İslam Dünyasının Muteber Hazinesi: Osmanlı Arşivi 

uğur ünal
Prof. Dr. Uğur Ünal, Osmanlı Arşivi’nin Türkiye, İslam dünyası ve geniş Osmanlı coğrafyası için taşıdığı tarihî, hukuki ve medeniyet değerini Fokus+ için kaleme aldı.
islam-dunyasinin-muteber-hazinesi-osmanli-arsivi.jpg
06 Temmuz 2026

Türkiye’de tarihî belgelerin gelecek nesillere aktarılmasına katkı sağlayan tüm arşivciler anısına

Tarih; geçmişte yaşanan hadiselerin cansız bir yekûnu değil, milletlerin hafızası, devletlerin tecrübesi ve insanlığın yarınlara devrettiği en kıymetli bakiyesidir. Yazılı belgeler de geçmişi bugüne taşıyan en güvenilir vasıta ve şahitlerdir. Bir devleti; idaresinden hukukuna, iktisadından toplumsal yapısına kadar bütün yönleriyle resmeden arşivler ise dünü yarına bağlayan en sağlam köprülerdir. 

Bu hakikat ışığında arşivler, yalnızca tarihçilerin yolunu aydınlatan sessiz mekânlar olarak değerlendirilemez. Onlar; devletlerin hafızasını muhafaza eden, milletlerin ortak hatırasını yaşatan ve bir medeniyetin sürekliliğini teminat altına alan, tarihe nefes aldıran kurumlardır. 

Altı asrı aşan ömrüyle dünyanın en geniş coğrafyalarında hüküm süren Osmanlı Devleti, yüzyıllar boyunca ilmek ilmek dokuduğu köklü devlet geleneği sayesinde, emsaline az rastlanır büyüklükte ve zenginlikte bir arşiv mirası bırakmıştır. Bugün muhafaza edilen Osmanlı Arşivi ise yalnızca Türkiye'nin tarihî köklerini değil; Balkanlar'dan Orta Doğu'ya, Kafkaslar'dan Kuzey Afrika'ya uzanan geniş bir coğrafyanın siyasi, hukuki, iktisadi ve içtimai geçmişine ışık tutan müşterek ve kıymetli bir medeniyet hazinesidir. 

İnsanoğlunun yazı ve benzeri araçlarla duygu, düşünce ve olayları kendince tespit edip kaydetmesi ve bunları gelecek kuşaklara aktarma arzusu, her zaman var olagelmiştir. Bu şekliyle bilinme, kendini ifade etme ve ispatlama veya herhangi bir mesajı iletme kaygısı netice­sinde fert ve devletlerin yüzyıllar boyunca oluşturdukları kayıtlar, geleceğin arşiv malzemesini doğurmuştur.  

Devletlerin teşekkülü ve güçlenmesiyle daha özenli biçimde muhafaza edilmeye çalışılan tarihî kayıtlar, önceleri dinî yapılar veya bunların yakınındaki mekânlarda bir kutu ya da sandıkta saklanırken zamanla vesikaların sayısının artmaya başlaması sonucunda çekmece ve dolaplara aktarılmıştır. Dolapların sayısının artmasıyla da bağımsız bina inşası düşün­cesi ortaya çıkmış ve yeni binalar inşa edilmiş olup bu konuda öncülüğü, Fransa ve İngiltere gibi Batı Avrupa ülkeleri yapmıştır.  

Modern arşivcilik anlayışıyla birlikte arşiv fikri ve algısı da değişmiş, tarihî belgelerin muha­fazasının yanı sıra etkin biçimde kullanılmasının gerekliliği de ortaya çıkmıştır. Zira günümüzde arşivlerde muhafaza edilen belgelerin önemli kısmı, üretildiklerinde yalın bir şekilde kayda geçiril­miş olup tarihsel araştırma kaygısıyla hazırlanmamıştır. Bu hâliyle arşiv belgeleri, diğer bilgi kay­naklarına kıyasla daha tarafsız bir anlatıya sahip olduğundan doğru bilgiye ulaşmada ilk müracaat kaynağı olmuştur. Bu yüzden 19. yüzyıldan itibaren arşiv kurumları, kamunun ve araştırmacıların vesikalara hızlı ve güvenli şekilde erişim imkânını sağlamaya gayret göstermişlerdir. 

