14 Temmuz 2026
Yaklaşık on bin yıllık bir medeniyetin yükünü omuzlarında taşıyan İran yeni ve büyük bir yükü daha omuzladı. ABD/İsrail’in saldırısı ile başlayan ve yaklaşık 100 gün süren savaş boyunca İran ayakta kalmak, yenilmemek, varlığını devam ettirmek mücadelesinin yanı sıra, toplumsal birliği de sağlamanın derdini yüklendi.
Tahran’da savaşın izleri görünür olmasa da savaşmış bir kentin derin hüznü hâkimdi. Sıcak ama kasvetli bir hava, yüzlerini hüzün kaplamış, yürekleri acı ve öfkeyi bir anda taşıyan yüz binlerce insan…
Duvarlarda ABD ve İsrail tarafından katledilen İran Devrim Lideri Ali Hamaney'in büyük posterleri, caddelerde siyah ve kırmızı yas bayrakları, hemen her kavşakta Devrim Muhafızları'nın kontrol noktaları…
İran yalnızca liderini kaybetmiş bir ülke görüntüsü vermiyordu; aynı zamanda yeni ve daha zor bir döneme hazırlanıyordu. Cenaze töreni başlamadan günler önce bile şehirde hissedilen duygu yalnızca matem değildi. Güvenlik, öfke, belirsizlik ve güçlü bir toplumsal dayanışma aynı anda şehrin havasını değiştirmişti. Cenazeyi takip etmek için İran’da bulunduğum bu süre, İran'ın siyasi yapısını anlamak kadar toplumun kriz anlarında nasıl davrandığını da gözlemleme fırsatı verdi.
Devrimin mirası ve Hamaney dönemi
İran'da bugün yaşanan gelişmeleri anlayabilmek için 1979 İslam Devrimi'nin bıraktığı siyasal mirası kısaca hatırlamak gerekiyor. Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin ülkeyi terk etmesinin ardından Ayetullah Ruhullah Humeyni'nin liderliğinde gerçekleşen devrim, yalnızca yönetimi değiştirmedi; aynı zamanda Velâyet-i Fakih ilkesine dayanan yeni bir devlet modeli inşa etti. 1979 referandumu ve ardından kabul edilen anayasa ile İran İslam Cumhuriyeti resmen kuruldu ve Humeyni, ülkenin ilk Devrim Lideri oldu.
Humeyni’nin 1989’daki vefatından sonra Uzmanlar Meclisi tarafından halefi olarak seçilen Ayetullah Ali Hamaney ise devrimin kurucu döneminden kurumsallaşma evresine geçişi yöneten en güçlü isim oldu. Yaklaşık otuz yedi yıllık liderliği süresince, Devrim Muhafızları'nın devlet içindeki ağırlığı arttı; savunma sanayii, füze ve nükleer teknoloji alanlarında önemli yatırımlar yapıldı. İran'ın "Direniş Ekseni" ve "Direniş Ekonomisi" olarak tanımladığı politikalar da bu dönemde şekillenerek dünyanın gündemine oturdu.
İran'a yönelik yaptırımların yoğunlaştığı, bölgesel rekabetin sertleştiği ve içeride zaman zaman ekonomik ve dinî nedenlerle toplumsal gerilimlerin yaşandığı bu uzun dönem, Hamaney'i yalnızca dinî bir otorite değil; aynı zamanda İran'ın güvenlik, dış politika ve devlet yapılanmasının en belirleyici aktörü hâline getirdi.
Hamaney döneminde İran’da reformcu hareketlerin etkisi azaldı, muhafazakâr ve devrimci çizgideki kurumların ağırlığı arttı. Özellikle 2009'daki Yeşil Hareket protestoları ve sonraki yıllardaki gösterilere devletin sert müdahaleleri uluslararası alanda yoğun eleştirilere konu oldu.
Ali Hamaney’in 37 yıllık Devrim Liderliği/Velâyet-i Fakihlik dönemi boyunca İran İslam Cumhuriyeti’nin kurumsal varoluşsal süreci tamamlanmış, Humeyni’den devralınan yönetim kurumsal devlet yapısına dönüştürülmüştü.
Bu nedenle savaşın ardından düzenlenen cenaze töreni, sadece bir devlet adamına veda değil, İran İslam Cumhuriyeti'nin 46 yıllık siyasal hafızasının da sembolik bir yansıması niteliğindeydi.
