Osmanlı'da Ramazan-ı Şerif’e Münhasır Adetlerin Bürokratik Arka Planı

uğur ünal
Prof. Dr. Uğur Ünal, Ramazan’a özgü uygulama ve geleneklerin Osmanlı’da devlet eliyle organize edilme sürecini Fokus+ için kaleme aldı.
osmanli-da-ramazan-i-serif-e-munhasir-adetlerin-burokratik-arka-plani.jpg
18 Şubat 2026

Üç ayların (Şühur-ı mübareke-i selase) Recep ve Şaban’dan sonra sonuncusu olan Ramazan, Hicri takvimin dokuzuncu ayıdır. Kur’an-ı Kerim’in bu ayda nazil olmaya başlaması, İslam’ın beş şartından biri olan orucun Ramazan’da tutulması ve bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilen Kadir Gecesi’nin bu ay içerisinde bulunması, Ramazan’a atfedilen hususiyetlerin başlıcalarıdır. Ayrıca sadece bu aya özgü olan Teravih namazı ve Fıtır Sadakası (fitre), Ramazan’ın hem dini hem de toplumsal hayattaki müstesna yerini güçlendirmiştir. Bu özellikleri sebebiyle Ramazan, İslam geleneğinde “On Bir Ayın Sultanı” olarak nitelendirilmiştir. 

Müslümanlar nezdinde sabır, ibadet, rahmet ve bereket ayı olarak kabul edilen Ramazan, geçmişten günümüze toplumsal hayatımızda büyük bir coşku ve heyecanla karşılanmış ve yaşanmıştır. Kandillerin yakılması, minarelerde mahyaların kurulması, Hırka-i Şerif ve Hırka-i Saadet ziyaretleri, okunan mukabeleler, iftar ve sahur davetleri, sahur vaktinde davul çalınıp maniler söylenmesi, iftar için top atılması ve edebi bir tür olarak ortaya çıkan ramazaniyeler, toplumsal hayatta teşekkül eden Ramazan folklorunun, farklı alanlarda Ramazan’a renk ve coşku kazandıran başlıca örneklerindendir. Ramazan ayında iftar ile sahur arasında gerçekleştirilen dini ve sosyal etkinliklerin sayısı oldukça fazladır. Bu yönüyle Ramazan geceleri, şehre bambaşka bir ahenk ve canlılık kazandırır. Söz konusu canlılığı en belirgin biçimde ortaya koyan unsurlar ise şüphesiz ki şehir genelinde yakılan kandiller ile minarelerde kurulan mahyalar olmuştur. Nitekim Mehmed Tevfik, İstanbul’da Bir Sene adlı eserinde Ramazan gecelerine dair bir panorama sunmaktadır: 

Ramazan-ı Şerifte geceler İstanbul’a şehrin haricinden ve şehrin en mamur semtlerine nezareti olan bir mahalden bakılsa kandil ile tenvir edilen minarelerin memleketi gerçekten tezyin ettiğini görüler. Bazı mahya ustaları vardır ki, mahyaları adeta bir resim gibi tertip ederler. Mahyalar, Ramazan geceleri boyunca belli bir sıra ve düzen içinde asılır. Nitekim ilk gecede “Safa Geldin Ya Şehr-i Ramazan” şeklindeki karşılama ifadesi yer alırken, son gecelerde “Elveda” ibaresi görülür. On beşinci geceye kadar bu tarz yazılar tercih edilir, ayın on beşinden nihayetine kadar ise yazıların yerini resimli mahyalar alır. Mahya seyri dahi Ramazan gecelerine mahsus eğlencelerdedir. Bilindiği üzere eskiden şehrimizde, Ramazan ayı dışındaki günlerde geceleri çarşı ve pazarlar kapalı olur; yalnızca Ramazan gecelerinde açık tutulurdu. Bu sebeple caddelerde yer alan ve geceleri açılan dükkanlara asılan fanuslar ve kandiller, sokakların başlıca aydınlatma araçları arasında yer alırdı.

Görüldüğü üzere, Ramazan-ı Şerif’in toplumsal düzeyde canlı ve adeta bir şenlik atmosferi içerisinde yaşanmasında çeşitli kültürel pratiklerin önemli bir rolü bulunmaktadır. Bu pratikler, büyük ölçüde devlet tarafından koordine edilmiş, desteklenmiş veya teşvik edilmiştir.  

