28 Kasım 2025
Her gün yüzlerce web sitesi ve uygulamaya “kabul ediyorum” diyoruz. Ama aslında neyi kabul ettiğimizin farkında mıyız? Araştırmalara göre dijital dünyada, milyonlarca kullanıcı mahremiyetini birkaç tıklamayla dijital platformlara devrediyor.
Dijital Sözleşmeler: Okunmayan metinler, devredilen haklar
Dijital ve sosyal platformların sayfalarca uzunluğa sahip, küçücük puntolar, okumayı zorlaştıran satır aralıkları ve kenar boşlukları ile kaleme alınan kullanıcı sözleşmeleri ve gizlilik politikalarıyla karşılaşmayan yoktur.
Zira bu sözleşmeler herhangi bir tarayıcı üyeliğinde, online alışverişlerde, mobil telefon kontratlarında, şifreli yayın aboneliğinde, indirilen mobil uygulamalarda, kredi kartı başvurularında ve daha pek çok alanda sürekli karşımıza çıkmakta, hatta dayatılmaktadır. Siber suçlar, dijital güvenlik ve strateji uzmanı olan Marc Goodman’a göre bu sözleşmelerin her birisi, kullanıcıya ait özel bilgilerin nasıl çalınabileceğini; kullanıcılar nezdinde gerçekleştirilen analizlerin, bireyin hayatı, ideolojik görüşü, siyasi tercihleri ve MIT tarafından yapılan bir araştırmada ispatlandığı üzere cinsel yönelimlerine varana kadar inanılmaz derecede bilgi akışı sağlayabileceği ve tahayyül edilemez şekillerde nasıl kullanılacağını anlatmaktadır.
Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı eski çalışanı Edward Snowden ise, “sürekli izlendiğini bilen bir kişi, oldukça kısa bir zaman diliminde itaatkâr ve korkak bir profile dönüşeceğini” belirterek bu sözleşmelerin dijital mahremiyete olan olumsuz etkisine dikkat çekmektedir.
2011 yılında Berlin’de kullanıcılara değerli kullanıcı verileri ve gizlilikleri üzerinde kontrol sağlayan web uygulamaları oluşturmak amacıyla kurulan Unhosted hareketi, Terms of Service Didin’t Read” isimli web sitelerinde; “Hüküm ve koşulları dikkatlice okudum ve kabul ediyorum” ifadesinin internette söylenen en büyük yalan olduğuna dikkat çekmektedir.

Bu iddia ve tespitleri destekleyen birçok araştırmada “Çerezleri kabul et”, “gizlilik politikasını onayla”, “kullanıcı sözleşmesini kabul et” ... kullanıcıların %90’ının bu sözleşmeleri hiç okumadığını, doğrudan “kabul et” tuşuna bastığını gösteriyor.
Amerikan Carnegie Mellon Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırma, Amerikalı birinin yılda ortalama 2.518 kelimeden oluşan 1.462 gizlilik sözleşmesi ile karşılaştığını ortaya koyuyor. Eğer birisi bunların hepsini okumaya çalışırsa, günlük sekiz saat olacak şekilde toplamda yetmiş iki gününü kaybetmiş olmaktadır.
Şirketler bu sözleşmeleri “hizmet kullanım şartları” olarak tanımlasa da kullanıcıların aslında “kötüye kullanım şartları” olarak ifade edilebilecek politikalara imza attığını söyleyen Goodman Geleceğin Suçları isimli kitabında, Profesyoneller için geliştirilen bir sosyal ağ platformu olan LinkedIn’ın gizlilik politikasındaki şu ifadelere çekmekte:
“LinkedIn’ı kullanarak bize; özel olmayan, cayılamaz, dünya genelinde, ebedi, sınırsız, devredilebilir, lisanslanabilir, tamamen ödenmiş ve telifsiz bir şekilde; LinkedIn ile doğrudan veya dolaylı bir şekilde paylaşılmış, kullanıcı tarafından üretilmiş herhangi içeriği, fikri, konsepti, tekniği veya verileri daha sonrasında sizden veya herhangi bir üçüncü kişiden tekrar izin alma, bildirme veya tazminat yükümlülüğü olmaksızın; günümüzde bilinen veya gelecekte keşfedilecek şekillerde kopyalama, türemiş çalışmalar hazırlama, geliştirme, dağıtma, yayınlama, silme, tutma, ekleme, işleme, analiz etme, ticari amaçla kullanma hakkını verir. Bizimle paylaştığınız her bilginin kaybına dair risk size aittir.”
