Washington’un son dönemde özellikle Venezuela’yı hedef alması, hem bölgedeki uyuşturucu rotaları hem de Karakas yönetimiyle yaşanan siyasi kriz açısından dikkat çekiyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın, Latin Amerika kökenli uyuşturucu kartellerine karşı ordunun daha etkin kullanılmasını öngören kararnameyi imzalamasının ardından, Peru, Ekvador, Kolombiya ve Meksika’yı içine alan Pasifik uzantılı uyuşturucu rotaları yeniden gündeme taşındı. Bu hamlede, seçim kampanyası döneminde seçmenlerine verdiği “uyuşturucuya karşı savaş” taahhütlerinin de etkisi oldu.  

Washington’un 8 Ağustos’ta aldığı kararla, Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun tutuklanması ya da mahkum edilmesine dair bilgi sağlayanlara yönelik ödül 25 milyondan 50 milyon dolara çıkarıldı. Uzun süredir ‘buzdolabında’ bekletilen Venezuela–ABD gerginliği bu adımla yeniden alevlendi. ABD’nin iddiasına göre Maduro, ‘Cartel de los Soles’ (Güneşler Karteli) adıyla bilinen yapılanmanın başında bulunuyor ve bu ağ üzerinden ülke dışına 200 tondan fazla kokain sevkiyatı gerçekleştiriliyor. Washington, kartelin Venezuela ordusu ve hükümet içindeki generaller tarafından yönetildiğini ve Maduro’nun Kolombiya’daki Marksist-Leninist örgüt FARC ile ittifak kurduğunu öne sürdü.  

Karakas ise suçlamaları “acınası bir iftira” olarak nitelendirdi. Bununla da yetinmeyen Washington, Karayipler’e 8 savaş gemisi, 10 F-35 ve nükleer denizaltı sevk etti. Maduro, “Denizlerimizi, gökyüzümüzü ve topraklarımızı biz savunuruz” sözleriyle karşılık vererek hiçbir imparatorluğun Venezuela’nın kutsal topraklarına dokunamayacağını ilan etti. Karakas yönetimi ayrıca, Washington’un asıl amacının ülkeyi uyuşturucu trafiği için bir üs haline getirmek olduğunu savundu.  

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump

 ABD’nin stratejik amacı    

Washington’un temel hedefi, Maduro’yu uluslararası alanda yalnızlaştırmak, onu “meşru devlet başkanı” değil, uluslararası bir suçlu olarak konumlandırmak ve Venezuela’da rejim değişikliğini hızlandırmak. Trump yönetimi, Karayipler’in güneyinde Venezuela’dan ayrıldığı öne sürülen uyuşturucu yüklü bir gemiye operasyon düzenlendiğini, olayda 11 kişinin öldürüldüğünü iddia etmişti. Ancak bu haber, bölge basınında ciddi şüphelere yol açtı ve beklenen tepkiyi görmedi.  

Hatırlanacağı üzere ABD, Nisan 2020’de de benzer bir adım atmış; Venezuela üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla Karayipler ve Pasifik’e savaş gemileri ile uçaklar konuşlandırmıştı. Washington’un resmi gerekçesi, “Maduro yönetiminin narkoterörizme karıştığını göstermek” ve uyuşturucu trafiğini denizden engellemek olarak sunulmuştu.   

Venezuela'nın karşı hamleleri  

Venezuelalı kurumlar — Silahlı Kuvvetler, İç Güvenlik Birlikleri ve devletin diğer organları — ABD tehdidine karşı tek ses oldu. Askerî hazırlıklarını artıran Karakas yönetimi, Karayip sahillerine daha büyük bir deniz gücü konuşlandırırken sahil güvenlik ve kıyı savunmasını da güçlendirdi.  

Maduro, Ulusal Milis Gücü’nü harekete geçirerek 4,5 milyon kişiyi kapsayan geniş çaplı bir seferberlik başlattı. Ayrıca Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’e gönderdiği mektupta, ABD’nin “düşmanca eylemlerine” karşı Venezuela’nın egemenliğinin korunmasını talep etti.  

Washington, Karayipler’deki askeri varlığını “uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele” gerekçesiyle artırırken, Karakas bu adımı “örtülü bir rejim değişikliği girişimi” olarak nitelendiriyor. Venezuela hükümeti, söz konusu hamleleri “tarihin en büyük tehdidi” şeklinde değerlendiriyor.  

Her ne kadar Maduro, ABD ile iletişim kanallarını açık tutma niyetinde olduklarını vurgulasa da, ülkeye yönelik bir saldırı halinde silahlı mücadeleye geçileceğini açıkça dile getirdi. Karakas yönetimi, böyle bir durumda halkın da milisler aracılığıyla orduya katılarak topyekûn direniş göstereceğini ilan ediyor.  

Uyuşturucu rotaları ve sınır bölgeleri  

Kolombiya, küresel kokain üretiminde başlıca aktör konumunu koruyor. Ülkenin kuzeydoğusundaki La Guajira, Catatumbo ve Tachira bölgeleri en yoğun üretim alanları arasında öne çıkıyor. Bu bölgelerde silahlı isyancı örgüt Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN), eski FARC mensupları ve Los Pelusos gibi gruplar yalnızca uyuşturucu ticaretini değil, aynı zamanda silah ve insan kaçakçılığını da kontrol ediyor.  

