Bir Yıl Sonra Suriye -1
Yaklaşık bir yıl sonra yeniden Suriye’deyim. Devrimden hemen sonra geldiğimde devrimden yana beslenen umut ile sonrasına dair beklenti ve endişelerin damga vurduğu devrim kutlamalarını gözlemlemiştim. 2024’ün sonunda insanlar genellikle umutlu kısmen de endişeliydi. 15 yıllık iç savaşın yorgunluğunun üzerine gelen devrim, beklentileri de yükseltmişti.
Türkiye, Lübnan ve Ürdün’den yüzbinlerce insanın ilk bir ay içinde Suriye’ye geri dönmesi de bu dikotomiye işaret ediyor. Bu hızlı mobilizasyon, günlük hayatın tanziminde belirli zorlukları da beraberinde getirirken, bu durum kendi ekonomisini ve yeni bir sosyal dinamizmi de getirmiş oldu.
Bir yıl sonraki bu ziyarette gözlemlediğim ilk şey günlük hayatta sağlanan gözle görülür iyileşmeydi. Günde 3-4 saat sağlanan elektrik artık günde 20 saat civarında sağlanabiliyor (En fazla şikayetin yükselen elektrik fiyatlarından yana olduğunu da yeri gelmişken not edelim.) Günlük hayat ihtiyaçlarının temininde sıkıntı görünmüyor.
Genel anlamıyla güvenlik ve asayiş sağlanmış durumda. Sokaklarda polis devriye geziyor, kontrol noktalarında aramalar yapılıyor. Bizi otele götüren taksiyi polis durdurduğunda şoför, bize dönüp “eskiden sırf rüşvet almak için durdururlardı” demesi, devrim öncesi döneme dair çok şey söylüyor.
Havaalanı, uçakların doluluk oranı ve otellerdeki kalabalık uluslararası hareketliliğe dikkat çekiyor.
Özellikle Şam kitap fuarının 15 yıl sonra yeniden düzenlenmesi de Şam’ın sadece normalleştiğinin değil, bilim ve medeniyet alanında sahip olduğu iddiayı yeniden gündeme taşımış olması açısından oldukça önemli. Batılı medya organlarının bu organizasyonu İbn Teymiyye’nin kitaplarının satışı üzerinden itibarsızlaştırmaya çalışması bu gerçeği değiştirmiyor. Fuarda popüler kitaplardan her türlü ideolojik arka plana sahip eserlere kadar oldukça geniş bir yelpazede kitapların satıldığını gözlemleyince bu iddiaların söylemsel bir saldırıdan ibaret olduğunu kolayca anlayabiliyoruz. Kaldı ki, hiçbir yayınevi ve kitabın yasaklı olmadığını Kültür Bakanlığı açıkladı.
Havadaki uçağı tamir etmek
Ziyaretimiz sırasında konuştuğumuz birçok insan Suriye’nin durumuna dair “olağanüstü koşullarda havada iken tamir edilmesi gereken bir uçak” ya da “dalgalarla boğuşurken yol alan bir gemi” benzetmesinde bulundu. Güvenlik, siyaset, ekonomi ve toplumsal düzeyde yaşanan yıkımların tamirine dönük çabalar, oyun bozucu (spoiler) şartlar/aktörler, saldırıların yol açtığı meydan okumalara ve ekonomik kaynak eksikliğine rağmen gerçekleşiyor.
İsrail saldırıları, SDG meselesi, Süveyda krizi, Lazkiye olayları, ülkenin istikrarı ve yeniden inşasını engelleyen başlıca şartlar olarak nitelendirilebilir. Esed rejiminin bıraktığı enkaza ek olarak bu olayların eş zamanlı olarak ortaya çıkması tesadüf değildi. Ahmed Şara yönetimi bu şartlar altında güvenliği sağlama, siyasi süreç ile Anayasal müzakerelerin ilerletilmesi için gerekli koşulları temin etme, ekonomik kaynak tedariki ve sosyal dayanışma konularında ilerleme sağlamak zorundaydı. Bütün bu alanlarda entegrasyon ve yeniden inşaya yönelik atılan adımlar, farklı düzeylerde devam ediyor.
Güvenlik ve dış politika alanındaki kriz ve çatışmalardaki sonuç alıcı adımlar, ülkenin ve Şara yönetiminin belirgin başarı alanı olarak ön plana çıkıyor. Silahlı grupların entegrasyonuna ek olarak ordu, polis ve diğer güvenlik birimlerine katılımların sağlanması güvenlik sektörünün inşasında önemli gelişmeler olarak ortaya çıkıyor.
