrısı

Londra’da Filistin’e destek amacıyla düzenlenen yürüyüşte, İngiltere’nin yeni başbakanı olması beklenen Andy Burnham’a Gazze’deki saldırılara karşı çıkması ve İsrail’e kapsamlı yaptırım uygulaması çağrısı yapıldı.