Surre Alayları Kutsal Topraklarla Mütemadiyen Süren Muhabbet
İslam medeniyetinde Mekke, Medine, Kudüs ve Şam şehirleri dinî nitelikleri yönüyle ayrı bir yerde konumlanmıştır. Osmanlı Dönemi’nde de bu şehirler, kutsiyetlerine atfen Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere, Kudüs-i Şerif ve Şam-ı Şerif gibi hürmet belirten sıfatlarla anılmış ve kayıtlara da bu şekliyle geçmiştir. Kâbe'nin Mekke'de bulunması, Kur'an-ı Kerim'in burada nüzulü, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) kabrinin Medine'de yer alması gibi mukaddes gerekçelerle Hicaz Yarımadası'ndaki bu iki şehir Haremeyn (korunmuş iki yer) şeklinde bir bütün olarak ifade edilmiştir. Bu ismine izafeten İslam hukukuna göre gayrimüslimlerin Haremeyn'e girmesi yasaklanmıştır. Osmanlı padişahları Haremeyn'e duydukları sonsuz ihtiramdan dolayı kendilerini bu kutsal toprakların bir hizmetkârı olarak görmüşler ve “Hâdimü'l-Haremeyn” (Haremeyn'in Hizmetçisi) ünvanını büyük bir iftiharla kullanmışlardır.
Mali durumu yerinde olan Müslümanlar, hac ibadetlerini yerine getirmek için dünyanın dört bir yanından Mekke'ye gittiklerinde, aynı zamanda Medine'yi de ziyaret ederler. Müslümanlar, savaş ve büyük buhran dönemlerinde bile dünya çapındaki krizlere aldırış etmeden bu dinî görevi yerine getirmek için uzak coğrafyalardan Haremeyn'e gitmek gayretinde olmuşlardır. Geçmişin seyahat imkânları göz önünde bulundurulduğunda hac yolculuğu oldukça meşakkatliydi. Buna rağmen Müslümanlar karşılaştıkları çetin şartları ihlas ve takva ile kabullenip güçlüklerden şikâyet etmemişlerdir.
Yakın dönemde çekilmiş bir film eski dünya insanının bu meşakkatli hac yolculuğunu bizlere hatırlatmaktadır. 2004 yılında vizyona giren Fas asıllı Ismaël Ferroukhi'nin yazıp yönettiği Le Grand Voyage (Büyük Yolculuk), modern zamanda hac yolculuğundaki konfora itiraz eden ve bu hassasiyetinden dolayı kutsal topraklara karayoluyla gitmeyi tercih eden baba ile oğlunun ilginç seyahatini konu edinmektedir. Filmde baba karakterini canlandıran Muhammed Majd, kendisini karayoluyla hacca götürmesi hususunda oğlunu güçlükle ikna eder. Fransa'dan otomobil ile yola çıkan ikili tüm zorluklara rağmen Mekke'ye varmayı başarırlar. Film öz olarak, bir Müslümanın güçlüklere aldırış etmeyen tavrını ve bundan beslenen ibadet hazzını sinema marifetiyle bizlere göstermektedir.
Şahıslar açısından durum böyle iken, geçmişte İslam devletleri de kurumsal bazda hac mükellefiyeti için önemli organizasyonlar yapmıştır. Bunların başında “Surre Alayları” gelmektedir. Arapça bir kelime olan surre, sözlüklerde içine altın ve para gibi değerli eşyaların konulduğu kese veya cüzdan olarak tanımlanmaktadır. Tarihî terim olarak ise hac döneminde Haremeyn halkına dağıtılmak üzere hediye olarak gönderilen para ve eşyalar için kullanılan bir tabirdir.
