2025 yılı, Türkiye’nin terörle mücadele doktrininde hem operasyonel genişleme hem de stratejik bir dönüşümün yaşandığı bir yıl olarak kayıtlara geçti. Suriye’de 8 Aralık Devrimi sonrası YPG/SDG tehdidinin sulh ile çözülmesine yönelik çabalar Türkiye’nin de diplomatik baskılarıyla ilerlemektedir. DEAŞ özelinde ise Suriye’nin yeni hükümetinin bölgede DEAŞ’a karşı mücadelede uluslararası yegane muhatap olması için Şam ve Ankara’nın diplomasi sahasındaki çabaları yılın ikinci yarısında meyvelerini vermeye başlamış ve ABD ile Şam’ın DEAŞ’a yönelik ortak nokta operasyonları son aylara damga vurmuştur. DEAŞ’ın lider kadrosunda son 10 yılda yaşanan tasfiyeler ve sirkülasyon örgütün Suriye-Irak hattından yönetilen bir yapı olmaktan çıkarak muhtelif uzantıların ağırlık koyduğu çok başlı bir döneme girdiğini göstermektedir. Burada ön plana çıkan unsurlar DEAŞ’ın doğu Afrika’daki uzantıları ve Horasan Vilayeti olarak tanınan Afganistan-Pakistan hattındaki yapılanmalarıdır. Türkiye’nin DEAŞ’a karşı sınır ötesindeki mücadelesi sınır içerisinde de Emniyet ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) örgüt hücrelerine yönelik düzenli olarak gerçekleştirdiği baskınlar şeklinde devam ederken örgütün Horasan Vilayeti yapılanmasına yönelik sınır ötesi operasyonlar da vuku bulmuştur. Tüm bu gelişmeler bize Türkiye içerisinde saklanan ve hayatta kalmaya çalışan örgüt hücrelerinin doğrudan veyahut dolaylı olarak DEAŞ’ın Horasan yapılanması ile temasta olduğunu işaret etmektedir. 

2025 Ocak ayından itibaren başta İstanbul’da olmak üzere çok sayıda nokta operasyonda yüzlerce örgüt mensubu yakalanmıştır. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın Kasım ayında TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda paylaştığı verilere göre Ocak-Kasım 2025 arasındaki dönemde DEAŞ karşıtı 1457 operasyon gerçekleştirilmiş ve ele geçirilen şahısların yargı önüne çıkarılmasının ardından ise 662 şahıs DEAŞ üyeliği ithamıyla tutuklanmıştır. Bu baskınlar yılın son aylarında da sürmüştür. Yalova’da çatışmaya dönüşen ve emniyet güçlerinden şehitler verilmesi ile sonuçlanan DEAŞ karşıtı operasyon da aynı gün eş zamanlı olarak 15 ilde 108 noktada Emniyet güçlerince gerçekleştirilen operasyonların bir parçası niteliğindeydi.  

Sınır ötesi takip: Pakistan-Afganistan hattına odaklanıldı 

Türkiye’nin 2025’teki DEAŞ operasyonlarının en kritik ayağı ise terör örgütünün sınır ötesinde aktif olan ve Türkiye’deki hücrelerle temas kurmayı amaçlayan figürleri hedef almak olmuştur. Haziran ayında MİT ile Pakistan istihbarat servisi ISI’nin yürüttüğü ortak operasyon kapsamında, terörden arananlar listesinde “turuncu” kategoride yer alan DEAŞ mensubu Özgür Altun (Ebu Yasir el Türki), Pakistan-Afganistan sınırında yakalanmıştır. MİT tarafından, Avrupa ve Orta Asya’dan Afganistan-Pakistan hattına geçiş yapan DEAŞ üyelerinin organize edilmesinde rol aldığı tespit edilen Altun’un aynı zamanda örgütün medya ve lojistik faaliyetlerinden sorumlu olduğu, Türkiye ve Avrupa’da sivillerin yoğun olarak bulunduğu konser alanlarına yönelik saldırı talimatları verdiği belirlenmiştir.  

Aralık ayında ise bir başka örgüt mensubu Mehmet Gören (Yahya) Afganistan-Pakistan sınırında ele geçirildi. Afganistan kaynakları MİT’in bu operasyonuna mevcut Afganistan güvenlik ve istihbarat güçlerinin de iş birliği yaparak destek olduğunu iddia etmektedir. Şahsın yıl ortasında yakalanan Özgür Altın ile daha önce temas ettiği, sivillere yönelik intihar saldırısı gerçekleştirmek adına örgüt tarafından görevlendirildiği ve kamplarda bulunduğu süreç içerisinde örgüt içinde de yükseldiği Türk makamlarınca tespit edilmiştir. Bu operasyonlar örgütün Horasan Vilayeti yapılanmasının Türk örgüt mensupları üzerinden Türkiye’yi hedef alacak terör eylemlerini planlama ve hücrelerin teşkilatlanmasına odaklandıklarını göstermektedir. Öte yandan bu operasyonlar ayrıca Türkiye’nin sadece kendi sınırları içerisinde ve sınır komşusu Suriye’de değil ayrıca Afganistan-Pakistan hattı Orta Asya olarak nitelendirilebilecek bir bölgede gözlem, tespit ve müdahale bağlamında etkileyici bir istihbarat kapasitesi inşa ettiğini de göstermektedir.  

