Lübnan Hizbullahı ile İsrail arasındaki ilişki, bugün Orta Doğu’daki en gerilimli dinamiklerden biri olarak kabul ediliyor.  

İki taraf arasında yaşanan sürekli gerginlik, derin tarihsel kökler ve bölgede artan gerilimlerden kaynaklanıyor.  

Savaşın 7 Ekim’de Gazze Şeridi’nde patlak vermesiyle, karşılıklı askeri saldırılar ve istihbarat operasyonlarıyla iki taraf arasındaki gerilim tırmandı.  

Her iki tarafın da “diğerini yok etme” tehdidinde bulunmasına rağmen, gerçek tablo şu anda kapsamlı bir savaşa girmek istemediklerini gösteriyor.  

Sınırlı çatışmalar  

Hizbullah, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik geniş çaplı saldırısına yanıt olarak, 8 Ekim’de Şeba Çiftlikleri’ndeki (işgal altındaki Lübnan toprakları) üç İsrail bölgesini hedef alarak saldırılara başladı.  

İsrail ve Hizbullah, o zamandan bu yana neredeyse her gün birbirlerine karşı binlerce sınır ötesi füze saldırısı düzenledi.  

Bu çatışmalar, Lübnan’ın güneyi ve İsrail’in kuzeyindeki binlerce sakinin yerinden edilmesine yol açtı.  

Öte yandan Hizbullah’ın füze saldırıları İsrail’in kuzeyinde büyük yangınlara yol açarken, buna karşılık İsrail’in kullandığı beyaz fosfor mühimmatları Lübnan köyleri ve zeytinliklere ciddi zarar verdi.  

Ayrıca Hizbullah, İsrail’in kuzeyindeki kasabaları füzelerle hedef almanın yanı sıra askeri üslere yönelik silahlı insansız hava araçları (SİHA) ile saldırılar da düzenledi. Bu saldırılar, çok sayıda İsrail askeri ve yerleşimcinin ölümüne neden oldu.  

Öte yandan İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında onlarca Lübnanlı hayatını kaybetti.  

İsrail ayrıca bazı üst düzey Hizbullah liderlerine suikast düzenledi.   

Tel Aviv’in 11 Haziran’da Lübnan’ın güneyinde düzenlediği hava saldırısında, Hizbullah komutanlarından Talib Sami Abdullah ve grubun diğer üç üyesi hayatını kaybetti.  

İsrail’in, 7 Ekim’den bu yana hedef aldığı en önemli Hizbullah liderlerinden birinin ölmesiyle yeni bir gerilim aşaması başladı. Hizbullah ise bunun ardından, İsrail’e bir günde düzenlenen en büyük saldırısını gerçekleştirdi. Bu bağlamda, İsrail-Hizbullah geriliminin etkileri Suriye’ye kadar uzandı.  

İsrail, İran silahlarının Hizbullah güçlerine nakledilmesini engellemek için bir operasyon başlattı. Bu da düzinelerce Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları subayının öldürülmesine yol açtı.  

Gerilim senaryoları  

Savaşın büyüyüp geniş çaplı bir bölgesel çatışmaya dönüşmesini engellemeye yönelik uluslararası çabalara rağmen, son haftalarda taraflar arasındaki saldırıların hızı ve yoğunluğu arttı.  

Bazı analistler, bu durum karşısında topyekun savaşın “kaçınılmaz hale geldiği” konusunda uyardı.  

Hizbullah, İran’ın Nisan ayında Suriye’deki liderlerinden birine düzenlenen suikasta karşılık verdiği, İsrail ile karşılıklı saldırılarından bu yana hazırlıklarını benzeri görülmemiş bir şekilde artırdı.  

İsrail’in Refah’ta askeri operasyon başlatmasının ardından, Hizbullah genel seferberlik ilan ederek, yedek güçleri çağırdı.  

Buna ek olarak, İsrail’in Demir Kubbe hava savunma sistemini hedef almak için yeni ağır füzeler ve bir SİHA sistemi konuşlandırdı.  