Hukukun ve ilmî tarih yazımının beslendiği muhteşem bir kaynak olan arşivler, devletlerin egemenlik ve uluslararası hukukunun; bireylerin de yaşama, mülkiyet, hürriyet ve güvenlik gibi anayasal haklarının korunmasında vazgeçilmez önemi haizdir. Siyasi, ekonomik, toplumsal, ulusal ve uluslararası konulara ilişkin tarih yazımında, arşiv belgelerinin özgün kaynak olması, arşivlerin kıymetini daha da artırmaktadır.  

Geçmişte yayımlanan kanunlar, imzalanan anlaşmalar, idari ve hukuki düzenlemeler, devlete ve millete ait benzeri birçok kayıt, arşivler aracılığıyla günümüze intikal ettirilmektedir. Her millet bir tarihî mirasın sahibi olduğundan söz konusu tarihî mirasla irtibat kurabilmenin en önemli kaynaklarından biri arşivler olmuştur.  

“Devlette devamlılık” ilkesinin de dayanağı olan arşiv­ler; bir ülkenin tapu senedi, bir milletin kimliği, hakları, hatıratı ve en önemlisi de bir devletin hafı­zasıdır. Barındırdıkları belgenin muhtevası açısından birer bilgi merkezi konumunda da olan arşivler, devletlerin ve milletlerin geleceğinin inşasında stratejik bir güç unsurudur. Bu nedenle bir ülkenin gücü, sahip olduğu bilgiyle eş değerdedir. Sahip olunan bilgi ve bilginin üzerinde kayıtlı olduğu belge, ne kadar etkin ve verimli şekilde kullanılabilirse dünyada lider ülke olma potansiyeli o ölçüde değerlendirilmiş demektir. Bu açıdan tarihî mirası ortaya koyan arşivlerimiz, Türkiye’nin en değerli kaynaklarından ve millî servetinden biridir.  

Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı bünyesinde faaliyetlerini sürdüren gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet Arşivleri, muazzam bir belge hazinesi olup köklü bir devlet olduğumuzun da en önemli göstergelerindendir. Türk tarihinin en uzun dönemini teşkil eden Osmanlı dönemine dair kayıtlar, Osmanlı coğrafyasında kurulmuş olan 40 civarındaki bağımsız devletin de arşividir. Bu bakımdan sahip olduğumuz tarihî servet, yalnızca Türkiye için değil; Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya, Avrupa ve Afrika’daki birçok ülke tarihinin de gün yüzüne çıkartılabilmesi, günümüzde bu coğrafyalarda yaşanan problemlerin ve sıkıntıların anlaşılabilmesi için birinci el kaynak niteliğindedir. Dolayısıyla bize intikal eden bu cihanşümul hazine, Osmanlı Devleti’nin geniş ve farklı kültürleri içine alan coğrafyası ile daha da önem kazanmaktadır. Yine Osmanlı Devleti ile bir şekilde irtibatı olan, başta Balkanlar olmak üzere birçok devletin arşivinde de Osmanlı Dönemi vesikaları bulunmaktadır. 

Habsburg Hanedanı evrakını muhafaza eden ve Avusturya Devlet Arşivleri bünyesinde yer alan Viyana’daki Haus-, Hof- und Staatsarchivde mevcut Osmanlı belgelerinden biri.  

Binlerce yıllık devlet geleneği sayesinde Osmanlı Devleti, titiz biçimde kayda aldığı resmî belgeleri büyük bir özenle muhafaza etmeye çalışmış; genel muamelata dair en küçük bir belgeyi, pusulayı ve hatta zarfı bile zayi etmeyerek saklamıştır.  

