Osmanlı Semalarında Bir Hayalin Kanatlanması: İstanbul’dan Kahire’ye Uçuş 

uğur ünal
Prof. Dr. Uğur Ünal, Türk tarihinde, bilhassa Osmanlı Dönemi’nde havacılık alanındaki önemli teşebbüsleri ve ilk hava şehitlerimizin hikayelerini Fokus+ için kaleme aldı.
Osmanlı Semalarında Bir Hayalin Kanatlanması İstanbul’dan Kahire’ye Uçuş 
02 Ağustos 2024

Karada ve suda herhangi bir araca gereksinim duymadan hareket edebilen insan, havada kontrollü bir şekilde mesafe katetmek için muhakkak bir vasıtaya ihtiyaç hisseder. Nitekim insanoğlu tarihte en büyük düşlerinden biri olan gökyüzünde uçmak idealini gerçekleştirebilmek için türlü uğraş ve teşebbüslerde bulunmuştur. Türk tarihine baktığımızda uçmaya yönelik teşebbüslerin bin yıl öncesine kadar gittiği görülmektedir. Nişabur’da aslen Türk olan İsmail b. Hammad el-Cevherî, taktığı kanatlarla Nişabur Ulu Camii’ne çıkarak uçmak istemiştir. Kendini minareden boşluğa bırakan Cevherî, kanatların ağırlığını taşıyamamasından dolayı yere düşerek hayatını kaybetmiştir (Miladi 1009 öncesi).

Bu teşebbüsten altı asır sonra, Osmanlı Dönemi’nde de uçma girişimlerinin olduğuna dair ilginç kayıtlar bulunmaktadır. Ünlü seyyah Evliya Çelebi, Sultan IV. Murat (1623-1640) dönemine ait dikkate şayan iki olaydan bahsetmektedir: İlkinde, Hezarfen Ahmet Çelebi kartal kanatları olarak isimlendirdiği aletle lodoslu bir günde rüzgârı karşısına alıp Galata Kulesi’nden uçarak Boğaz’ı geçip Üsküdar-Doğancılar’a inişini gerçekleştirir. Bu enteresan vakayı ise padişah Sarayburnu’ndaki Sinanpaşa Köşkü’nden izler. İkincisinde ise Lâgarî Hasan Çelebi, padişahın kızının doğumu münasebetiyle düzenlenen şenlikte Sarayburnu’ndan barut macunundan yaptığı fişekle havalanır. Barutun bitmesiyle elindeki kanatları açıp denize iner, yüzerek Sultan IV. Murat’ın huzuruna çıkıp “Padişahım, İsa Nebî size selam etti” diye bir latifede bulunur. Evliya Çelebi’nin anlattıkları bilimsel olarak tartışmaya açık olsa da en azından dönemin muhayyilesinde uçma olgusuna yönelik bir gündemin varlığına ve bu sahadaki arayışların hangi düzeyde olduğuna işaret eder.

18. yüzyılın sonlarına doğru Sanayi İnkılabı’nın etkisiyle uçuş ve havacılık alanındaki teknolojik gelişmeler ivme kazanmıştır. Özellikle üretilen balonların seyahat ve harp alanlarında kullanılmaya başlanmasıyla uçuş mefhumuna dair eski dönemlerdeki hevese dayalı bireysel gayretler artık yerini devletler açısından zarurete bağlı profesyonel bir endüstriye bırakmıştır. Balonlar, Osmanlı idaresince de takibe alınmış, bunlar ilk dönemlerde şekli dolayısıyla çadır olarak isimlendirilmiştir. 12 Eylül 1803’te Bihke Kalesi’ne (Bosna-Hersek) iki saat mesafede olan bir mevkiye havadan daha önce benzeri görülmemiş bir çadırın düştüğü, bu halin ise halk arasında büyük bir heyecana neden olsa da bunun Avrupalı devletler tarafından üretilen bir uçuş aleti olduğu bilgisi padişaha arz edilmiştir. [BOA. HAT.170/7226]

19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde uçan gemi olarak nitelendirilen zeplin Avrupa semalarında görülmeye başlanmıştır. Ancak Osmanlı Devleti’nde balon ve zepline olan temayül sınırlı kalmış, buna karşın uçak için ise ayrı ve yoğun bir ilgi göze çarpmıştır. Uçağın hızı, pratikliği ve harekât kabiliyeti gibi nedenlerden dolayı bu teknolojinin kullanılmaya başlanmasından hemen sonra Osmanlı Devleti de havacılık alanındaki bu gelişmeyi yakalayabilmek adına harekete geçmiştir.