Ancak pek çok analistin düşüncesine göre Hizbullah, saldırılarını İsrail’e Lübnan’da geniş çaplı bir savaş başlatma konusunda “uluslararası meşruiyet verecek eşiğin altında” tutmaya kararlı.  

Her ne kadar her iki taraf da gerilimin azaltılmasında ortak çıkarlara sahip olsa da, pek çok İsrailli aşırılık yanlısı Lübnan’ın işgal edilmesi yönünde çağrıda bulunuyor.  

İsrailli aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir “Hizbullah’ın tüm kaleleri yakılmalı ve yok edilmelidir” derken, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich de Beyrut’a yıkıcı bir darbe uygulanması çağrısında bulundu.  

Gözlemciler, bu çatışmaların devamının, 2006’da olduğu gibi, bir tarafın hatalı karar vermesiyle sonuçlanabileceği ve topyekun bir savaşa yol açabileceği konusunda uyardı.  

İngiltere merkezli The Guardian gazetesinde 2 Temmuz’da yer alan bir habere göre ABD’nin İsrail’in Gazze’deki savaşına verdiği destek nedeniyle ordudan ayrılan askeri uzman Harrison Mann, Lübnan’da yaşanacak yeni bir yıkıcı savaşın ABD’yi bölgesel bir çatışmanın içine çekeceğini söyledi.  

Mann, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun siyasi kariyerini garantilemek için Hizbullah’a karşı savaşa girme riskini göze almasını eleştirdi.  

Ayrıca bunun hem Lübnan hem de İsrail’de kitlesel sivil ölümlerine yol açabilecek bir yanlış hesaplama olacağı konusunda uyardı.  

Her ne kadar İsrail ordusu haziran ayında Lübnan’a yönelik bir saldırı planının tamamlandığını duyursa da, ABD’li yetkililer, Netanyahu hükümetinin Hizbullah ile bir savaşın ne kadar tehlike taşıdığının farkında olduğunu ve bir çatışma peşinde olmadıklarını öne sürüyor.   

Savaşın yansımaları  

Mevcut gerilimin ışığında dikkatler, ister sınırlı askeri çatışmalar, ister güvenlik, siyasi, ekonomik ve insani boyutları tüm bölgeye yayılan kapsamlı bir savaş şeklinde olsun, herhangi bir potansiyel gerilimin yol açabileceği yansımalara çevriliyor.  

Lübnan konusunda araştırmacı olan Tarık Abboud konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Tarafları geniş çaplı bir savaştan kaçınmaya iten nedenler arasında terör ve güç dengesi, savaşın maliyetinin yüksek olması ve İsrail'in bu savaşın hedeflerine ulaşma ihtimalinin olmaması yer alıyor. Gazze’nin kumlarında boğulan İsrail çıkmazını derinleştirecek olan da budur” dedi.  

Fokus+’a özel açıklama yapan Abboud, potansiyel savaş senaryolarının acımasız, sınırsız ve kontrolsüz olacağını dile getirerek, şu ifadelerle devam etti;  

“Bu durum, maddi ve insani bedelleri çok yüksek hale getirecek. Bunun bölgedeki yansımaları felaket olacak. Çünkü savaşa katılacak tarafların sayısı çok olacaktır. Sonuç olarak Washington ve İran müdahale edecektir ve bu da yıkıcı bir savaşa dönüşecektir.”  

Ayrıca Abboud, ABD ve İsrail’e baskı yaparak durumun sakinleştirilmesinde bölge ülkelerinin rolünün önemini vurguladı.  

Öte yandan, bölgedeki ülkelerin Lübnan’a karşı önyargılı davranmaları ve kuşatmayı hafifletme konusunda siyasi ve ekonomik düzeyde herhangi bir kolaylık sağlamayacaklarını açıklamaları halinde, geniş çaplı bir savaşın çıkmasından tüm bu ülkelerin de zarar göreceğini vurguladı.  