Web 1.0’dan 5.0’a: Mahremiyetin dönüşen kaderi
İnternetin ilk döneminde (Web 1.0), kullanıcılar yalnızca okuyucu konumundaydı. Web 2.0’la birlikte içerik üretmeye ve paylaşmaya başladı. Bugün geldiğimiz noktada ise Web 5.0, bireyin duygusal ve davranışsal verilerini analiz eden ve yapay zekâ olarak da anılan bir yapıya evrildi. Kullanıcılar artık yalnızca tüketici değil; aynı zamanda sistemin de birer veri kaynağı oldu.
Shoshana Zuboff, bu yeni düzenin adını “gözetim kapitalizmi” olarak tanımlamakta.
“İnsan deneyimini ham maddeye dönüştürüp, tahmin edilebilir davranış kalıpları üreten bir ekonomik sistem.”
Kısacası; dijital çağda birey, üretici değil adeta bir ürün haline geldi.
İletişim bilimci Neil Postman ise bu durumu, bireylerin bilgisayarlar eliyle sayılarla tanımlanan ve ölçülebilen birer nesneye dönüştürüldüğü şeklinde ifade etmektedir.
Julian Assange ise, Şifrepunk isimli kitabında günümüzde yaşanan dijital gözetim yöntemlerinin ortaya çıkardığı mahremiyet sorunsalları hakkında şunları dile getirmektedir:
“Dünya yeni bir ulusötesi kara ütopyaya doğru savruluyor, hatta savrulmak ne kelime, dörtnala koşuyor. Ulusal güvenlik erbabı dışında kimse bu gidişatın tam anlamıyla farkına varmış değil. Meselenin gizliliği, karmaşıklık düzeyi ve ölçeği, açığa çıkmasının önünde engel oluşturuyor. Elimizdeki en önemli özgürleşme aracı olan internet, totaliterliğin bugüne dek görülmedik düzeyde tehlikeli bir yöntemi haline geldi. İnternet insan uygarlığı için bir tehdit arz ediyor. Bu dönüşüm sessiz sedasız gerçekleşiyor, zira olup bitenden haberdar olan kişiler küresel gözetim endüstrisinde istihdam edilmiş oldukları için, gerçekleri dile getirmek çıkarlarına ters düşüyor. Kendi gidişatına bırakılacak olursa birkaç yıl içinde dünya uygarlığı izlemeye, gözetlemeye dayalı postmodern bir kara ütopyaya dönüşecek ve internet konusunda olağanüstü hünerli bireylerin dışında kimsenin bundan kaçması mümkün olmayacak. Aslına bakılırsa işler çoktan bu raddeye varmış olabilir.”
Çerezler: Masum görünümlü casuslar
Tarayıcı çerezleri, dijital ekonominin görünmez damarları olarak kabul ediliyor. Amaçları kullanıcı deneyimini kolaylaştırmak gibi görünse de aslında arka planda davranışsal izleme sistemleri olarak çalışıyor.
1994 yılında Netscape Communications isimli şirkette çalışan Lou Montulli, arkadaşı John Giannadrea’ın da desteğiyle internet üstünden yapılan alışverişlerde ürünleri sepete kimin eklediğinin belirsiz olması ve müşterilere bir seferde tek ürün alma kısıtlaması gibi sorunların çözümü için bir txt (metin) dosyası olarak hazırladığı çerezler, bugün küresel çapta kullanılan, oldukça etkili ve tehlikeli bir veri toplama aracına dönüştü.
Montulli’nin basit bir sorunu çözmek için tasarladığı bu çerezler vasıtasıyla kullanıcıların internet üstünde yaptığı her tıklama, her duraksama, her arama, kişisel bir profil inşa etmek adına artık titizlikle kaydediliyor.
David Lyon’un ifadesiyle: “Gözetim artık yalnızca devletlerin işi değil; gündelik hayatın olağan parçası” geldi.
Çerezler, “reklam hedeflemesi” bahanesiyle bireylerin dijital kimliklerini çözümleyip üçüncü taraflara aktarıyor. Bu veriler, bazen e-ticaret platformları tarafından, bazen siyasi kampanyalarca kullanılıyor. 2016’daki Cambridge Analytica skandalı, mahremiyet ihlallerinin yalnızca ticari değil, demokratik sistemleri de etkileyen ciddi bir boyuta ulaştığını göstermişti.
Dijital rıza: Özgürlük mü, zorunluluk mu?
Teorik olarak her kullanıcı “rıza” veriyor. Ama bu rıza, gerçek anlamda özgür iradeye ne kadar dayanıyor? Sözleşmeler genellikle “ya kabul et ya kullanma” mantığıyla tasarlandığı için, kullanıcıya seçim hakkı bırakmıyor.
Helen Nissenbaum’un “bağlamsal bütünlük” kavramı bu noktada önem kazanıyor: Bir verinin toplanması değil, nerede ve hangi amaçla kullanıldığı belirleyici ve önemlidir.
