Hindistan ve Türkiye, sıklıkla medeniyet devletleri olduklarını ileri sürerler. Hindistan’ın medeniyet bağları, Batı’da Orta Asya’ya ve Doğu Hindistan’a kadar uzanan geniş bir coğrafya tarafından paylaşılmaktadır.  Bazı tarihçilere göre, Orta Asya’daki Türk boyları, M.S. 30 ile 375 yılları arasında Kuzey Hindistan’ın büyük bir kısmı da dahil olmak üzere, Orta Asya’nın büyük bir bölümünü yöneten en gelişmiş imparatorluklardan biri olan Kuşan’a öncülük etmiştir. Budizm ve İslam Bağdat’ta buluşurken, Bermekilerin ünlü Budist kabilesi sekizinci yüzyılda Abbasi İmparatorluğu’nun Başbakanlığını kontrol etmiştir. O zamandan beri, Müslüman imparatorluklar ile Hint eliti arasındaki ilişki oldukça karmaşık bir güç ve nüfuz alışverişine dönüşmüştür.

Osmanlı Türkiye’si ve Hindistan ilişkileri Bahmani Kralı 3. Muhammed Şah ile Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed arasında 1463’te gerçekleşen bir mektuplaşma ile başlayarak, sık sık kara ve Hint Okyanusu üzerinden temasa geçildi.  

Bu bağlamda, Gucerat kıyılarına tesadüfen gelen Osmanlı amirali Seydi Ali Reis, Miratü’l Memalik adlı kitabında Hindistan’da Portekizliler, Babürlüler ve Guceratlı Müslüman yöneticilerle yaşadığı uzun diplomatik karşılaşmaları anlatır. Söz konusu kitap, Hint Okyanusu’ndaki Hint-Portekiz-Osmanlı rekabet üçgeni hakkında en iyi bilgi kaynaklarından biri olarak kabul edilir. Medeniyet devleti, özellikle komşularıyla olan uluslararası ilişkilerini tanımlamak için ulus-devlet mantığı yerine sıklıkla tarihsel göndermelere başvurur.  

İmparatorlukların tarihi öylesine derin tartışmalara konu olmuştur ki, hiçbir modern ulus-devlet bu tartışmaların gereksiz yere saptırılmasını istemez. İngiliz sömürge yönetimi altında, Rusya’nın Hindistan’a doğru ilerlemesine karşı Osmanlı-İngiliz iş birliği gündem olmaya devam ederken, yerel Hint yöneticiler de İngiltere’ye karşı Osmanlı’dan yardım almaya çalışmıştır.  

O dönemlerde Osmanlı ve Türk gazeteleri, Hindistan'ın bağımsızlık mücadelesine sempatiyle yaklaştı. Örneğin, son dönem Osmanlı aydınları, Pan-Asya dayanışması arayışıyla Tagore’un eserlerini hızla tercüme ettiler.  Ancak Batı yanlısı Pakistan ve Sovyet yanlısı Hindistan olmak üzere ikiye bölünmüş bir Hindistan, onların tercihlerini zorlaştırıyordu.    

Türkiye, Doğu Avrupa, Güney Kafkasya ve Levant Hristiyanları ile tarihsel bağlarını sürdürürken, aynı tarihsel sıcaklığı hem Hindistan hem de Pakistan’a tanımak Türkiye için en büyük zorluk oldu. İkili ilişkilerinde önemli bir çıkar çatışması olmamasına rağmen… Soğuk Savaş sonrası döneme gelindiğinde, Türkiye ve Hindistan hala Pakistan ile ilişkiler ve Cammu-Keşmir meselesi de dahil olmak üzere Soğuk Savaş’ın getirdiği kısıtlamaların üstesinden nasıl gelecekleri sorusuyla karşı karşıyaydı.

Cammu ve Keşmir bir yana, Türkiye ve Hindistan 2023 yılında 13 milyar dolarlık ikili ticaret hacmine ulaşarak, ticaret ve kültürel iş birliklerini geliştirme konusunda önemli bir ilerleme kaydetti. Stratejik perspektifleri geçmişe tutsak kalmaya devam ederken, birçok Hint ve Türk uzman bunun stratejik bir yakınlaşmaya ulaşmanın ön koşulu olduğunu düşünüyor.  

