29 Ağustos 2026 gecesi Niamey’de yaşananlar, ilk bakışta tanıdık bir Sahel sahnesi olarak görünmektedir. Bir grup asker, havalimanı kompleksindeki Base 101’i, cumhurbaşkanlığı sarayının çevresini ve devlet televizyonunu ele geçirmiş, kendisini “Vatanın Restorasyonu için Silahlı Kuvvetler” olarak adlandırmış ve General Abdourahamane Tiani’nin artık devlet başkanı olmadığını ilan etmiştir. Ertesi sabah Tiani görevde kalmış, isyancıların büyük bölümü gözaltına alınmış ve Nijer devlet televizyonu olayı bastırılmış bir “isyan” olarak duyurmuştur. Ancak görüntünün altında, AES (Sahel Devletleri İttifakı)’in üç yıldır inşa ettiği söylemi zayıflatan bir tablo bulunmaktadır. Darbe girişimi dışarıdan değil, Tiani’nin bizzat kurduğu ordunun içinden, cephede ağır kayıp veren birliklerden gelmiştir. İsyanı bastıran güç de esas itibarıyla Rus paralı askerî unsurların dronları ile Cezayir’in gönderdiği dört savaş uçağı olmuştur. AES’in Mali ve Burkina Faso kanadından ise kayda değer bir katkı gelmemiştir. 

Cephedeki isyan 

Tiani, 2023’te Bazoum’a karşı gerçekleştirdiği darbeyi kendi komuta ettiği cumhurbaşkanlığı muhafızları eliyle yürütmüştü. Bu kez hareket, ülkenin batısında silahlı gruplara karşı ağır kayıp veren cephe birliklerinden gelmiştir. Bir gün önce Azavad Kurtuluş Cephesi (FLA) ile gerçekleştirilen esir takası, Tiani’nin iktidara gelirken verdiği “müzakere değil mücadele” taahhüdünün ihlal edildiği algısını güçlendirmiş ve tetikleyici işlev görmüştür. Dolayısıyla söz konusu vaka, rejimin güvenlik vaadinin cephedeki askerler nezdinde çöküşüdür. AES’in üç yıldır tekrarladığı dış müdahaleye karşı ortak savunma ilkesi bu senaryoda işlerlik kazanamamıştır. 

AES’in kurucu belgesi olan Liptako-Gourma Şartı, üç üyeden birine yönelik saldırıyı üçüne yönelik saldırı olarak tanımlamaktadır. Buna karşın isyan gecesinde Mali ve Burkina Faso’dan Niamey’e tek bir asker sevk edilmemiştir. AES’in ortak açıklaması ancak cumartesi gecesi geç saatlerde, isyan zaten bastırıldıktan sonra yayımlanmış ve içeriği, hain bir grup asker ile destabilizasyon komplosu ifadelerinin ötesine geçmemiştir. AES’in müşterek askerî gücünün komuta merkezi resmen Nijer’de, çatışmanın yaşandığı Base 101 bünyesinde konuşlanmasına, dolayısıyla hem hukuki gerekçe hem fiziksel imkân mevcut olmasına rağmen bunların hiçbiri kullanılmamıştır. Ortaya konan tek katkı, siyasi bir dayanışma cümlesi olmuş, askerî bir müdahale gerçekleşmemiştir. 

Sessizliğin nedeni Nijer değil, kendi orduları 

Burkina Faso ve Mali’nin askerî sessizliği iki ülkenin kendi ordularıyla ilişkisinden çıkmaktadır. Mali, Ağustos 2025’te kendi ordusu içinden gelen bir darbe girişimiyle sarsılmış, 55 asker ve iki general Goïta’ya karşı harekete geçmekle suçlanarak tutuklanmıştır. Ekim ayında da toplu görevden almalar yapılmıştır. Burkina Faso ise Ocak 2026’da Traoré’ye yönelik iktidara geldiğinden bu yana yirmi üçüncü darbe girişimini bastırmıştır. Plan doğrudan cumhurbaşkanının ikametgâhını ve stratejik bir askerî üssü hedeflemekteydi. Nijer’de Ağustos 2026’da yaşanan da aynı örüntüdür. Bu kez ihmal edilmiş cephe birliklerinden gelen bir isyan biçiminde şekillenmiştir. Üç rejim de zaten iktidara benzer bir asker hoşnutsuzluğu dalgasıyla gelmiş, üçü de aynı on iki aylık dönemde kendi ordusunun içinden çıkan bir tehditle yüzleşmiştir. 

