12 Şubat 2026
Mehmet Emin (Zeki) Bey, 1880 yılında Irak'ın kuzeyinde Süleymaniye'de bir Kürt ailesinin oğlu olarak doğmuştur. İlk okulun 3. sınıfında resim kabiliyeti ile öğretmenlerinin dikkatini çekmiş ve bu kabiliyeti geliştirmesi için teşvik edilmiştir. 1896 yılında Süleymaniye’de Askeri Rüştiye’yi, 1899 yılında Bağdat’ta Askeri İdadiyi bitirmiş, 1902 yılında da İstanbul'daki Harp Akademisi’nden birincilikle mezun olmuştur.
Resim ve hat sanatına olan kabiliyetini fark ettiren Mehmet Emin Zeki Bey Osmanlı Ordusu’nda Topografya Subayı olarak görev almış ve iki sanatını bolca icra ettiği haritacılıkla meşgul olmuştur. Bu dönemlerde Bağdatlı Mahmut Şevki Paşa nezdinde Osmanlı Bulgaristan ve Osmanlı Rusya sınırlarının belirleyen komisyonda görev almıştır.
Birkaç cephede savaş
1912 yılında Balkan Savaşında Çatalca Cephesi’nde hizmet ederken, Birinci Dünya Savaşında, Irak kökenli olması ve bölgeyi tanıması hasebiyle merkezi Bağdat olan 6. Ordu'da istihbarat müdürü olarak hizmet etti, Kut'ül-Amare zaferinde İngilizlerin silahlarının alınmasıyla görevlendirildi. Zaferden sonra çeşitli cephelerin yanı sıra Kut'ül-Amare şehrine ait bilinen tek resim serisini sulu boya fırçası ile çizmiştir.
İlerleyen İngiliz ordusu karşısında Bağdat'tan geri çekilen Osmanlı ordusunda Musul ve Halep cephelerinde fiilen savaşmış ve Filistin cephesinde iken 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa’nın önerisiyle ikinci defa Gümüş İmtiyaz Madalyası ile ödüllendirilmiş, Osmanlı ordusunun Halep’e çekilmesi işlerinin organizasyonunda bulunmuştur. Mustafa Kemal Paşa olan dostluğu bu dönemde pekişmiştir. 1918 yılında Kafkas cephesinde başkan yardımcısı olarak görev almıştır.
Savaş sonrasında devlet talebi ile yazı ve araştırma
Mehmet Emin Bey, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’ni takiben Osmanlı Devleti’ndeki son görev yeri olan Harp Tarihi Tetkik Komisyonu üyeliğine atandı. Bu görevdeyken kendisinden Osmanlı ordusunun Birinci Dünya Savaşındaki hezimetinin sebeplerini ortaya koyan bir araştırma yazısı hazırlaması istendi. Savaş sonrasında ikamet için İstanbul'u seçen Mehmet Emin Zeki Bey kendisinden isteneni fazlasıyla ifa etmiş ve konuyla ilgili sekiz kitap yazarak üretkenliğini ispatlamıştır. Osmanlı Devleti'ne ve ardından Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlı Askeri Matbaa, kitaplarını bastırmış ve askeri okul ve kıtalara yaymıştır.
Savaş alanlarındaki zengin tecrübesi, yüksek eğitimi, derin analizleri ve geniş bilgi birikimiyle halen kaynak kitaplar arasında sayılan yapıtlar ortaya çıkarmıştır. Yazılarında sağlam mantık, derin bilgi ve son derece ağır ve fasih Türkçe kullanımı öne çıkıyordu. Metinlerini Arapça ve Farsça alıntılarla süsleme konusunda mahirdi.
İstanbul'da basılan kitaplarında yazar Mehmet Emin Zeki Bey’in Osmanlılığa derin bir bağ ile bağlandığını, mensubu olduğu Osmanlı ordusunun yenilgilerini irdeleyip araştırırken derin bir elem ve ızdırap duyduğu rahatlıkla sezilebilir. Kitaplarında İttihat ve Terakki'yi hezimetten sorumlu tuttuğu, elde edilen yenilgiyi- çoğu kişi tarafından kahraman bilinen- Enver Paşa, Halil (Kut) Paşa ve Alman subaylara bağlamaktadır.
Mehmet Emin Zeki Bey’in Türkçeye transkript edilmeyen ve fevkalade tarihi öneme haiz bir kitabı Askeri Matbaa tarafından 1921 yılında basılan “Bağdat Son Hadise-i Zıyaı (Bağdat’ın Son Kaybedilme Hadisesi)” adındaki kitaptır. İngiliz ve Arap ana kaynakları tarafından kaynak gösterilmesine rağmen transkript edilmemesi bir kayıp olarak nitelendirilmekteydi. Nihayet, basımından 103 yıl sonra ilk defa 2024 yılında Prof Dr. Figen Atabay ve Tarihçi Nidal Siyam tarafından transkript edildi. Yazar Mehmet Emin Zeki Bey bu kitabında istihbarat müdürü sıfatıyla, Halil (Kut) Paşa’nın etrafındaki az sayılı kurmay grubundan biri olarak Irak’taki elim hezimetin sebeplerini şu şekilde sıralamıştır:
- Kut’ül-Amare’de elde edilen parlak zaferin sarhoşluğu ile Osmanlı ordusunun rehavete kapılması, Irak’ın güneyinde bulunan zafer sonrası nispeten zayıflamış İngiliz kuvvetlerine karşı aylarca hareketsiz kalması.
- Güneydeki İngiliz ordusunun günden güne Hindistan'dan gelen taburlar ile takviye edilmesine karşın, aslen yetersiz olan Osmanlı ordusunun önemli bir bölümünün İran’a sevk edilmesi durumu daha da vahim kılmıştır.