Her iki ülke de Cammu ve Keşmir’deki anlaşmazlıkların çözülmemesi halinde belirsiz bir süre bekleyebileceklerini düşünüyor. Ancak küresel siyaset dramatik iniş çıkışlar yaşarken, eskilerinin yerini alacak yeni fay hatları ortaya çıkıyor.  

Orta Doğu ile yeniden bağlantı kurma  

Onlarca yıl önce ne Hindistan ne de Türkiye, her ikisinin de stratejik komşu olarak gördüğü Orta Doğu’da önemli bir role sahipti.  Aynı zamanda her iki ülke de Körfez’den enerji ithalatına olan bağımlılıklarını azaltmaya çalışsalar da pek bir sonuç alamadılar. Körfez’de sayıları 8 milyona ulaşan Hint diasporasının varlığı, Hindistan’ı aynı anda hem savunmasız hem de güçlü bir konuma getirdi.  Savaşlar ve çatışmalarla çevrili bir bölgede 8 milyon Hint’in güvenlik ve emniyeti, Hindistan diplomasisi ve iç siyaseti için oldukça hassas bir konu olmaya devam ediyor.  

Libya, Suriye, Irak, Kuveyt, Yemen ve Sudan’daki vatandaşların ülkelerine geri dönmesi, Hindistan’ın kalıcı bir diaspora güvenlik politikasına ihtiyaç duyduğunun bir örneğidir. Bu durumun olumlu tarafı ise diasporanın, yıllık 80 milyar dolar gibi çok ihtiyaç duyulan net ve en güvenli nakit kaynağı olmasıdır. Hindistan aynı zamanda Körfez ülkelerinin gerileyen rant ekonomisi için dengeleyici bir faktör olarak ortaya çıkarken, enerji ve diaspora kırılganlığı Hindistan lehine değişmeye başladı. ABD ve Avrupa alternatif ithalat kaynakları ve yenilenebilir enerjiyi araştırırken, Körfez ülkeleri yeni, daha güvenilir, uzun vadeli ihracat noktaları buluyor. Bu kapsamda Hindistan ve Çin, önümüzdeki birkaç on yıl için en umut vadeden pazarlar olarak görülüyor. Körfez de, enerji gelirlerini sağlam tutmak için Hindistan’a her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Aynı zamanda Hindistan, Körfez ülkelerinin ekonomiyi çeşitlendirme programlarında petrol sonrası ekonomi için önemli bir vaat sunuyor. Örneğin Hindistan-Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki petrol dışı ticaret, 2024’te 53 milyar dolara ulaştı. Hindistan-Körfez ilişkilerinin bu tamamlayıcılığı, aralarındaki ilişkilerin ilerlemesinde sıklıkla göz ardı edildi.  

Narendra Modi liderliğindeki Hindistan, “büyük ve güvenilir bir enerji pazarı, İsrail ve ABD’den çok ihtiyaç duyulan destek ve en önemlisi Rusya, Çin ve ABD’nin ötesine bakma fırsatı” olmak üzere üç vaatte bulundu. Hindistan’ın Orta Doğu’nun gelecekteki ekonomisi ve güvenliği açısından stratejik profili değişirken; Türkiye de Orta Doğu, Asya, Afrika ve Orta Asya ile yeniden bağlantı kurma konusunda benzeri görülmemiş bir ilerleme kaydetti. Ayrıca Türkiye, 7,2 milyar dolarlık ihracatıyla savunma sanayiinde dünyanın 11. büyük ihracatçısı oldu.  

Son yıllarda, Arap ve İslam ülkelerinin Türkiye’nin savunma sanayi tedariklerine olan talebi benzeri görülmemiş şekilde arttı. Türkiye, Erdoğan’ın Körfez ülkeleriyle yeni yakınlaşmasıyla birlikte, Suudi Arabistan, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve Arap Birliği ile stratejik işbirliğini yeniledi.  

Ankara son yıllarda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) yapılacak herhangi bir reformun bir Arap veya Müslüman devleti, tercihen Türkiye’yi kapsaması gerektiği fikrini sessizce ortaya atıyor. Öte yandan Ukrayna krizi, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Rusya ile doğrudan ilişki kurma kararının ardından Avrupa’da bir kabusa dönüştü. Birdenbire Türkiye, Avrupalı liderlerin güvenlik tartışmalarında önemli bir müttefik olarak ortaya çıktı. Türkiye’ye ait silahlı insansız hava araçları (SİHA) artık Ukrayna ve Avrupa semalarında uçarken Türkiye’nin askeri desteğiyle, Libya’nın Trablus merkezli hükümeti, Rusya destekli grupları geri püskürtmeyi başardı. Aynı zamanda Somali ve Katar, Türk askeri üslerine ev sahipliği yapıyor.  