Tarihte uçakla gerçekleşen ilk uçuş 17 Aralık 1903’te ABD’nin Kuzey Carolina Eyaleti’nde Wright Kardeşler’e aittir. Osmanlı Devleti ile İtalya arasında cereyan eden Trablusgarp Savaşı’nda (1911-1912) İtalyanlar ilk kez uçağı savaş aracı olarak kullanmışlardır. Osmanlı idaresi bu gelişmeye hemen reaksiyon göstermiştir. Paris Sefareti Ateşemiliter Vekili Süleyman Tevfik’in 12 Aralık 1911’de Harbiye Nezaretine sunduğu yazıda Trablusgarp’a gönderilmek üzere iki adet Deperdussin üretimi tayyarenin satın alınıp bunları kullanacak iki tayyareci (pilot) ile de anlaşmanın sağlandığı ifade edilmiştir. Aynı yazının devamında Tayyarecilik Teşkilatı ve Mektebinin tesisi için uzmanlardan destek alınarak çalışmalarda bulunulduğundan bahsedilmektedir. [BCA.110-9-1-5/3-13-19] Bundan kısa bir süre sonra -17 Mart 1912’de- Meclis-i Vükela (Bakanlar Kurulu) tarafından Osmanlı ordusunun havacılıkta güçlenmesi ve dışa bağımlılığının azalması gayesiyle bünyesinde uçak parkı ve tamirhanenin de bulunduğu Tayyare Mektebinin açılması kararlaştırılmıştır. [BOA.MV.162/83] Balkan Savaşlarında (1912-1913) ise Osmanlı ordusu uçakları daha etkin kullanabilme imkânı bulmuştur. Buna rağmen cephelerde aldığı mağlubiyetlerle yüzyıllar boyu egemen olduğu Balkan topraklarından trajik bir şekilde çekilmek zorunda kalmıştır.

Yaşanan bu gelişmeler hâliyle yöneticilerde ve halkta büyük bir üzüntüye yol açmıştır. Bu travmatik ruhî iklimden kurtulmak ve kamuoyunda morali yükseltmek amacıyla 1914 yılı başlarında İstanbul’dan başlayıp menzili İskenderiye (Mısır) olan bir uçuş planı yapılarak uygulamaya konulmuştur.

Osmanlı Hariciyesinin Mısır Komiserliğine gönderdiği 11 Şubat 1914 tarihli yazıda, gerçekleşecek uçuş ile ilgili önemli bilgiler yer almaktadır. Burada, Muâvenet-i Milliye ve Celaleddin Bey isimli iki Osmanlı askerî uçağın sekiz buçukta hareket ettiği belirtilerek Eskişehir, Afyonkarahisar, Konya, Adana, Halep, Humus, Beyrut, Şam, Kudüs-i Şerif, El-Ariş, Port Said, Kahire ve oradan da İskenderiye’ye ulaşacağı bildirilmiştir. Ayrıca Muâvenet-i Milliye’nin pilotunun Yüzbaşı Fethi Bey, rasıtının (gözcü) Mülazım-ı Evvel (Üsteğmen) Sadık Bey olduğu, Celaleddin Bey uçağını Mülazım (Teğmen) Nuri Bey’in idare edip Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey’in ise ona refakat ettiği belirtildikten sonra programın 15 günde icra edileceği ifade edilmektedir.

[BOA.DH.KMS.15/2]

 

Bunun yanı sıra, Servet-i Fünun Dergisi’nin 12 Şubat 1914 tarihli 1184 numaralı sayısında uçuşla ilgili başka detaylar da dikkat çekmektedir. “Osmanlı Tayyareleri Ehrama (Piramit) Doğru” başlığıyla verilen haberde, uçuş öncesinde İstanbul’da devlet ricalinin katılımıyla bir tören yapıldığı bilgisi verilmiş, pilotların cesaretiyle gerçekleşecek uçuşun havacılık sektöründe ne kadar büyük bir iftihara yol açacağı ifade edilmiştir. Ayrıca uçuşun güzergâhına, konumlar arasındaki mesafeye ve toplam uçuş uzaklığının 2480 km. olduğuna dair sayısal verilere de yer verilmiştir. 