Ancak dijital platformlar bu sınırı sık sık aşıyor; toplanan veriler amaç dışı alanlarda işleniyor, paylaşılıyor. Netice itibariyle “kabul et” tuşu, aslında bir teslimiyet butonu haline geliyor.
Gençler en savunmasız grup 
Üniversite gençliği, dijital sistemlere en hızlı uyum sağlayan ama aynı zamanda en savunmasız grup. İstanbul’da bir üniversitede yapılan güncel bir araştırma, gençlerin büyük çoğunluğunun gizlilik sözleşmelerinin önemini kavrayamadığı, “okusa da hukukî terimleri anlamadığını” gösteriyor.
Birçok öğrenci, “nasıl olsa herkes kabul ediyor” düşüncesiyle onay veriyor. Bu durum, “dijital kadercilik” denilen yeni bir bilinçsizlik olgusunu doğuruyor: “Nasıl olsa verilerim zaten izleniyor, o hâlde neden endişeleneyim?” düşüncesi, dijital gözetim sistemlerini daha da güçlendiriyor.
Hukuki çerçeve: Kanun var, bilinç yok
Türkiye’de 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) yürürlükte. Ancak bireylerin büyük çoğunluğu, haklarını nasıl kullanacağını bilmiyor.
Birçok kullanıcı, “büyük veri” veya “açık rıza” kavramlarının ne anlama geldiğinden habersiz. Avrupa Birliği’nin Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) ise daha sıkı önlemler içeriyor: Veri işleyen kurum, hangi veriyi, ne kadar süreyle, hangi amaçla sakladığını açıkça belirtmek zorunda. Fakat dijital platformlar bu açıklamaları genellikle uzun metinlerin içine gizliyor. Bu da kullanıcıyı bilgi bombardımanı altında ne yazık ki edilgen hale getiriyor.
Görünmez bağ: Ekonomi, mahremiyet üzerinden büyüyor
Verinin önemini ifade etmek üzere Shoshana Zuboff tarafından yapılan “yeni petrol” tanımlaması sonrası; günümüzde dijital ekonominin en değerli hammaddesi artık petrol değil, kişisel veri olarak kabul ediliyor.
Şirketler, kullanıcıların duygusal tepkilerini, politik eğilimlerini ve satın alma niyetlerini analiz ederek milyar dolarlık pazarlar yaratıyor.
Forbes’un 2024 raporuna göre, sadece veri aracılığıyla gelir elde eden sektörlerin toplam hacmi 420 milyar doları aştı. Bu sistemde kullanıcı hem müşteri hem ürün olarak rol alıyor. Her beğeni, her tıklama, her paylaşım devasa bir ekonomik değere dönüşüyor.
Sonuç: Özgürlük bir tık onay uzakta
Her “kabul et” butonu, görünmez bir sözleşme anlamına geliyor. Ve bu sözleşmelerin çoğu, bireyin değil sistemin ve şirketlerin lehine yazılmış durumda. Gerçek özgürlük, artık “çerezleri reddetmek” kadar basit ama “onlarsız yaşayamamak” kadar zor. Dijital çağın en büyük ikilemi de işte burada yatıyor:
Kabul etmezsek dışarıda kalıyoruz, kabul edersek kendimizi teslim ediyoruz.
devamını oku daha az oku
yüksek lisans tez çalışmasıyla akademik unvanını aldı. Profesyonel yaşamını, reklam, medya ve organizasyon hizmetleri alanlarında iletişim uzmanı olarak sürdürmektedir. Öğrencilik yıllarından itibaren Kızılay, İHH ve AFAD gibi birçok önemli sivil toplum kuruluşunda yönetim kurulu üyesi ve gönüllü olarak aktif görevler üstlenmiş, saha çalışmaları yürütmüştür. Özellikle Suriye, Gazze, Arakan ve Afrika başta olmak üzere çeşitli coğrafyalarda insani yardım, eğitim ve sosyal farkındalık projelerinde yer almıştır. Siyasi yaşamında ise, AK Parti İstanbul çatısı altında uzun yıllar gençlik kolları yönetim kurulu üyeliği, ilçe başkan yardımcılığı, il komisyon üyeliği ve 2021–2025 döneminde şehit yakınları ve gazilerden sorumlu il komisyon başkanlığı görevlerini yürütmüştür. Hali hazırda Dertliler Hareketi Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin yönetim kurulu başkanlığı görevini sürdüren Yücel, kadim değerlerimizin birey ve toplum nezdinde yeniden ihya ve inşasına yönelik farkındalık faaliyetleri gerçekleştirmeye devam etmektedir. Selman Enes Yücel, evli ve iki çocuk babasıdır.