- Halil Paşa’nın aymazlığı, sefahati, verilen önerilere önem vermemesi ve hayali projeler peşinden gitmesi.
- Cephe gerisinde yetersiz tedbirler, az miktarda asker ve siperler.
- Ordunun başında Irak’ı bilmeyen ve avantaj ve güçlerini haddinden kat kat fazla büyük gören bir idarenin olması.
- Düşmanın hazırlıklarına vakıf olunmaması.
- Osmanlı Ordusunun çekilmesi esnasında 8 Mart 1917’de Diyale Nehri kıyısında orduya ait kayıkların unutulması ve bu kayıkların İngilizler tarafından nehrin karşı kıyısına kolaylıkla geçmek için kullanılması ve benzeri taktiksel hatalar.
Mehmet Emin Zeki Bey’in İstanbul’da basılan diğer kitaplarının satır aralarında durumla ilgili farklı eleştirilere de işaret etmiştir:
- Alman Subaylarının yüksek nüfuzu ve Almanların kendi ülke menfaatlerini öncelemesi.
- Bazı cephe komutanlarının yetersizliği.
- İaşe ve bakım konusundaki eksikler.
- Savunma tedbirlerinde başıbozukluk ve kuralsızlık.
- Üstün İngiliz lojistik ve ulaşım kabiliyetlerine karşın, ordunun geleneksel ulaşım yöntemlerine bağlı kalması.
Mehmet Emin Zeki Bey, Bağdat’ta iken 6. Ordu Komutanlığına Bağdat’ı doğusundan ve güneyinden çevreleyen ve güney sınırını oluşturan Diyale Nehri üzerine yapılacak seddelerin (küçük barajların) savunmada çok büyük rolü olacağını rapor etmiştir.

Rapora göre, Kut’ül-Amare zaferinden sonra, Irak’ta rehavet halindeki askerlerin boş zamanlarını Irak Nehirleri (Dicle, Fırat, Zap ve özellikle Diyale) üzerinde birkaç baraj, kanal ve sedde yapımında kullanılması halinde bu su yapılarının güneyden ilerlemesi beklenen İngiliz ordusuna karşı doğal bir mania olacağını, düşmanın kuzeye doğru ilerlemesi halinde barajların açılarak ilerleyişini zorlayabileceğini dile getirmiş. Mehmet Emin Zeki Bey, 6. Ordu komuta kademesinin önerileri okumaksızın dikkate almamasını kitabında acı şekilde dillendirmiştir.
İstanbul'da elde ettiği Kürtlük bilinci
Mehmet Emin Zeki Bey Birinci Dünya Savaşı sonrası yerleştiği İstanbul'da hemşerisi, Kürtçenin büyük şair, gazeteci, devlet adamı ve düşünürlerinden Piremerd Hacı Tevfik Bey ile tanışmasıyla, kendisine güçlü bir Kürt bilinci aşılanmış ve kendini Kürt halkının tarihi kökenlerini araştırmaya adamıştır. Kürt halkının kökeni ile ilgili akademik araştırmaların olmamasına şaşıran Mehmet Emin Zeki Bey, Kürt din adamları ve aşiret liderlerine başvurmuş ve verdikleri cevapları yetersiz bularak geleneksel tezlerini reddetmiştir. Türkçe, Arapça, Farsça, Almanca, Fransızca ve Rusçayı bilmesi Osmanlı ve yabancı (Fransa, Almanya, Rusya) arşivlerini taramasında yardımcı olmuş ve çalışmaları sonucu ‘Muhtasar Kürt Halkı ve Kökenleri’ adında kitap yazmıştır. Birçok Kürt düşünüre göre, bilimsel yöntemler kullanılarak elde edilen ve konusunda ilk sayılan bu ilk kitap Eşref-i Bitlisi’nin ‘Şerefname’sinden sonra konusunun en önemli tarihi kaynağı sayılmaktadır.
Irak’a intikali ve çeşitli görevler
Kurtuluş Savaşı’nın sona ermesinin ardından 23 Temmuz 1923 tarihi itibariyle Türk Ordusundaki görevinden ayrılarak, Bağdat’a giderek Birinci Dünya Savaşı'nda kendisine karşı savaştığı Kral (I.) Faysal'ın hizmetine girdi. Kral Faysal’ın emriyle Bağdat Harp Okulunun kurulmasında görev almış, hocalık yapmış ve ardından müdürlüğe terfi edilmiştir.
Memleketi Musul’dan müteaddit defalar milletvekili seçilen Mehmet Emin Zeki Bey 1925 yılında Irak Bayındırlık Bakanı olmuş ve Osmanlı Subayı iken yapamadığını yapmıştır; Dicle ve Fırat Nehirleri üzerinde barajlar, seddeler ve kanallar açmış ve bu projeleri savunma bakanı olduğu dönemlerde de devam ettirmiştir.
Mehmet Emin Zeki Bey, yüksek kültürü ve bildiği diller sayesinde Maarif Bakanlığı yaptığı gibi ekonomi bakanı da olmuştur.
Eğitime büyük önem vermiştir; birçok kitabını tercüme eden Kızı ‘Seniha Mehmet Emin Zeki’ hanım Irak’ın ilk kadın doktoru olmuştur.
1942 yılında sağlık sebeplerinden dolayı isteği ile emekliye ayrılan Mehmet Emin Zeki Bey 1948 yılında vefat etmiştir, kabri Süleymaniye’dedir.
Irak'ta Araplar ve Kürtler tarafından sayılan ve sahiplenen Mehmet Emin Zeki Bey Türk tarihçileri tarafından da birinci dereceden kaynak sayılmaktadır, Osmanlı Devleti’nin savaşlarındaki askeri rolü takdir edilmektedir.