Osmanlı pilotları Kudüs yolunda şehit düştü 

Osmanlı pilotları zorlu iklim şartlarına rağmen Toros Dağları’nı aşarak Şam’a ulaşmayı başarırlar. Ancak Şam’dan Kudüs-i Şerif’e ulaşmak için havalanan Muâvenet-i Milliye isimli uçak 27 Şubat 1914’te Taberiye Gölü civarında düşer. Aynı gün Suriye Vilayeti’nden Dâhiliye Nezaretine çekilen telgrafta, uçağın sabah sekizde Kudüs’e doğru hareket edip saat üç buçukta Taberiye Kazası’na bağlı Semre Köyü’ne düştüğü, gerekli tahkikata başlanıldığı, fedakâr şehitlerin (Yüzbaşı Fethi ve Mülazım-ı Evvel Sadık Beyler) Şam’da Selahaddin Eyyubi Haziresi’ne defnedileceği hususları arz edilmiştir. [BOA.DH. KMS.16/7] 

 

Osmanlı pilotları Kudüs yolunda şehit düştü

 

İlerleyen günlerde maalesef Celaleddin Bey uçağı da Yafa’dan hareket ettikten sonra denize düşer. Pilot Nuri Bey şehit olur, Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey ise ahali tarafından kurtarılır. İsmail Hakkı Bey’i kurtaranlar padişah tarafından madalya ile ödüllendirilir. [BOA. DH. KMS. 23/34, 9 Haziran 1914] Osmanlı idaresi hedeflenen bu uçuşun tamamlanması için ısrarcı olmuştur. Bu konuda, Edremit isimli uçağın El-Ariş, Port Said ve Kahire uçuşunun hedeflendiği şekilde bitirilmesi için Kudüs’e gönderileceği bilgisi 30 Nisan 1914 günü Mısır Komiserliğine tebliğ edilmiştir. [BOA. A.MTZ.(05)/35.68] Sonrasında ise uçuş planlandığı şekliyle Edremit Tayyaresi ile tamamlanmıştır. Kahire’de Mısır Hidivi’nin de katılımıyla gerçekleşen görkemli bir program tertip edilmiştir. Edremit Tayyaresi bunun ardından nihai menzil olan İskenderiye’ye varmıştır. [BOA. A.MTZ.(05)/11.347 

[BOA.DH. KMS.167]  

 

İstanbul’dan Kahire’ye hava yoluyla planlanıp gerçekleşen bu kıtalar arası yolculuk, üzülerek ifade edelim ki içerisinde elim hadiseleri barındırmaktadır. Öte yandan Osmanlı hava gücünün kapasitesini göstermesi, yerli ve cesur pilotları kullanabilmesi yönüyle bu girişim havacılık tarihimizde önemli bir merhaledir. Bu uçuş denemesi, havacılık alanında yapılacak çalışmalara cesaret kazandırmış olup engelin adı ne olursa olsun asla vazgeçmemeyi bizlere miras bırakmıştır.

[BOA. A.MTZ.(05)/11.347, 6 Temmuz 1914]

 

Şehitlerimizin anısına 1914’te İstanbul Fatih’te Hava Şehitleri Anıtı inşa edilmiştir. Yine Sultan Mehmet Reşat’ın kararıyla 26 Mart 1914’te Menteşe (Muğla) Sancağı’na bağlı Mekri Kazası’nın ismi, Şehit Yüzbaşı Fethi Bey’in onuruna Fethiye olarak değiştirilmiştir. [BOA.DH.EUM.LVZ.19/50.9]

Vatanın müdafaasında ve memleketin ilerlemesinde dahli olup ahirete irtihal eden her bir kahramanımızı rahmetle yâd ediyor; günümüzde bu umde ile gecesini gündüzüne katarak çalışan herkese şükranlarımı sunuyorum.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Popüler Haberler
dosya-turkiye-komunist-olmaktan-nasil-kurtuldu-prof-dr-zeynep-burcu-ugur.jpg

Prof. Dr. Zeynep Burcu Uğur, 20. yüzyılın büyük ekonomik deneyi olan komünizmin ağır bedellerini ve Türkiye’nin güçlü devlet geleneğine rağmen bu sistemden nasıl uzak durduğunu Fokus+ için kaleme aldı.

elon-musk.png

Tesla’dan SpaceX’e, X’ten yapay zekâya uzanan yolculuğuyla Elon Musk’ın görünen yüzünün ardındaki hikâye...

andy-burnham.png

Keir Starmer'ın istifasının ardından İngiltere'nin yeni Başbakanı olan İşçi Partili Andy Burnham kimdir? "Kuzey'in Kralı" lakaplı Burnham'ın kariyeri...

ecowas-25-milyar-dolar-dogal-gaz-boru-hatti.png

Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Nijerya ile Fas arasında inşa edilecek ve 13 Afrika ülkesini birbirine bağlayacak 25 milyar dolarlık devasa doğal gaz boru hattı projesini resmen onayladı. Yıllık 30 milyar metreküp kapasiteye sahip…

hakan-fidan.png

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı mesajda, Türkiye’nin garantörlük hakları doğrultusunda Kıbrıs Türk halkının güvenliğini ve Ada’daki varlığını teminat altına almaya devam edeceğini vurguladı.