Osmanlı’da ‘surre’ uygulaması
İslâm tarihçileri surre uygulamasının ilk olarak Abbasi Halifesi Mehdi-Billah zamanında (775-785) başladığına dair hemfikirdirler. Abbasilerin (750-1258) ardından bir Türk-İslam devleti olan Memlükler (1250-1517) de hâkimiyet sembolü olarak gördükleri bu uygulamayı özenle devam ettirmişlerdir. Abbasi ve Memlüklere nazaran, başkenti kutsal topraklara çok daha uzak bir coğrafyada bulunan Osmanlılar, surre geleneğini daha sistemli bir hale getirerek asırlar boyunca büyük bir dikkat ve titizlikle sürdürmüşlerdir. Osmanlı tarihinde ilk kez Yıldırım Bayezid'in (1389-1402) surreyi tertip ettiği rivayet edilmektedir. Fatih Sultan Mehmed (1444-1446, 1451-1481) döneminden itibaren ise her yıl düzenli olarak gönderilmeye başlanmıştır. Yavuz Sultan Selim'in (1512-1520) Kudüs ve Hicaz bölgesindeki hâkimiyetinden sonra surre geleneği daha kurumsal bir yapıya kavuşmuştur. Bu organizasyon bizzat padişahın himayesinde yapıldığı için Surre-i Hümâyûn şeklinde de isimlendirilmiştir. Osmanlı Dönemi’nde, Surre Alayları’nın tertibi, görevlileri, gidiş ve dönüşünde yapılan merasimler, yol güvenliğinin ve lojistiğinin sağlanması, surre hediyelerinin nakli ve kime ne kadar dağıtıldığı belge ve defterlere ayrıntılarıyla kaydedilmiştir. Bu durum hâliyle arşivlerimizde surre temalı çok zengin bir belge koleksiyonunun oluşmasını da sağlamıştır.
Surre için başta vakıflar olmak üzere düzenli gelir kalemleri ihdas edilmiştir. Böylelikle sistemin malî açıdan herhangi bir sorun yaşamasının da önüne geçilerek gelenek sorunsuzca devam ettirilebilmiştir. Farklı yüzyıllara ait kayıtlardan bu husus rahatlıkla takip edilebilmektedir. Örneğin, Şam Valisi Cezzar Ahmed Paşa'ya yazılan 21 Ekim 1803 tarihli fermanda Surre Alayı’nın Şam'a vardığında tahsis edilen meblağın zamanında hazırlanması ve Haremeyn halkının zor durumda bırakılmaması emredilmiştir. Bu ferman, Osmanlı Devleti açısından surrenin önemini ortaya koymaktadır.
Diğer taraftan surrelerin dağıtımı yapıldıktan sonra bunların kaydı titizlikle tutulmuş ve gelişmeler Saray’a bildirilmiştir. 1801 tarihli, Mekke-i Mükerreme Emiri Şerif Galip tarafından sunulan yazıda, her sene Haremeyn ahalisi için “inâyet ve ihsân buyurulan” Surre-i Hümâyûn'un Surre Emini Ahmed Ağa tarafından ulaştırılarak sahiplerine dağıtılıp padişahın mektubunun da ahaliye okunduğu belirtilmiştir.
1857 yılına ait surre kayıt ilmühaberinde ise Mekke, Medine ve Kudüs'e Saray-ı Hümâyûn'dan, Maliye ve Evkaf nezaretlerinden ve muhtelif vakıflardan gönderilen Surre-i Hümâyûn ödeneğinin miktarlarıyla bunların nerelere verileceği topluca gösterilmiştir.
Bunlara ek olarak, Surre Alayları’na şahıs bazında mühürlenerek verilen feraşet/surre çantaları da mevcuttur. Bu çantaların bir yüzünde gönderenin, diğer tarafında ise alıcının ismi yazmaktadır. Kişiye özel çanta ile surre gönderilmesi Haremeyn ve İstanbul halkı arasında müstesna bir ilişki kurulmasına vesile olmuştur. İstanbul'dan gönderilen hediyelere karşılık olarak Haremeyn halkı, Kâbe ve Mescid-i Nebevi tozu, hurma çekirdeği ve buhur gibi manevi değeri yüksek hediyelerle mukabelede bulunmuştur.