Ramazan topunun resmedildiği bir mahya

Osmanlı Devleti’nde dini günlerin tespiti, ilmiye sınıfının uhdesinde ve belirli bir bürokratik düzen çerçevesinde yürütülmüştür. Ramazan-ı Şerif’in başlangıcının belirlenmesi de bu usule tabi olup, İstanbul Kadılığı tarafından hazırlanan ilamın Şeyhülislamlık vasıtasıyla saraya/ sadarete arz edilmesiyle süreç resmiyet kazanırdı. Günün tespitinin yanı sıra, zamanla birer ritüel mahiyeti kazanan Ramazan’a özgü uygulamaların icrası için de ilgili birimlere gerekli emirler iletilirdi. 

Ramazan-ı Şerif’in başlangıcının tespitinde en kritik unsur, rü’yet-i hilal, yani hilalin görülmesi meselesidir. Her ne kadar bir önceki ay olan Şaban’ın ilk günü esas alınarak ayın sonu hesaplanmaya çalışılsa da hilalin görülmemesi halinde tekmil-i selasin (ayın otuz güne tamamlanması) usulüne başvurulmuş Böylece ibadetin vaktinde başlaması konusunda şüpheye yer bırakılmayıp Ramazan-ı Şerif’in başladığı ilan edilmiştir. 

Bu bağlamda, 27 Şaban 1329 (23 Ağustos 1911) tarihli bir padişah iradesinde söz konusu işleyişin nasıl gerçekleştiği açıkça görülmektedir. İstanbul Kadılığı tarafından Meşihat (Şeyhülislamlık) makamına sunulan i‘lamda, Şaban ayının ilk gününün Çarşamba olduğundan bahisle ayın son gününün perşembe gününe tekabül edeceği ifade edilmiş; bu gecede Ramazan hilalinin görülmemesi halinde bir sonraki günün Ramazan-ı Şerif’in ilk gecesi olacağı beyan edilmiştir. Bu sebeple, mübarek Ramazan gecesinde İstanbul’daki bütün cami ve mescitlerin minarelerinin kandillerle süslenerek aydınlatılması emredilmiştir. 

İstanbul Kadılığı tarafından Ramazan-ı Şerif’in hangi gün başlayacağı hakkındaki ilamı üzerine çıkarılan 27 Şaban 1329 (23 Ağustos 1911) tarihli padişah iradesi

İslam tarihinde cami ve mescitlerde gecelerin aydınlatılmasına yönelik uygulamaların arka planında, Hz. Ömer döneminden itibaren teravih namazlarının cemaatle kılınmasının teşvik edilmesi hususunun etkili olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, kandil yakılmasının belirli dini gecelere mahsus bir gelenek halini alması ve minareler üzerinden görünür kılınması, Osmanlılar döneminde, özellikle XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kurumsal bir nitelik kazanmıştır. Bu süreçte kandiller, yalnızca ibadet mekanlarının aydınlatılmasını değil, dini zamanların topluma ilan edilmesini sağlayan sembolik bir unsur olarak da işlev görmüştür. 

25 Şaban 1308 (5 Nisan 1891) tarihli diğer bir belge, söz konusu geleneğe açık biçimde vurgu yapmaktadır. Yaklaşmakta olan Ramazan-ı Şerif’in ilk gününün kesinleşmesiyle birlikte, bütün cami ve mescit minarelerinin kandillerle donatılarak mahyaların kurulması, ayrıca bu uygulamanın Ramazan-ı Şerif’in sonuna kadar kesintisiz biçimde sürdürülüp, mutat uygulamaya aykırı herhangi bir harekette bulunulmaması hususunda padişah emrinin bulunduğu bildirilmektedir. 

Ramazan ayına dair önemli uygulamalardan biri de iftar ve sahur vakitlerinin halka duyurulması amacıyla gerçekleştirilen top atışlarıdır. Şehir ve kazalarda her iki vakitte atılan toplar, Ramazan-ı Şerif boyunca Müslümanlar için orucun başlamasını ve sona ermesini haber veren önemli bir işitsel unsur olmuştur. Top atışı yapılan mevkiler ise gelişi güzel belirlenmemiş aksine şehrin/kazanın her yerinden rahatlıkla duyulabilmesi maksadıyla kritik yerler seçilmiştir. Nitekim Dahiliye Nezareti’nin, mübarek günlerde top atışı yapılan mevkileri gösteren bir cetvelin hazırlanarak gönderilmesi hakkındaki talebi ve bu doğrultuda vilayetler tarafından gönderilen liste ve cetveller, söz konusu uygulamanın titiz ve teknik bir planlama ile yürütüldüğünü açıkça ortaya koymaktadır. 