Belge ve defterlerin muhafazasında kullanılmış olan deri sandık [BOA., TŞH. 765] 

Bu durum, Avrupalı bilim adamları tarafından da kabul ve itiraf edilmektedir. 1889-1890 yıllarında İstanbul’daki arşiv ve kütüphanelerde Macaristan tarihine dair araştırmalar yapan Ma­car Türkolog Profesör Árminius Vámbéry, “Geletizemle Mecmuası”nda 1903 yılında kaleme aldığı yazısında, geçmişin aydınlatılmasında hususi bir önemi olan tarihî vesikalarımızın bir benzerinin olmadı­ğını şu cümlelerle ortaya koymaktadır: “Biz Macarlar kendi tarihlerimizi ve coğrafi münasebetlerimizi izah için Türk vesikala­rından türlü türlü fayda görüyoruz. Türklere şükranımızın sebeplerinden birisi, Türklerin Macaristan’ı zapt vaktinden kalma vergi ve benzeri mîrî hasılat defterleridir. Bu resmî vesika­lar, Macaristan’ın iki yüz seneden daha önceki hâllerini, nüfusunu, ziraatını, ticaret ve zanaatını bildiren yazışmalar ve ayrıntılarını içermekte olup geçmiş zamanımızın aynasıdır. Bu Türk vesikalarının benzeri dünyada kolay kolay bulunmaz. Zira o vakitler Türk memurları her şehrin, her köyün, her mahallenin evlerini, nüfusunu, hububatın cinsini ve miktarını bile dikkatlice yaz­mışlar ve fevkalâde kıymetli istatistikler bırakmışlardır.”  

Ana işlevinin yanı sıra Defterhaneyi aynı zamanda Osmanlı’nın ilk devlet arşivi olarak nitelemek mümkündür. Erken dönemde oluşturulan kayıtlar, padişahın ikamet ettiği yer veya sarayın yakınında muhafaza edilmiş, payitahtın İstanbul’a taşınmasından evvel Bursa ve Edirne’deki merkezlerde padişah ve Divanın kolaylıkla ulaşmasına imkân sağlayacak bir şekilde tutulmuştur. Topkapı Sarayı’nın inşası ve devlet merkezinin İstanbul’a taşınması ile kayıtlar buraya alınmış, Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise maliye defterleri Topkapı Sarayı’nda -Divan toplantılarının yapıldığı odanın yakınında- tutulmuştur. Kubbealtı olarak bilinen üç kubbeli yapının üçüncü kubbesi altındaki Defterhanede; idare için önem arz eden mufassal defterler, icmal defterleri, ruznamçe defteri ve derdest defteri gibi kayıtlar muha­faza altına alınmıştır. III. Murad döneminde ise tahrir defterleri, Topkapı Sarayı’nın ilk giriş kapısı olan Bâb-ı Hümâyûnun üst katındaki odalarda korunmuştur.  

Bâb-ı Hümâyûn ve üzerinde yer alan Defter-i Hâkânî Mahzeni’ni gösteren minyatür kesiti [TSMK, Hazine, No: 1523, varak 15b] 

Yine aynı dönemde devlet evrakının bir bölümü Yedikule hisarında muhafaza edilmiştir. Bu tarihlerde cari evrakın Topkapı Sarayı’nda, daha eski belgelerin bir kısmının ise Yedikule’de tutulduğu söylenebilir. Söz konusu defter, hüküm ve arzların her biri ait oldukları özel ve kilitli sandıklarda tutulmuştur.   

Uluslararası ilişkilerin en kritik belgeleri olan ahitnameler ise Enderunda korunmakta olup 18. yüzyıl sonlarına doğru Dîvân-ı Hümâyûn Kaleminde mevcut name, ahitname gibi önemli belge ve kayıtlar, Sadrazamlığın bahçesinde onarımı tamamlanan kârgir bir mahzene taşınmıştır. 17. yüzyıl ortalarından itibaren iki yüz seneye yakın bir süre, tarihî vesikalar için Topkapı Sarayı, yeni evrak için de Paşa Kapısı’nda -Babıali’de- olmak üzere iki adet evrak mahzeni olduğu anlaşılmaktadır. Bu evrak mahzenleri, Osmanlı Devleti’nin hukuki ve idari karar alma süreçlerinde resmî yazılara müracaat ettiği en önemli mekânlar olmuştur. Bunun yanı sıra alınacak kararlarda taşradan bir belgeye ihtiyaç duyulduğunda, ilgili şehrin idari ve askerî yöneticileri ile muhafazaya memur görevlisinden bilgi ve belge talebinde bulunulmuştur.  

