9 Ağustos 2026 tarihinde imzalanan mutabakat zaptı, Rusya’nın Suriye sahilindeki askerî varlığının hukuki statüsünü ve tesislerin kullanım biçimini geçmişe kıyasla tamamen farklı ve yeni bir evreye taşıyor.

Mutabakat öncesindeki Beşşar Esed döneminde, Hmeymim Hava Üssü ile Tartus Deniz Üssü Rus ordusuna neredeyse sınırsız, dışarıya kapalı ve tek taraflı imtiyazlar sunuyordu. Bu tesisler, Moskova’nın kendi kurallarına göre operasyon yürüttüğü bağımsız birer askerî kale konumundaydı. Ayrıca Tartus Limanı ve Lazkiye Havalimanı’nın ticari ile sivil alanları dâhil tüm kontrol büyük ölçüde Rus tarafının elindeydi.

Ancak bu mutabakatla beraber tek taraflı ve mutlak hâkimiyet yapısı tamamen sona erdi. Bu kapsamda Lazkiye’deki Hmeymim Havalimanı ile Tartus Limanı’nın 4. rıhtım ve ilgili depoları içeren ticari bölümleri tamamen Suriye devletinin sivil idaresine devredildi.

Askerî tesisler ise eski imtiyazlı statülerinden arındırılarak her iki ülkenin birlikte işleteceği ortak eğitim ve yeterlilik merkezlerine dönüştürüldü. Öngörülen üç aylık geçiş sürecinin tamamlanmasıyla birlikte bu yeni paylaşımlı düzen tam anlamıyla hayata geçirilmiş olacak.

Akdeniz’deki varlık ve caydırıcılık

Rusya’nın ekonomik olarak Suriye’den devasa gelirler elde etmediği biliniyor. Aynı şekilde bu coğrafi hattın, Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki stratejik üstünlüğüne bir alternatif oluşturmadığı da ortada.

Ancak Moskova, Batı'nın ambargoları karşısında karadan ve denizden alternatif ticaret ile ikmal yollarını açık tutmak amacıyla Suriye sahil şeridini ve iç hatlarındaki kara koridorunu yedek bir lojistik hat olarak değerlendirmek istiyor.

Buna rağmen Moskova’nın bu coğrafyadan vazgeçmemesinin temel nedeni küresel caydırıcılık. Akdeniz'deki bu köprü, Rus donanmasının Karadeniz dışındaki en hayati nefes borusu ve buradaki varlığı uluslararası ölçekte gücünü göstermesinin kilit noktası.

Bu üslerin tamamen elden çıkması, Rusya’nın küresel süper güç iddiasına vurulacak onarılmaz bir darbe olurdu. Yeni rejim şartlarında caydırıcılık etkenini devam ettirerek Akdeniz bölgesinde kalabilmesinin tek yolu ise Şam yönetimiyle masaya oturup bu anlaşmaya varmaktı; aksi takdirde Moskova'nın sahada varlık göstermesi ve bu nüfuzu sürdürmesi imkânsız hale gelecekti. Bu yüzden Moskova, ekonomik maliyetleri ve şartları bir kenara bıraktı; sırf bu jeopolitik ağırlığı ve bayrağı Akdeniz’de dalgalandırmaya devam etmek için bu hamleyi gerçekleştirdi.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara

Anlaşmanın artıları ve eksileri

Anlaşmanın getirdiği yararların başında hukuki güvence geliyor. Üslerin ortak eğitim merkezine dönüştürülmesi, Rus personelinin yeni Suriye yönetimi ve yerel halk karşısında hedef hâline gelmesini engelledi.

Böylece varlıklarına yasal bir kılıf kazandırıldı ve olası gerginliklerin önü alındı. Ayrıca Rusya, askerî olarak küçülmesine rağmen Akdeniz’deki varlığından tamamen silinmeyerek masada kalmayı başardı. Krizin çatışma olmaksızın diplomasi yoluyla çözülmesi, Moskova'nın Orta Doğu'daki diplomatik esnekliğini açıkça kanıtlıyor.

Bununla birlikte anlaşmanın getirdiği bazı dezavantajlar da mevcut. Moskova, eskiden dilediği gibi tasarruf edebildiği imtiyazlı ve bağımsız üsleri büyük ölçüde kaybetti.

Tesislerin yönetimini ve denetimini kısmen de olsa yeni Şam yönetimiyle paylaşmak zorunda kaldı. Ayrıca bu dönüşüm, bölgedeki askerî varlığını ve stratejik operasyon serbestisini hukuki olarak daralttı. Tüm bunlara rağmen 9 Ağustos mutabakatı, Rusya’nın Suriye’deki eski mutlak hâkimiyetinin sonunu getirmiş oldu.

Yine de bu anlaşma, askerî üslerin statüsünü ortak eğitim ve yeterlilik merkezine dönüştüren Moskova'nın, değişen şartlara uyum sağlayarak Akdeniz’deki varlığını sürdürmesine imkân tanıyan pragmatik bir çıkış yolu olmuş durumda.