İran'a gidiş amacım tam olarak bu tarihî ana tanıklık etmekti. Tahran'a ulaştığım andan itibaren karşılaştığım atmosfer, resmî açıklamalardan çok daha fazlasını anlatıyordu. Şehrin sokaklarında hissedilen duygu, yalnızca bir yas hâli değil; aynı zamanda savaşın, belirsizliğin ve yeni bir döneme girildiğinin ortak kabulüydü.

Beyt-i Rehberi’ne saldırı ve ağır kayıplar
28 Şubat’ta başlayan saldırılarda, Hamaney’in konutunun da içinde yer aldığı Beyt-i Rehberi (Liderlik Külliyesi) doğrudan hedef alınmıştı. Savaşın ilk saatlerinde gerçekleşen bu saldırıda Ali Hamaney ile birlikte ailesinden pek çok isim de hayatını kaybetti: Kızı Büşra Hamaney, damadı Mesbah Bagheri Kani, torunu Zahra Mohammadi Golpayegani ve Hamaney’den sonra yeni Devrim Lideri (Velâyet-i Fakih) olarak seçilen Seyyid Mücteba Hamaney’in eşi Zahra Haddad-Adel... Düzenlenen törende bu dört ismin tabutu da Hamaney’in tabutunun hemen yanında yer alıyordu. Yeni lider Seyyid Mücteba Hamaney’in ise aynı saldırıda yaralandığı ve tedavisinin sürdüğü iddialar arasındaydı.
İran yönetimi, Hamaney’in cenazesi için savaşın bitmesini beklemiş ve geniş zamana yayılan bir program tertip etmişti. ABD ile girilen "savaşmazlık" süreci ve devam eden müzakereleri değerlendiren Tahran, 3-9 Temmuz tarihleri arasında büyük bir tören düzenledi. Cuma günü devlet erkanının ziyaretiyle başlayan merasim, günlere yayılarak Tahran'ın yanı sıra Irak’ın Necef ve Kerbela kentlerine de taşındı ve Meşhed’deki defin ile son buldu. Yetkililer, bu kararın Tahran’da oluşabilecek aşırı izdihamı engellemek amacıyla alındığını belirtti.
Ayet diplomasisi
Cenaze merasimi İran tarafından üst düzey güvenlik önlemleri ile gerçekleştirildi. Cuma günü başlayan törenler ilk olarak devlet ricaline açıldı. Her ülke heyeti cenazenin ziyarete açıldığı alana gelerek dua ve saygı duruşu merasimi gerçekleştirdi. İlk bakışta rutin bir dinî merasim gibi görünen bu uygulamanın aslında diplomatik bir anlam taşıdığı İranlı bazı yetkililer ve gazeteciler tarafından dile getirildi.
Görüştüğüm İranlı kaynakların da doğruladığı üzere, cenaze komitesi her ülkenin heyeti için Kur'ân-ı Kerîm'den özel ayetler seçmişti. Takip ettiğim heyetlerde okunan ayetleri not ettiğimde, seçilen ayetlerle ülkelerin savaş sürecindeki tutumları arasında dikkat çekici bir ilişki bulunduğunu gözlemledim.
İran, protokolün nazik cümlelerle söyleyemediği her şeyi "Ayet Diplomasisi" ile haykırıyordu. Müttefikler övülüyor, tarafsızlar eleştiriliyor, rakiplere ise sert mesajlar veriliyordu.
Bu kapsamda bazı ülkeler için tercih edilen ayetler şu şekilde oldu:
Türkiye (Nisâ Suresi, 95. Ayet):
“Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibarıyla, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır.”
Katar (Fetih Suresi, 2. Ayet):
“Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin.”
Afganistan (Fetih Suresi, 1. Ayet):
“Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik (ihsan ettik).”
Suudi Arabistan (Âl-i İmrân Suresi, 13. Ayet):
"(Bedir’de) karşı karşıya gelen şu iki grupta sizin için büyük bir ibret vardır: Biri Allah yolunda çarpışan (mümin) grup, diğeri ise gözleriyle bunları kendilerinin iki misli imiş gibi gören kâfir grup. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Elbette bunda basiret sahipleri için büyük bir ibret vardır.”
Filistin/Hamas (Ahzab Suresi, 23. Ayet):
“Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.”
Filistin/İslami Cihad (Fetih Suresi, 2. Ayet):
“Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin.”
Lübnan/Hizbullah (Maide Suresi, 55.-56. Ayet);
“Sizin velîniz ancak Allah’tır, peygamberidir, bir de Allah’ın emrine boyun eğerek namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren müminlerdir.
Kim Allah’ı, peygamberini ve iman edenleri velî edinirse bilsin ki Allah’tan yana olanlar mutlaka galip geleceklerdir.”