Bununla birlikte Osmanlı’da za­manla buhranlı yılların yaşanmaya başlaması ve beraberinde meydana gelen ekonomik sıkıntılar, yüz milyonlarca tarihî vesikanın muhafaza edildiği mahzenlerin ihmaline ve hatta unutulmasına neden olmuştur. Gözden ırak şekilde kurumların mahzenlerinde tutulan evrak ve evrak dolu sandıklar çürümeye yüz tutmuş külçelere dönüşmüş, Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında oluşan bilince rağmen başta ekonomik nedenlerden birçok resmî ve tarihî evrak yok olmaya başlamıştır. Beraberinde Osmanlı Devleti’nde ilk yıllardan itibaren artan evrakın ne şekilde korunması gerektiğine dair muhafaza ko­şulları güncellenememiş ve tarihî vesikalara dair kapsamlı fikir üretilememiştir.  

Üstelik Osmanlı Devleti’nde idari alanda pek çok karar alınarak hukuki düzenlemeler yapılmış olma­sına rağmen, müstakil bir devlet arşiv biriminin kurulması yüzyıllar boyunca gerçekleşememiştir. Bu alanda ilk ciddi ve modern adım, Tanzimat Dönemi’nde oluşturulan ve Osmanlı Devleti'nde arşiv fikrinin kurumsallaşmasının başlangıç tarihi sayılan Hazîne-i Evrâkla atılmış­tır. Avrupa’daki arşivleri yakından tanıyan Sadrazam Mustafa Reşid Paşa’nın girişimleri sonucunda 9 Kasım 1846 tarihli irade ile kurulan Hazîne-i Evrâk Müdüriyeti, o yıllarda belgeye verilen değeri göstermesi açısından önemlidir. İrade’de gerekçe olarak; Babıali ve Defterhâne-i Âmire civarındaki çeşitli mahzenlerde saklanan evrakın rutubet nedeniyle çürüyerek zayi olması ve tarihî kıymeti haiz eski kayıtların bulunmasında zorluklar yaşanması gösterilmiştir. Dairelerin kendi bünyelerinde geleneksel yöntemlerle muhafaza ettiği belge miktarının giderek art­ması ve bundan dolayı gerektiği zamanda belgelere erişimde sorunlar yaşanması, yeni ve modern bir yapılanmaya gitme gereksinimi doğurmuştur.  

Belgelerin korunması için Hazîne-i Evrâk binası yapılması hakkında irade [BOA., İ.MSM. 25/658] 

Hazîne-i Evrâk binası o tarihten itibaren tarihî vesikaların muhafazası ve tasnifi adına merkezî bir rol üstlenmiş, zamanla bu yapının etrafında depo vazifesini yerine getirecek yeni yapılar inşa edilmiştir. İtalyan Mimar Fossati’ye hazırlattırılan projeyle Babıali’de kârgir ve sağlam olarak ya­pılan ve 1848 yılında tamamlanabilen Hazîne-i Evrâk binası, bağımsız arşiv yapısının dünyadaki ilk örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.   

Hazîne-i Evrâk binası [BCA., 30-12-20-0 / 7-43-2] 

Hazîne-i Evrâkın kuruluşuna kadar sayıları her geçen yıl çoğalan hatt-ı hümâyûnlar, uluslararası antlaşmalar ile diğer resmî belgeler ve atik defterler, Babıali civarındaki mahzenlerde ve Sultanah­met Meydanı’na nazır Defterhanede düzensiz bir şekilde istiflenmeye başlanmıştır. Divan Kalemi defter ve kayıtlarının dışındaki hiçbir resmî evrak düzenli olarak muhafaza edilememiş, mahzenle­rin durumundan dolayı tarihî vesikanın neredeyse yarısı zayi olmuştur. Şayet yöneticiler tarafından birtakım teşebbüslere girişilmese ve belgelerin yazımında tercih edilen kâğıt ve mürekkep dayanık­sız olsaydı, belki de tamamına yakını yok olacaktı. 

