ABD ile İran arasındaki gerilim, iki taraf arasında ateşkes ilan edilmesinden bu yana en tehlikeli aşamaya girdi. ABD’nin İran topraklarındaki hedeflere yönelik tekrarlanan saldırıları ve Tahran’ın buna karşılık Körfez’deki Amerikan üslerini ve çıkarlarını hedef alması, çatışmanın seyrinde ciddi bir değişime işaret ediyor. Bu tablo, iki ülke arasındaki ilişkiyi onlarca yıl boyunca belirleyen geleneksel angajman kurallarının benzeri görülmemiş bir sınavdan geçtiğini gösteriyor.

Washington, askeri operasyonlarının İran’ı daha sert Amerikan şartlarıyla yeniden müzakere masasına döndürmeyi amaçladığını söylüyor. Ancak Tahran, bu saldırıları askeri güç yoluyla siyasi teslimiyet dayatma girişimi olarak görüyor. Bu nedenle her iki tarafın da pozisyonunu koruduğu ve geri adım atan taraf gibi görünmek istemediği bir ortamda, tansiyonun düşmesi her geçen gün daha zor hale geliyor.


Hürmüz: İran’ın Washington’a karşı en tehlikeli kartı

Hürmüz Boğazı, mevcut gerilimin gerçek ağırlık merkezini oluşturuyor. İran, geleneksel askeri kapasitesinin ABD’nin gücüyle denk olmadığının farkında. Buna karşılık Tahran’ın elinde, dünya çapında sarsıcı etki oluşturabilecek stratejik bir araç bulunuyor: deniz trafiğini tehdit etmek ve küresel petrol ihracatının önemli bir bölümünün geçtiği boğazdan enerji akışını aksatmak.

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma açıklaması da bu nedenle geldi. Bu kapatma sahada tamamen uygulanmış olsun ya da siyasi ve askeri baskı amacı taşıyan bir açıklama düzeyinde kalsın, hedef yalnızca deniz trafiğini durdurmak değil. Tahran, İran’a karşı yürütülecek herhangi bir savaşın kendi sınırları içinde kalmayacağını, doğrudan küresel ekonomiye, enerji piyasalarına ve Washington’ın Körfez’deki müttefiklerine yansıyacağını göstermek istiyor.

Öte yandan İran, çatışmanın maliyetini kendi içinden çıkarıp bölgesel ve uluslararası alana taşımaya çalışıyor. Böylece ABD ve ortaklarının önüne yeni bir denklem koyuyor: Ya askeri baskıdan geri adım atılacak ya da petrol tedarikinde yaşanacak aksama ve fiyatların küresel ölçekte yükselmesi göze alınacak.


Washington neden yeniden güç seçeneğine döndü?

ABD yönetimi, İran’la yürütülen müzakerelerin tıkandığı ve ekonomik baskıların tek başına Tahran’ı taviz vermeye zorlamak için yeterli olmadığı kanaatine varmış görünüyor. Bu nedenle Washington, askeri gücü sınırlı şekilde kullanarak müzakere şartlarını kendi lehine çevirmeyi hedefleyen bir baskı yöntemine yöneldi.

Ancak asıl sorun, bu yöntemin büyük riskler taşıması. Çünkü İran, ABD saldırılarını yalnızca müzakere mesajı olarak görmüyor. Tahran’a göre bu saldırılar, doğrudan devletin itibarı ve caydırıcılık kapasitesine yönelmiş bir hamle. Bu yüzden İran’ın karşılık vermeden geri adım atması, hem içeride hem dışarıda siyasi ve askeri yenilgi olarak okunabilir. Bu da İran yönetimi açısından misillemeyi neredeyse kaçınılmaz hale getiriyor.


Bölge kapsamlı bir savaşa mı gidiyor?

Gerilim çok sert bir seviyeye ulaşmış olsa da mevcut işaretler, iki tarafın da kapsamlı bir savaşa sürüklenmek istemediğini gösteriyor. ABD, İran’la geniş çaplı bir savaşın küresel enerji piyasalarını sarsacağını, Körfez, Irak ve Suriye’deki Amerikan üslerini tehdit edeceğini biliyor. Ayrıca çatışmanın İsrail, Lübnan ve Yemen’i içine alacak şekilde genişleme ihtimali de Washington için ciddi bir risk oluşturuyor.

Buna karşılık İran da ABD ile açık bir savaşın, özellikle yıllardır süren yaptırımlar ve artan iç baskılar altında, askeri ve ekonomik kapasitesini ciddi şekilde tüketebileceğinin farkında.

Bu nedenle iki taraf da savaş ile barış arasındaki gri alanda kalmaya çalışıyor. Yani karşı tarafa ağır bedel ödeten saldırılar düzenliyor, ancak bunu kapsamlı bir savaşı zorunlu kılacak seviyeye taşımamaya gayret ediyor. Fakat bu stratejinin en tehlikeli yanı, herhangi bir hesap hatasının ya da çok sayıda Amerikan veya İranlı can kaybının, olayları kontrol edilemez bir noktaya sürükleyebilmesi.


Yeniden başlangıç noktasına dönüş

Mevcut tabloda en tehlikeli nokta, son gelişmelerin krizi yeniden başlangıç noktasına taşıma ihtimali. Aylar boyunca olası anlaşmalar, bölgesel ve uluslararası arabuluculuk girişimleri konuşulurken, bugün sahneye yeniden füzeler ve bombardımanlar hakim oldu. Müzakere dosyası artık doğrudan askeri tırmanışla bağlantılı hale geldi.

ABD saldırıları ve İran’ın karşı hamleleri devam ederse, siyasi çözüm ihtimali giderek zayıflayacak. Buna karşılık iki tarafta da sertlik yanlısı sesler daha fazla güç kazanacak. Bu da geriye kalan siyasi güvenin tamamen çökmesine ve uzun soluklu yeni bir çatışma döngüsünün yeniden üretilmesine yol açabilir.

Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim devam ederse, bölge yalnızca ABD ve İran’la sınırlı kalmayan açık uçlu bir yıpratma sürecine girebilir. Bu süreç, küresel enerji güvenliğini, Körfez ülkelerini ve İsrail’i de içine alabilir. Bu da Orta Doğu’nun, askeri ve ekonomik risklerin daha da yükseldiği yeni bir ne savaş ne barış denklemine sürüklenmesi anlamına gelir.

Buna rağmen Washington ya da Tahran’ın şu aşamada kapsamlı bir savaş istediği söylenemez. Ancak iki ülke, böyle bir savaşın her an patlak verme ihtimalini canlı tutan bir yolda ilerliyor. Mevcut gerilim artık yalnızca karşılıklı mesajlardan ibaret değil. Askeri hesapların, müzakere hamlelerinin ve küresel enerji güvenliğinin iç içe geçtiği doğrudan bir karşılaşmaya dönüşmüş durumda.

Hürmüz Boğazı’nın çatışmanın ana eksenine dönüşmesiyle birlikte krizin geleceği, iki tarafın da yüzünü kurtarabileceği siyasi bir çıkış yolu bulup bulamayacağına bağlı olacak. Ancak askeri baskıya askeri karşılık verme siyaseti sürerse, bölge ABD-İran ilişkilerini onlarca yıl boyunca belirleyen angajman kurallarının tamamen çöktüğü, Orta Doğu ve dünya için daha çalkantılı ve daha tehlikeli yeni bir döneme girebilir.