Bir diğer konu, Beşşar Esed’in 11 Kasım 2024’te Suudi Arabistan’ın ev sahipliğinde düzenlenen Arap Birliği’ne kırmızı halıyla dönmesinden sadece birkaç gün sonra, Suriye’deki Türkiye destekli grupların onlarca yıllık Esed ailesinin diktatörlüğünü yıldırım hızıyla devirmesiyle büyük bir siyasi deprem yaşandı. Esed’siz bir Suriye, Türkiye ve Katar dışında kimsenin hazırlıklı olmadığı yeni bir gerçeklik olarak karşımıza çıktı.

Orta Asya perspektifi  

Öte yandan, Azerbaycan-Ermenistan savaşının ardından 2020’de iki ülke arasındaki normalleşme süreci, Türkiye’ye Güney Kafkasya’da doğrudan ve artan bir rol ve Orta Asya’ya doğrudan erişim vaat ediyor. Özbekistan’ın 2019’da Türk Konseyi’ne katılmasından bu yana, bir zamanlar düşük profilli bir hükümet içi örgüt olan konsey, “Türk Dünyası Vizyonu 2040” belgesinden de anlaşılacağı üzere iddialı bir bölgesel iş birliği projesi haline geldi. Hem Rusya hem de ABD, Çin tedarik zincirine bağımlılığı kısmen azalttığı için Türkiye’nin Orta Asya’da artan rolünü memnuniyetle karşılıyor.  

Türkiye ve Körfez ülkeleri, 2013’te Mısır’da Müslüman Kardeşler olayları, 2017 Körfez ablukası sırasında Türkiye’nin Katar’a verdiği destek ve 2018’de Cemal Kaşıkçı cinayeti nedeniyle sert bir anlaşmazlık yaşadı. Ancak yeni bir yakınlaşmayla, BAE ve Suudi Arabistan sadece fazla sayıda Türk SİHA’ları satın almakla kalmadı, aynı zamanda Türk savunma şirketlerine de yatırım yaptı.  

Türk savunma sanayii, yakın zamanda Türk drone üreticisi Baykar ile İtalya’nın en büyük savunma ve havacılık şirketi Leonardo arasında ortak üretim için imzalanan ortaklık da dahil olmak üzere, önemli Avrupa ülkelerinden yatırım ve iş birliği çekti. Diğer yandan, Basra ve Türk liman kentlerini birbirine bağlayan Türk-Irak ortak projesi olan Kalkınma Yolu, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’na (IMEC) bir alternatif olarak görülüyor. Bu bağlamda, Hindistan ve Türkiye, Körfez ülkeleriyle ilerleyen ilişkileriyle birbirlerini rekabet ve işbirliği içinde bulacaklardır.    

Bir başka konu, Türkiye Yeniden Asya Girişimi’nde, Güney Çin Denizi konusunda Çin ile anlaşamadı.  Ankara, transit güzergahın ötesinde bir rol ve küresel tedarik zincirinde bir pay aradığı için Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi konusunda endişelere sahip. Türkiye, Afrika ile 37 milyar dolar, Körfez ile 31 milyar dolar ve Avrupa ile 103 milyar dolarlık ticaret hacmiyle Asya, Avrupa ve Afrika’nın ticari ve lojistik merkezi olmayı hedefliyor.  Türkiye’nin İngiltere, Körfez, Afrika ve diğer ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları için aktif çaba sarf etmesi, Ankara’nın bölgenin büyüyen ekonomileri için kazan-kazan durumu sunmasını sağlıyor. Komşularındaki diplomatik, savunma ve ticaret profilinin bu şekilde genişlemesiyle birlikte Türkiye, Şanghay İşbirliği Örgütü, BRICS, ASEAN, Afrika Birliği ve Arap Birliği’ne de yoğun ilgi gösterdi. En önemlisi de Türkiye, Avrupa Birliği (AB) üyeliğini sürdürmekten vazgeçmedi.  