Bölge ülkelerinin Washington ve Tel Aviv’e, “bölge ve halkların kaderinin birbirine bağlı olduğu ve Lübnan’a yapılacak herhangi bir saldırının savaşı genişleteceği” yönünde mesaj vermesi gerektiğini ifade eden Abboud, açıklamasını şöyle sürdürdü;  

“Savaşın genişlemesi Batılı çıkarları, aynı zamanda ABD ve Batılı ülkelerin üslerini zarar görmeye açık hale getirecek. Bu, petrol ve diğer tedarik zincirlerini tehdit edecek ve enerji fiyatlarını benzeri görülmemiş seviyelere çıkmasına neden olabilecektir.”  

İsrail, özellikle Gazze’deki savaş bitmeden patlak verirse, kapsamlı bir savaşın kendisini geniş çaplı bir yıkıma ve büyük bir ekonomik çöküşe maruz bırakacağından endişe ediyor.  

İsrail’e ait raporlar, Hizbullah’ın daha eğitimli insan kadrosuna sahip olduğunu, topyekün bir savaşın başlaması halinde günde 3 bin kadar füze salvosu fırlatma potansiyeli ile daha derine saldırma ve İsrail’deki herhangi bir hedefi isabetli bir şekilde vurma potansiyeli olduğunu gösteriyor.  

Tel Aviv bu bağlamda, Hizbullah’ın birkaç gün içinde Demir Kubbe ve Davud Sapanı hava savunma sisteminin füzelerini tüketmeyi başarması ve etkili bir savunma olmadan İsrail’i binlerce füzeye maruz bırakmasından korkuyor.  

İsrail’in elektrik, su ve iletişim ağlarının yok edilmesi ve sağlık sisteminin çökmesinden korktuğu bir dönemde, Hizbullah’ın İsrail’e karşı kullanabileceği 150 binden fazla füzeye sahip olduğu tahmin ediliyor.  

Uzmanlar, özellikle Başbakan Netanyahu’nun “Beyrut’u Gazze’ye çevirme” tehdidiyle İsrail’in Lübnan’da büyük yıkıma yol açacağı konusunda uyarıyor.  

Kapsamlı bir savaşın patlak vermesi halinde, yansımaların yaklaşık bir ay süren, Lübnan’a doğrudan savaş hasarı, gelir ve üretim kaybı olarak 5 milyar doları aşan bir zarara neden olan 2006 savaşında yaşananları aşması bekleniyor.  

Taraflar arasındaki gerilim, Lübnan’ın siyasi bir felç yaşadığı ve Körfez desteğinin olmayışı nedeniyle 2019’dan bu yana muzdarip olduğu ekonomik krizin sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.  

Bu nedenle, kamuoyu yoklamaları Lübnanlıların büyük kısmının ülkelerinin “savaşın dışında kalmasını” tercih ettiğini gösteriyor.  

Çatışmaların tarihi  

Hizbullah’ın, Lübnan İç Savaşı sırasında, İsrail’in ülkenin güneyine yönelik işgale yanıt olarak kuruluşu 1982 yılına kadar uzanıyor. Ayrıca grubun, İran Devrim Muhafızları ile yakın bir bağlantısı var.  

Her ne kadar kuruluşunun başından itibaren “İsrail’i yok etmeye” yönelik sloganı öne sürse de, Hizbullah şu ana kadar dünya genelindeki İsrail hedeflerini hedef alan sınırlı çatışmalara girişti.  

1983’te Beyrut’taki ABD Deniz Kuvvetleri kışlasını hedef alan intihar saldırısı, Hizbullah’ın ilk günlerindeki en önemli askeri operasyonlardan biriydi. Söz konusu operasyonda, 300’den fazla kişi hayatını kaybetti.  

ABD Dışişleri Bakanlığı, 1997 yılında Hizbullah’ı yabancı terör örgütü olarak tanımladı.  

Lübnan'ın güneyindeki sınır bölgeleri, İsrail’in 2000 yılında geri çekilmesinden bu yana taraflar arasında aralıklı çatışmalara sahne oluyor.  

Söz konusu gerilim, Hizbullah’ın 2006'da İsrail askeri noktasına saldırmasıyla daha da tırmandı.  

İsrail, bu saldırıya caydırıcılığı yeniden sağlamayı ve Hizbullah’ın askeri yeteneklerini zayıflatmayı amaçlayan geniş çaplı bir hava ve kara saldırısıyla karşılık verdi.