Hazîne-i Evrâkın camsız dolapları- Hazîne-i Evrâkın ikinci katında yer alan salon 

Osmanlı Devleti’nde arşivciliğin kurumsallaşması çalışmaları 20. yüzyıl başlarına kadar olum­lu sonuçlar doğurmasına rağmen uzman personel ve mevzuat eksikliği, tasnif sürecinin zaman zaman kesintiye uğraması, maddi yetersizlik ve mekân sıkıntısı gibi sebeplerle ancak fikrî düzeyde devamlılığını ve önemini korumuştur. Günümüzde onlarca devletin toprakları üzerinde hüküm sürmüş Osmanlı Devleti’nin muazzam arşiv mirasından en büyük payı alan devlet, kuşkusuz Tür­kiye Cumhuriyeti’dir. Bu tarihî miras, Türkiye’nin siyasal, ekonomik, sosyal ve diplomatik ilişkileri­ne şekil veren dinamiklerdendir. Ancak unutulmamalıdır ki milyonlarca tarihî vesika Cumhuriyet’e aktarılırken beraberinde arşivcilik usul ve teknikleri ile anlayışı da miras bırakılmıştır. 

Sonuç olarak tüm kayıp ve eksikliğe rağmen Osmanlı Devleti’nden günümüze intikal etmiş milyonlarca tarihî vesika ve defter (yaklaşık 95 milyon belge ve 500 bin defter), dünyanın en mümtaz arşivlerden birini oluşturmaktadır. Hâlihazırda on binlerce yerli ve yabancı araştırmacı, tarihî araştırmalar yapmak ve bunları kaleme almak üzere İslam dünyasının en muteber belgelerini içeren İstanbul’daki Osmanlı Arşivine müracaat etmektedir. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Popüler Haberler
teknofest-mavi-vatan-da-halat-el-incesi-ve-dragon-kurek-yarislari-duzenlenecek.png

TEKNOFEST Mavi Vatan kapsamında düzenlenecek yarışmalarda denizcilik kültürünün geleneksel becerileri ile takım sporları bir araya gelecek. Dört gün boyunca gerçekleştirilecek Halat Çekme ve El İncesi Atma yarışlarının yanı sıra 22-23 Ağustos’ta…

23-devlet-turk-sanatlari-yarismasi-basliyor.png

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile YETEV işbirliğiyle düzenlenen 23. Devlet Türk Sanatları Yarışması için başvurular 20 Ağustos’ta başlıyor. Yedi farklı kategoride toplam 2 milyon 730 bin lira ödülün dağıtılacağı yarışmaya başvurular 15 Ekim’e kadar online…

disisleri-bakani-fidan-kahire-de-22turkiye-misir-iliskileri-bolgenin-istikrarina-katki-sagliyor-22.png

Mısır’a resmi ziyarette bulunan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Mısırlı mevkidaşı Bedr Abdulati ile Türkiye-Mısır Ortak Planlama Grubu toplantısına eş başkanlık etti. İki ülke arasında 15 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine ulaşma kararlılığını…

sudan-da-geleneksel-22peygamber-alayi-22-duzenlendi.png

Sudan’ın başkenti Hartum’da Hazreti Muhammed’in doğum yıl dönümü vesilesiyle köklü "Peygamber Alayı" geleneği yaşatıldı. Çatışmaların ve insani krizin ağır izlerini taşıyan kentte vatandaşlar, renkli kıyafetleri, ilahileri ve davullarıyla…

misir-da-avm-de-gaz-tupu-patladi-can-kaybi-ve-yaralilar-var.png

Mısır’ın başkenti Kahire’deki bir alışveriş merkezinde bulunan oyuncak mağazasında helyum gazı tüpü patladı. Patlama ve ardından çıkan yangında 3 kişi hayatını kaybetti, 17 kişi yaralandı. Olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlatılırken mağaza sahibi…