Böylesine değişken profile sahip bir ülke, ABD ve Rusya gibi büyük güçlerin Irak, Afganistan, Libya, Filistin, Suriye ve Ukrayna’daki haksız savaşlarında sıklıkla kullandıkları birkaç ideolojik klişeye indirgenemez. Dahası, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, her dönemin devlet adamı olduğunu kanıtladı. Örneğin 2015’ten beri Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini, NATO müttefiklerinin tepkisini çekecek şekilde değiştirdi.  Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hindistan Başbakanı Narendra Modi de dahil olmak üzere, ABD Başkanı Donald Trump ile iş yapma terimlerine aşina olan birkaç dünya liderinden biri. Erdoğan ayrıca, eski ABD Başkanları Obama-Biden ikilisinin kendisine verdiği tüm zararları telafi etmesi için Trump’ı ikna ederse dünya buna şaşırmayacaktır. Bununla birlikte Hindistan’ın Rusya’dan S400 satın alımında muafiyet elde etmesi gibi, Erdoğan da benzer bir taviz istiyor.  

Rekabet ve iş birliği  

Bu bağlamda, iki hırslı ekonomi olan Hindistan ve Türkiye, bölgesel ve küresel ilişkilerinde sıklıkla rekabet ve iş birliği içinde olacaklardır. IMEC koridoru da, diğer alanlarda ortaya çıkan rekabetin bir örneğidir.  İki ülke arasındaki iş birliği Hint Okyanusu, Orta Asya ve Orta Doğu’da oldukça önemli olacak. Hindistan, Birleşmiş Milletler (BM) barış gücü misyonları haricinde, Hindistan dışında aktif askeri iş birliğine ve askeri konuşlandırmalara izin vermeyen muhafazakar bir dış politika izlemeye devam ediyor. Ancak er ya da geç Hindistan, savunma ilişkilerindeki öz kontrolünü gözden geçirebilir ve daha derin bir askeri iş birliğini kabul edebilir.  İki ülke serbest piyasa ekonomisine, çok kutupluluğa, demokrasiye, laikliğe, teknolojiye, internete, yapay zekanın kullanımına, iş birliği olasılığına, demokratik ve özgür erişime inanıyor.  

Güney Asya’da Hindistan, Türkiye’nin Pakistan, Bangladeş ve Maldivler ile derinleşen savunma ilişkilerini yakından izledi. Bu ilişkilerin, Hindistan ile Cammu ve Keşmir konusunda sorunlu ilişkilerle birlikte kendi ikili değerleri olsa da Pakistan, güvenliği ve savunması için bölgenin ötesine bakmaya çalıştı. Hintler, çoğunlukla Türkiye-Pakistan ilişkilerinden ve bunların uzun vadede Hindistan için nasıl gelişebileceğinden habersizler. Benzer şekilde Hindistan, Azerbaycan ile Dağlık Karabağ anlaşmazlığı nedeniyle gergin ilişkileri olan, Türkiye’nin komşusu Ermenistan ile savunma ilişkilerini yakın zamanda güçlendirdi.  Hindistan’ın Kıbrıs (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) ve Yunanistan ile derinleşen bağları, genellikle Türkiye-Pakistan ilişkileri bağlamında görülüyor. Öte yandan, her iki ülkenin de komşularına savunma ihracatlarını artırması birkaç soruyu gündeme getirdi.  

Sonuç olarak, Hindistan ve Türkiye, birbirlerinden hoşlansınlar ya da hoşlanmasınlar, artık birbirlerini görmezden gelemezler. Hindistan, Arap ve İslam ülkelerinden rakipleriyle yeniden bağlantı kurmak için ideolojik yüklerini geride bırakan, Yeni Delhi’nin yakın çevresinde Pan-Türk bir örgüt kuran, Orta Doğu ve Afrika’da artan bir askeri role sahip olan ve son olarak bölgesel siyasetin merkezinde yer almak için ekonomik beceriye ve stratejik konumlara sahip olan Türkiye ile etkileşime girmeye hazır olmalıdır. Öte yandan Türkiye de, Hindistan’ın genişleyen yetenekleri, kabulü ve Türkiye’nin hırslarına yakın bölgelerde kendisi için yeni bir gerçeklik yaratma isteğinin farkında olmalıdır.  Bölgesel politikalarına olan güvensizliklerine rağmen, iki ülkenin dünya görüşleri çelişkili değil. Hindistan-Türkiye ilişkileri, ticaret ve yatırımın mükemmel tamamlayıcılığına rağmen, Soğuk Savaş sonrası yeniden başlamayı bekleyen en karmaşık ikili ilişkilerden biri olmaya devam ediyor.