Surre Alayı’nın yolculuğu
Her sene, Surre-i Hümâyûn'un uğurlanmasında ve dönüşünde teşrifat/protokol kurallarının uygulandığı görkemli merasimler yapılmıştır. Padişah hediyelerinin yer aldığı Mahmil-i Şerif, alayın en görkemli unsuru olması bakımından surrenin simgesi haline gelmiştir. Kafilenin başına surre emini tayin edilip genellikle recep ayının 12. günü yapılan merasimin ardından saraydan hareket eden alay, gemilerle Üsküdar'a geçirilmektedir.
11 Recep 1274 (25 Şubat 1858) tarihli Surre-i Hümâyûn'un öncekilerde olduğu gibi Üsküdar'a vardığında top atışlarıyla karşılanmasına yönelik sadrazam emri, alaya duyulan hürmet ve sevincin timsalidir. Surre-i Hümâyûn, güzergâhındaki tüm mahallerde aynı ilgi ve muhabbetle karşılanmıştır. Kocaeli, Konya, Adana, Humus üzerinden Şam'a ulaşan alay, buranın Hicaz'a giriş karargâhı olarak kabul edildiğinden diğer bölgelerden gelen hac kafileleriyle beraber Hac Emirinin (Emir-i Hac) idaresinde Medine ve ardından Mekke'ye ulaşarak yolculuk tamamlanmaktadır.
Surre değişen şartlara bağlı olarak 1864 yılından sonra deniz yolu, 1908'den sonra da Hicaz Demiryolu hattı ile gönderilmiştir. Mekke'ye son surre 1915 tarihinde ulaşmıştır. Surre, 1916 yılında Medine'ye, 1917 ve 1918 yıllarında ancak Şam'a kadar gönderilebilmiştir. Son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdeddin 1919 yılında surre gönderilebilmesi için çareler aramıştır.
![Sultan II. Abdülhamid döneminde Mahmil-i Şerîf'in Yıldız Sarayı'ndan çıkışında yapılan merasim. [İÜ. NEK. 779-23/14.]](/sites/default/files/inline-images/sultan-abdulhamid-donemi-mahmil-i-serif-alayi-yildiz-sarayi.jpg)
Görüldüğü üzere surre, Haremeyn halkı ile Osmanlı idaresi arasında yüzyıllarca devam eden muhabbetin kutlu bir vasıtası olmuştur. Söz konusu sevgi bağı, tarih boyunca derinleşerek Osmanlı Devleti'nin bölge ile kültürel ve dini bağlarını güçlendirmiştir.
Bu tarihi bağlamda, Kurban Bayramı'nın kutsal topraklarda ve tüm İslam dünyasında birlik ve beraberlik simgesi olarak kutlandığını göz önünde bulundurarak bayramınızı en kalbî hislerle tebrik eder, mazlum milletlere huzur ve afiyet getirmesini dilerim.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Prof. Dr. Zeynep Burcu Uğur, 20. yüzyılın büyük ekonomik deneyi olan komünizmin ağır bedellerini ve Türkiye’nin güçlü devlet geleneğine rağmen bu sistemden nasıl uzak durduğunu Fokus+ için kaleme aldı.
Tesla’dan SpaceX’e, X’ten yapay zekâya uzanan yolculuğuyla Elon Musk’ın görünen yüzünün ardındaki hikâye...
Keir Starmer'ın istifasının ardından İngiltere'nin yeni Başbakanı olan İşçi Partili Andy Burnham kimdir? "Kuzey'in Kralı" lakaplı Burnham'ın kariyeri...
Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Nijerya ile Fas arasında inşa edilecek ve 13 Afrika ülkesini birbirine bağlayacak 25 milyar dolarlık devasa doğal gaz boru hattı projesini resmen onayladı. Yıllık 30 milyar metreküp kapasiteye sahip…