İhtiyaç halinde top atışı yapılan mevkilere yenilerinin eklendiğine dair kayıtlar da mevcuttur. Bu çerçevede 24 Şaban 1259 (19 Eylül 1843) tarihli Sultan Abdülmecid’in iradesinde, her sene Ramazan-ı Şerif’te iftar ve imsak vakitlerinde Boğaziçi’nde Hisarlar’dan ve Dersaadet’te Yedikule’den top atılmasının mutat olduğu belirtilmektedir. Ancak olumsuz hava şartlarında Dersaadet’in iç kesimlerinde ve bilhassa Kasımpaşa’da top sesinin işitilememesi üzerine, yapılan talep doğrultusunda Tersane-i Amire’nin münasip bir mevkiine bir kıta top yerleştirilerek iftar ve imsak vakitlerinde atılması kararlaştırılmıştır. Ramazan’da atılan toplara ilişkin cephane tedariki ve bu hususta yapılan yazışmalar, top atışlarının nerelerde icra edildiğine dair ayrıntılı bilgiler sunmaktadır. 24 Şaban 1317 (28 Aralık 1899) tarihli Bahriye Mühimmat-ı Harbiye Komisyonu Reisi tarafından sunulan arzda, yaklaşmakta olan Ramazan-ı Şerif’te mutat olduğu üzere ve alınan emir gereğince iftar ve sahur vakitlerinde endaht (atılmak) edilmek üzere Heybeliada’ya, Arnavutköy ve İstinye’de bulunan Şerefnuma Vapuru ile Fethü’l-İslam Dubası’na ve Haliç’teki Tersane-i Amire’de bulunan Peleng-i Derya Torpidogeçeri’ne cephane verileceği bildirilmektedir. 

İstanbul’da mutat olduğu üzere iftar ve sahurda atılacak toplar için cephane verileceği hususunda arz

Belgeden de anlaşılacağı üzere, iftar ve sahur toplarının yalnızca kara mevzilerinden değil, gemilerden de atıldığı görülmektedir. Verilen örnekler İstanbul’a ait olmakla birlikte, başkent dışındaki taşra merkezlerinde gerçekleştirilen top atışlarına dair kayıtlar da oldukça fazladır. 

Halkın toplumsal mahiyette doğrudan şahit olduğu, Ramazan-ı Şerif ile özdeşleşen ve bu aya renk ile ahenk kazandıran uygulamaların devlet tarafından nasıl organize edildiğine ve bunların bürokratik arka planına kısaca temas etmeye çalıştım. Bu vesileyle Ramazan-ı Şerif’inizi tebrik eder, bu mübarek ayın gönüllerimizi aydınlatmasını, hanelerimize huzur ve bereket getirmesini temenni ederim. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Popüler Haberler
bozkir-da-bir-prens-hikayesi-kasim-comert-tokayev.jpg

Araştırmacı Emirhan Yörük, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in Sovyet diplomasi geleneğinden başlayıp ülkenin yeni güç mimarisini kuran liderliğe uzanan siyasal serüvenini Fokus+ için kaleme aldı. 

APP Plaka Rehberi Yayımlandı Plaka Değişimi Nasıl Yapılır

APP plaka rehberi yayımlandı ve plaka değişim süreci netleşti. Emniyet Genel Müdürlüğü, hangi plakaların değiştirileceğini ve 1 Nisan 2026’ya kadar denetimlerin nasıl işleyeceğini açıkladı.

patlama-noktasina-ilerleyen-lubnan.jpg

Araştırmacı Mehmet Emin Cengiz, İsrail-İran geriliminin gölgesinde Lübnan’ın artan çatışma riskini, Hizbullah’ın konumunu ve ülkenin iç savaşa sürüklenme ihtimalini Fokus+ için kaleme aldı.

Orta Doğu’daki Alev Afrika’yı Yakıyor Petrol 110 Doları Aştı!

Araştırmacı Esin Güzel, Orta Doğu’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla tırmanan gerilimin petrol fiyatları, ticaret rotaları ve tedarik zincirleri üzerinden Afrika ekonomilerine etkilerini Fokus+ için inceledi.

prof-dr-ali-sukru-coruk-devlet-destegi-olmasaydi-farkli-bir-hamit-le-karsilasacaktik.jpg

İmparatorluk Yıkılırken Toplum ve Siyaset kitabının yazarı Prof. Dr. Ali Şükrü Çoruk, “İçinde bulunduğu bu durum onun edebi üretimini olumlu yönde etkilemiş, Meşrutiyet döneminde “şair-i azam” olarak anılmıştır. Sorunuza gelince devlet desteği olmasaydı…