Güvenlik sektörünün inşasının büyük güvenlik krizlerinin gölgesinde ilerliyor olması, güvenlikçi bir perspektifin ön plana çıkmasına neden oluyor. Bu da sektörel ilerlemenin dar bir çerçevede kaldığına yönelik eleştirilere zemin hazırlıyor.
Bu anlamda önemli bir başka nokta ise, henüz bu entegrasyon devam ederken DEAŞ saldırıları, Lazkiye, Süveyda ve SDG sorunlarının yeni bir iç savaşa ve devletin çöküşüne yol açmadan yoluna koyulması bu anlamda önemli göstergeler olarak karşımıza çıkıyor. Daha önemlisi bu süreçte gözlemlenen tatsız olayların ve büyük hataların bir adım sonrasında telafi edilmiş olmasıdır. Bu dosyaların stratejik birer tehdit olmaktan uzaklaşsa da hala birer güvenlik sorunu olarak devam ettiğini de not etmek gerekiyor.
YPG’nin entegrasyon sürecini ağırdan almakla kalmayıp özellikle Batılı mahfillerden aldığı cesaretle hala bir tür özerklik söylemini kullanıyor olması varılan mutabakata rağmen önemli bir risk teşkil ediyor. DEAŞ’ın mevcut konjonktürde etkin bir güvenlik sorunu olmasa da yeni şartlara adapte olma çabası, Şara yönetiminin ABD ile sahip olduğu ilişkiler üzerinden kurmaya çalıştığı söylem, örgütün potansiyel riskine işaret ediyor. Süveyda meselesi ise sessiz sedasız yürütülen müzakere ile belirli bir noktaya gelmiş olsa da, İsrail faktörü hala potansiyel bir oyun bozucu faktör olarak duruyor.
Siyasi alanda ise atılan adımlar güvenlik meseleleri kadar yoğun olmasa da önemli süreçler devam ediyor. Bu anlamda Anayasal deklarasyonun ilanı ve meclis üyelerinin belirlenmiş olması başlıca gelişmeler. Her iki konuda da çeşitli eleştirel söz konusu. Özellikle meclis üyelerinin belirlenmesine rağmen, SDG meselesinden dolayı Deyrizor, Rakka ve Haseke üyelerinin belirlenmesinde yaşanan gecikme ve meclis binasının fiziki koşulları meclisin hala toplanmamasına ve dolayısıyla işlevsiz kalmasına neden oluyor. Dolayısıyla siyasi partilerin oluşması da gecikiyor.
Bu durum her ne kadar bir eleştiri konusu olsa da bazı dezavantajları da beraberinde getiriyor. Yemen ve Libya’da 2011 sonrasında güvenlik meseleleri hallolmadan başlayan siyasi süreçlerin akamete uğramış olması bu anlamda bir örneklik teşkil ediyor.
Güvenlik alanında konsolodiasyon sağlanmadan yaşanacak olası bir siyasi parçalanmanın kendisi bir güvenlik sorununa dönüşebilir. Burada kilit nokta güvenlik meselesinin, siyasi alanın inşasında engel teşkil etmesinin önüne geçilmesidir. Yönetimin böylesi bir niyete sahip olduğuna dair somut işaretlerden söz etmek mümkün değil, ancak toplumsal algının yönetimi bu noktada önemli olmaktadır.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Araştırmacı Emirhan Yörük, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in Sovyet diplomasi geleneğinden başlayıp ülkenin yeni güç mimarisini kuran liderliğe uzanan siyasal serüvenini Fokus+ için kaleme aldı.
APP plaka rehberi yayımlandı ve plaka değişim süreci netleşti. Emniyet Genel Müdürlüğü, hangi plakaların değiştirileceğini ve 1 Nisan 2026’ya kadar denetimlerin nasıl işleyeceğini açıkladı.
Araştırmacı Mehmet Emin Cengiz, İsrail-İran geriliminin gölgesinde Lübnan’ın artan çatışma riskini, Hizbullah’ın konumunu ve ülkenin iç savaşa sürüklenme ihtimalini Fokus+ için kaleme aldı.
Araştırmacı Esin Güzel, Orta Doğu’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla tırmanan gerilimin petrol fiyatları, ticaret rotaları ve tedarik zincirleri üzerinden Afrika ekonomilerine etkilerini Fokus+ için inceledi.