Öte yandan Yalova’da yaşananlar, örgüt hücrelerinin halen intihar eylemi sayılabilecek sonuçsuz silahlı çatışmalar girecek kadar radikal bir tehdit olmaya devam ettiğini tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Teslim olmayı reddeden ve hücre evinde bulunan çocukları dahi canlı kalkan olarak kullanan örgüt mensuplarının polis güçleriyle uzun süren çatışması ve sonucunda 3 polisin şehit edilmesi Türkiye kamuoyunun gündemine otururken örgüt medyası da bu hadiseyi bir propaganda fırsatı olarak kullanmayı tercih etmiştir. Öldürülen terörist unsurları “mücahitler” olarak adlandıran DEAŞ medya uzantıları, çatışmayı da “kendilerinden büyük bir güce karşı ölümü göze alıp savaşanların” hikayesi olarak söyleminde kullanmıştır.  

Kim bu "hücreler"? 

Operasyonlar ve hedef alınan profillere bakıldığında karşımıza çıkan tablo, terör tehdidinin tek tip ve tek merkezli olmadığını açık biçimde göstermektedir. Bir yanda önceki senelerde doğrudan Suriye ve Irak sahasından askeri tecrübe elde etmiş olan, DEAŞ’ın emir-komuta zinciriyle organik bağı bulunan, profesyonel militanlardan oluşan operasyonel hücre yapılanmaları bulunmaktadır. Bu yapılar her an ciddi bir çatışmaya girmeye hazır, Yalova örneğinde olduğu gibi yüksek riskli güvenlik tehditleri teşkil etmektedir. Devlet açısından izlenmesi daha kolay olan tehlike daha çok bu yapılanmalar olarak göze çarpıyor. Asıl takibi ve gözlemlemesi sıkıntılı alan ise DEAŞ ile doğrudan bağı -henüz- olmayan yapılar. Örgütün Horasan Vilayeti yapılanmasıyla doğrudan hiyerarşik bağı olmayan, lakin dijital mecralarda radikalleşen ve fikren örgütün kırmızı çizgileriyle örtüşen kimi bağımsız yapılar, küçük marjinal cemaatler DEAŞ için bir milis devşirme havuzu işlevi görmekte ve uzun vadede çok daha sinsi bir risk barındırmaktadır. DEAŞ’ın tekfiri araçsallaştırarak toplumun geri kalanı ile bağını kopartan kimliğine paralel bir marjinal kimliğe sarılan bu birey ve/veya gruplar örgüte doğrudan biat etmeden, komuta kademesinden herhangi bir emir almadan da harekete geçebilecek bir zihinsel eşiğe yakındırlar. Literatürde “yalnız kurt” tarzı olarak bilinen eylemsellik türü DEAŞ’ın emir-komuta ile ulaşamadığı sempatizanlarının dahi örgüt adına eylem yapmasına zemin hazırlamaktadır. Söz konusu eylemler başarıya ulaşırsa daha açık bir ifadeyle gündem oluşturacak bir terör çıktısı verirse DEAŞ da kendi emrinin dışında bu eylemleri üstlenmesi ile bilinmektedir. Kısacası DEAŞ’a doğrudan bağlı olmayan, sadece sempatizan olan veya fikren aynı çizgide olan hücre yapılanmaları izlenmesi çok daha meşakkatli tehditler olarak DEAŞ meselesinde önemli bir yer kaplamaktadır. 

Türkiye, 2025 yılında yurt içi ve sınır ötesinde gerçekleştirdiği operasyonlarla DEAŞ’ın "Türkiye’yi bir cephe gerisi lojistik üssü ve eylem sahası" olarak kullanma hayallerine büyük darbe vurmuştur. Tüm bu operasyon silsilesi DEAŞ’ın teşkilatlanma örgüsünün Türk istihbarat ve emniyet unsurlarınca doğru tahlil edilmek suretiyle takip edildiğini kanıtlamıştır. Öte yandan sınır ötesinde yakalanan Türk vatandaşı DEAŞ yöneticileri ve Yalova’da yaşanan çatışmada görüldüğü üzere Türkiye’nin takibindeki DEAŞ unsurları sadece düşük profile sahip sempatizanlar veya tecrübesiz örgüt mensupları değil. Hem askeri hem idari tecrübesi olan DEAŞ unsurlarının radara yakalanmaları örgütün de Türkiye’yi hem dışarıda hem de içeride hedef almaya yönelik bir ajandası olduğunun teyididir. DEAŞ’a insan kaynağı oluşturabilecek marjinal yapıları besleyen siber propaganda kanallarının pasifize edilmesi ve DEAŞ ile mücadelede bölge ülkeleri ile iş birliğinin arttırılması 2026’nın gereklilikleri olarak ön plana çıkmaktadır.