Lübnan Hükûmeti (Nisâ Suresi, 66. Ayet):
“Eğer onlara kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın diye emretmiş olsaydık, pek azı müstesna bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu onlar için hem daha hayırlı hem de (imanları için) daha sağlamlaştırıcı olurdu.”
Yemen/Ensarullah (Fetih Suresi, 29. Ayet):
“O, Allah’ın elçisi Muhammed’dir. Onunla beraber olanlar da kâfirlere karşı sert, kendi aralarında merhametlidirler. Onları, Allah’ın lutuf ve rızâsına talip olarak hep rükûda ve secdede görürsün.”
Çin (Enfâl Suresi, 10. Ayet):
“Allah bunu yalnızca müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Zaten yardım ancak Allah tarafındandır. Allah, kuşkusuz izzet ve hikmet sahibidir.”
Irak/Haşdi Şabi (Bakara Suresi, 154. Ayet):
“Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz.”
Azerbaycan (Âl-i İmrân Suresi, 139. Ayet):
“Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz.”
Pakistan (İsrâ Suresi, 80. Ayet):
“Ve şöyle niyaz et: “Rabbim! Girilecek yere doğrulukla girmemi, çıkılacak yerden de doğrulukla çıkmamı sağla, bana tarafından yardımcı bir güç ver!”
Mısır (Beyyine Suresi, 8. Ayet):
“Onların rableri katındaki ödülleri, altından ırmaklar akan, içinde devamlı kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu, Rabb'ini sayıp O’ndan korkanlar içindir.”
Ayet diplomasisi uluslararası kamuoyunda oldukça geniş yankılar uyandırdı. İran diplomatik olarak söyleyemediklerini Kur’ân-ı Kerîm üzerinden ifade ederek, istediği mesajları ülkelere bir kez daha vermiş oldu.
4 Temmuz Cumartesi günü ise Tahran Musallası’nda halka açık ziyaretler gerçekleştirildi.
Humeyni döneminden kalan dersler ve sıkı tedbirler
1989'da Humeyni'nin cenazesinde yaşanan izdihamın İran devlet hafızasında bıraktığı iz, bu törende alınan güvenlik önlemlerinde açıkça hissediliyordu. İran, Ali Hamaney’in cenaze töreninde Kurucu Lider olan Humeyni’nin cenaze töreninde yaşanan olumsuzlukların tedbirini almıştı. İran İslam Devrimi lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin 6 Haziran 1989’daki cenaze töreninde yaşanan izdiham nedeniyle kefeni parçalanmış ve naaşı tabuttan yere düşmüştü. Tahran’daki Beheşt-i Zehra Mezarlığı’na doğru yapılan, Guinness Rekorlar Kitabı’na giren yürüyüşe yaklaşık 10 milyon insan katılmıştı.
Kamyonla taşınan ahşap tabut, kalabalığın yoğun baskısı sonucu kırılmış, insanlar kefeni çekiştirerek yırtmış, bu sırada Humeyni’nin naaşı yere düşerek, görünür hâle gelmişti. Devrim Muhafızları havaya ateş açarak kalabalığı güçlükle uzaklaştırmıştı. Güvenlik güçleri izdihamı kontrol edemeyince devreye askerî helikopterler girmiş, naaş kalabalıktan kaçırılarak helikoptere yüklenmiş, yeni bir kefene sarıldıktan sonra metal bir tabuta konulmuş ve mezarlık alanına ancak bu şekilde ulaştırılabilmişti.
İran, Hamaney’in cenaze töreni için bu sefer daha güçlü tedbirler almıştı. Hamaney’in tabutununda bulunduğu 5 tabut halkın ulaşamayacağı yükseklikte bir yere yerleştirilmiş, halkın ziyaretine öyle açılmıştı. İranlı yetkililer tarafından 1,5 milyon kişiyi aldığı ifade edilen Tahran Musallası gün boyunca birçok kez dolup boşaldı.
Yoğun sıcaklığa rağmen Musallayı dolduran halk için de özel tedbirler alınmış, geniş güvenlik önlemlerinin yanı sıra, halkın serinlemesi için serin su sıkma, iklimlendirme sistemleri, gıda ve içecek dağıtımı da düşünülmüştü.
Musallada meddahların yaktığı ağıtlara, yüz binlerin tek bir ağızdan attığı "ABD ve İsrail’e ölüm!" sloganları ve intikam yeminleri eşlik ediyordu. Kimse Hamaney’in tabutuna dokunamadı belki ama herkes onu yüreğinde taşıyordu.