Sınırda "trocha" adı verilen kaçak geçiş yollarında paramiliter gruplar, geçenlerden "vergi" adı altında para topluyor. Ayrıca Meta ve Vichada nehir güzergahları üzerinden Venezuela’ya yönelik yoğun kaçakçılık faaliyetleri yürütülüyor.  

Washington’un son dönemde özellikle öne çıkardığı Tren de Aragua karteli ise, Kolombiya-Venezuela sınırındaki Kuzey Santander bölgesinde göç hareketliliğini kullanarak güç kazandı. Kartel, hem insan kaçakçılığında hem de uyuşturucu rotalarının kontrolünde aktif bir aktör haline gelmiş durumda.  

ABD’nin hedef gösterdiği karteller   

Washington, son yıllarda özellikle Tren de Aragua kartelini öne çıkarıyor. Bu örgütün, göç akınlarını fırsata çevirerek insan kaçakçılığında etkin rol aldığı ve aynı zamanda uyuşturucu rotalarında aktif olduğu biliniyor. ABD’nin resmi listesinde ayrıca Clan del Golfo, Sinaloa Karteli, Jalisco Yeni Jenerasyon, La Michoacana, Mara Salvatrucha ve Birlik Karteli de yer alıyor.  

Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro

Maduro ve "Cartel de los Soles" iddiası  

ABD, Venezuela lideri Maduro’yu, "Cartel de los Soles" isimli yapılanmanın lideri olmakla suçluyor. Adını Venezuela ordusundaki generallerin üniformalarındaki güneş ambleminden alan bu örgüt, 1980’lerde Ulusal Muhafızlar içindeki yolsuzluk iddiaları ile gündeme gelmişti. Washington’a göre, bugün ordu ve hükümetin üst kademeleri bu kartelin kontrolünde. Karakas ise suçlamaları kesin bir dille reddediyor. Maduro, iddiaları “aşağılık bir iftira” olarak nitelendiriyor ve ABD’nin amacını “rejim değişikliği girişimi” olarak tanımlıyor.  

Tarihsel arka plan   

 ABD–Venezuela gerginliğinin kökeni, Hugo Chávez’in 1998’de iktidara gelmesine dayanıyor. Chávez’in “Bolivarcı Devrim” olarak adlandırılan politikaları, ABD ile geleneksel elitleri karşısına aldı. 2002’deki başarısız darbe girişiminin arkasında Washington’un bulunduğu yönündeki inanç, iki ülke arasındaki güven krizini derinleştirdi.  Sonraki yıllarda ABD’nin yaptırımları sertleştirmesi, muhalefet lideri Juan Guaidó’yu geçici devlet başkanı olarak tanıması ve Caracas’ın Rusya, Çin ve İran’la yakınlaşması krizi daha da tırmandırdı.  

Olası senaryolar  

Uzmanlara göre ABD’nin Venezuela’ya doğrudan kara veya hava operasyonu yapma ihtimali düşük. Böyle bir adım, Latin Amerika ülkelerinde olumsuz bir “ABD müdahalesi” algısı yaratır. Ayrıca şehir savaşı ve uzun süreli direniş ihtimali, Washington açısından ciddi risk oluşturur.  

Daha olası senaryo, ekonomik baskı, diplomatik izolasyon ve askeri tehdit unsuru ile Maduro yönetiminin köşeye sıkıştırılması. ABD’nin Karayipler’deki askeri varlığı, daha çok psikolojik baskı ve “gerekirse güç kullanabiliriz” mesajı olarak yorumlanıyor.  

BM raporları ne diyor?  

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin (UNODC) 2025 raporuna göre, kokainin yüzde 87’si Kolombiya ve Ekvador üzerinden Pasifik rotasıyla ABD ve Avrupa’ya ulaşıyor. Sadece yüzde 5’lik kısmının Venezuela üzerinden geçtiği belirtiliyor. Bu durum, Washington’un Venezuela’ya yönelik suçlamalarının zayıf kanıtlara dayandığı yorumlarını beraberinde getiriyor.  

Raporda ayrıca, küresel yasa dışı uyuşturucu ticaretinin yıllık 652 milyar dolara kadar gelir sağladığı ifade edildi. Veriler, uyuşturucu ticaretinden elde edilen kazançların yüzde 85’inin ABD bankacılık sisteminde kaldığını, fentanille bağlantılı kara para aklamalarının ise yüzde 57’sinin geleneksel bankacılık işlemleri üzerinden yapıldığını ortaya koyuyor.  

Sonuç  

ABD ile Venezuela arasındaki gerginlik, yalnızca uyuşturucu ticareti meselesinden değil, aynı zamanda jeopolitik çıkar çatışmalarından da besleniyor. Washington, Maduro’yu uluslararası alanda yalnızlaştırmayı hedeflerken; Karakas yönetimi ise “anti-emperyalist direniş” söylemi üzerinden hem iç siyasette konsolidasyon sağlamaya hem de Rusya, Çin ve İran gibi aktörlerden destek almaya çalışıyor.  

Latin Amerikalı uzmanlara göre, ABD’nin Venezuela’ya geniş çaplı bir işgal girişiminden ziyade belirli hedeflere yönelik nokta saldırıları gerçekleştirmesi daha olası. Ancak bu saldırıların Venezuela üzerindeki etkisinin ne olacağı ve Maduro yönetiminin buna nasıl karşılık vereceği henüz belirsiz. Şayet Maduro, mevcut gerginlikten ve olası çatışmalardan güçlenerek çıkarsa, bu durum ülkedeki muhalefet cephesinde var olan derin siyasi fay hatlarını daha da keskinleştirebilir.