Bu tablo, Bamako ve Ouagadougou’nun neden asker göndermediğini Nijer’in dış politikasından çok kendi iç kırılganlıklarıyla açıklamayı mümkün kılmaktadır. Bir müttefikin kendi askerlerine karşı çıkan bir isyanı bastırmak için fiilen kuvvet göndermek, AES içinde “üye devletler birbirinin ordusundaki isyanları birlikte bastırır” biçiminde bir doktrin kurmak anlamına gelecektir. Kendi ordularında aynı maaş ve ihmal sorunları süren, kendileri de yakın zamanda benzer girişimlerle sarsılmış bu iki rejim için böyle bir emsal, ileride kendi aleyhlerine dönebilecek bir risk taşımaktadır.  

Bu doktrin aynı zamanda üç rejimin de dayandığı kendi ordusunun şikâyetinden doğan meşruiyet anlatısını içeriden çürütecektir. Nitekim yabancı bir gücün müdahalesi AES içi bir asker-asker çatışması algısı yaratmamaktadır. Oysa Malili yahut Burkinalı askerlerin Nijerli askerlere ateş açması tam olarak bu algıyı doğururdu. Sessizlik böylece bir dayanışma eksikliğinden ziyade, kendi ordularına karşı tehlikeli bir emsal oluşturmama içgüdüsünden kaynaklanmış görünmektedir. 

Mali Devlet Başkanı Assimi Goïta, Nijer Devlet Başkanı General Abdourahamane Tiani ve Burkina Faso Devlet Başkanı Yüzbaşı Ibrahim Traoré

Egemenlik söylemi ile bağımlılık gerçeği arasındaki makas 

Krizin bastırılma biçimi bu farklılaşmayı daha görünür kılmıştır. AES üç yıldır Batı’dan bağımsız, kendi kendine yeten bir Sahel güvenlik mimarisi vadetmektedir. Ancak Niamey’in ayakta kalması, AES’in Rus paralı unsurların dronlarına ve Cezayir’in savaş uçaklarına bağlı kalmıştır. Dış bir ortağın iç krizi kontrol etmesine imkân tanımak, stratejik özerklik arayışı ile Rusya’ya artan bağımlılık arasında bir çelişki üretmektedir. Bu çelişki yalnızca Nijer’e özgü değildir. Üç ülke de Batılı ortaklardan uzaklaşmış ve yerine tek bir dış aktöre yaslanmıştır. Rus unsurların bu krizdeki işlevi de dikkat çekicidir; artık yalnızca silahlı gruplara karşı danışmanlık sağlayan bir güçten ziyade, doğrudan rejimi iç tehditten koruyan bir muhafız gücüne dönüşmüş bulunmaktadır. Bu durumun tersinden okunması da mümkündür: Eğer üç lider de kendi ordularının sadakatinden emin olsaydı, dış bir gücün rejim koruma işlevi görmesine zaten ihtiyaç kalmazdı. Krizin bu denli hızlı dışarıdan kapatılması, aslında üç rejimin de benzer bir iç güven açığını taşıdığının dolaylı bir göstergesidir. 

Tek yönlü savunma mekanizması 

AES'in ortak savunma mekanizması yapısal olarak tek yönlü çalışmaktadır. Yapı, dışa dönük bir saldırıyı caydırmak üzere kurulmuş olduğu için tehdit üye devletin kendi ordusundan geldiğinde otomatik olarak devre dışı kalmaktadır. Nitekim müdahale artık düşman bir güce karşı değil, bir müttefikin öz askerine karşı olacak ve bu hiçbir üyenin üstlenmek istemeyeceği bir emsal yaratacaktır. Bu durum, bloku gelecekteki destabilizasyon girişimleri açısından öngörülebilir kılmaktadır. Niamey'i sınır ötesinden değil, cephedeki hoşnutsuz birlikler üzerinden vurmak hem kolektif savunma doktrinini devre dışı bırakmakta hem de krizin çözümünü doğrudan Rus paralı güçlerin inisiyatifine terk etmektedir. 

Bu öngörülebilirlik AES için orta vadede iki sonuç doğurmaktadır. Birincisi, blok kendi ordularını disipline edecek bir iç mekanizma kurmadığı sürece Moskova'ya bağımlılığı azaltmak değil, derinleştirmek zorunda kalacaktır. Rejim koruma işlevini üstlenebilecek tek aktör şu an için odur. İkincisi, üç rejim de kendi ordusuna aynı güvensizliği taşıdığı sürece aralarında gerçek bir kolektif savunma mekanizması kurmaları rasyonel bir tercih olmaktan çıkmaktadır. Böyle bir mekanizma her birinin kendi ordusuna karşı da işletilebilecek bir emsal anlamına gelmektedir. AES bu hâliyle aynı iç kırılganlığı paylaşan üç ayrı rejimin gevşek bir dayanışma söylemi etrafında bir arada durduğu bir yapıya benzemektedir.