Cenaze namazı
Musalla'da bekleyen kalabalığa baktığımda, aslında yalnızca 37 yıllık bir lider uğurlanmıyordu. 1979'da Humeyni ile başlayan siyasal düzenin ikinci büyük dönemi de sembolik olarak sona eriyordu.
5 Temmuz Pazar günü saat 08.00’de cenaze namazı için milyonlar saf tuttu. Namazı, Hamaney’in yakın dostu ve Şii dünyasının en önemli merci-i taklitlerinden biri olan 97 yaşındaki Ayetullah Cafer Subhani kıldırdı.

Basın mensupları için ayrılan yer ise cenazeyi yukarıdan gören ve tüm alana hâkim bir bölge olarak planlanmıştı.
Cenaze namazına yeni lider olan Mücteba Hamaney’in katılıp katılmayacağı sorusu herkesin gündemindeydi. Ali Hamaney’in oğullarından Mustafa, Mesud ve Meysam’ın hazır bulunduğu cenaze törenine Mücteba Hamaney katılmadı.
Yetkililerin güvenlik tedbirleri nedeniyle katılmadığını açıkladığı Mücteba Hamaney’in aile arasında küçük katılımlı bir cenaze merasimine iştirak ettiği de iddia edildi.
İnkılab Meydanı’ndan Azadi Meydanı’na kortej
6 Temmuz Pazartesi günü cenaze korteji, İnkılab Meydanı ile Azadi Meydanı arasındaki 5 kilometrelik güzergâhta ilerledi. Muazzam kalabalık nedeniyle izdiham yaşanınca, cenaze aracı rotasını değiştirmek zorunda kaldı. Korteje katılan milyonlar, köprülere asılan Trump posterlerine ellerindeki nesneleri fırlatarak öfkelerini kusuyordu.

“Trump seni öldüreceğiz”, “Netenyahu’ya ölüm” gibi sloganların atıldığı, dövizlerin taşındığı kortejde öfke, hüzün, gözyaşı ve umut bir arada yaşandı.
Kum Irak, ve Meşhed programı
Tahran’daki törenlerin ardından naaşlar önce ülkenin dinî merkezi olan Kum şehrine götürüldü ve burada merci-i taklid olan Naser Makarem Şirazi tarafından bir namaz daha kıldırıldı. Ardından, Şii dünyasının kalbi sayılan Irak’ın Necef ve Kerbela kentlerinde bulunan Hz. Ali ve Hz. Hüseyin Türbeleri ziyaret edildi.
Meşhed’de İsmail Kaani sürprizi
ABD ve İsrail, İran saldırıları boyunca birçok kez İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’yi öldürdüğünü iddia etti. Her seferinde bu iddianın yalan olduğu ortaya çıksa da ABD ve İsrail bu iddiasını sık sık tekrarladı. Kasım Süleymani’den sonra Kudüs Gücü Komutanlığı görevine gelen Kaani, Meşhed’de cenazede görüntülendi.
Burada düzenlenen cenaze töreninde namazı Ayetullah Nuri Hemedânî’nin kıldıracağı açıklanmıştı fakat Hamaney’in oğlu Mustafa Hamaney cenazeyi kıldırdı. Meşhed’deki yoğun katılım, ABD’nin ateşkesi ihlal edip İran’a yönelik hukuksuz saldırıları sırasında artarak devam etti.
Acının birleştirdiği İran
İran, devrim sonrası tarihinin en büyük kırılma noktalarından birini geride bıraktı. Ali Hamaney sadece dini bir lider değil; ülkenin askeri, siyasi ve stratejik aklının baş mimarıydı. Onunla birlikte verilen askerî ve sivil kayıplar, normal şartlarda müesses nizama mesafeli olan veya yapısal muhalefet yürüten kitleleri bile dış tehdit karşısında bir araya getirdi.
İran'dan ayrılırken aklımda kalan yalnızca milyonların katıldığı cenaze töreni değildi. Asıl dikkatimi çeken, farklı siyasi görüşlere sahip olduğu söylenen kesimlerin ortak bir yas atmosferinde buluşmasıydı. Bu tablo, savaşın İran toplumunda yalnızca güvenlik politikalarını değil, toplumsal birlik duygusunu da yeniden şekillendirdiğini gösteriyordu. Önümüzdeki dönemde yeni liderliğin bu birlik atmosferini nasıl yöneteceği ise İran siyasetinin en önemli sorularından biri olmaya devam edecek.