Turkey Değil Türkiye

Meryem İlayda Atlas
Gazeteci Meryem İlayda Atlas, uluslararası platformlarda “Türkiye” isminin yerine ısrarla “Turkey” kelimesinin kullanılmasının arkasındaki Oryantalist refleksleri, egemenlik hakkına yönelik direnci ve Batı merkezli sembolik otorite arayışını Fokus+ için kaleme aldı.
kose-turkey-degil-turkiye-meryem-ilayda-atlas.jpg
19 Haziran 2026

Coğrafi isimlendirmeler, hiçbir zaman sadece “isimlerden” ibaret değildir. İçinde tarihten süzülüp gelmiş bir hafızayı, kimliği, güç ilişkilerini, yaşanmışlıkları barındırır. Size nasıl bir ad verildiği kadar, sizi o şekilde adlandırma yetkisini elinde bulunduran güçle de ilişkili bir süreçtir.  

Son iki yüzyıl yaşadığımız coğrafya neredeyse baştan aşağı bu mantıkla şekillendirildi. Geçtiğimiz yüzyıl ise ülkelerin isimlerini değiştirme örnekleri ile dolu. Ceylon, Sri Lanka oldu. Swaziland, Eswatini adını aldı. Makedonya Cumhuriyeti, Kuzey Makedonya’ya dönüştü. Çek Cumhuriyeti, kısa ad olarak Czechia (Çekya) kullanımını teşvik etti.  

Zamanla Afrika, Asya ve Latin Amerika’da sömürge düzeninin şekillendirdiği pek çok isim, bu ülkelerin onurunu, egemenliğini ve tarihsel bilincini daha doğru yansıtan adlarla değiştirildi. 

Zira sömürgecilik, siyasi tahakkümün ötesine geçen bir zihin inşa süreciydi. Ekonomik sömürünün yanında sınıflandırma işinde de hiç fena değildi: Toprakları adlandırır, cetvelle sınırlar çizer, toplumları kategorize eder ve onları medeniyet hiyerarşisinin içinde konumlandırır. Dolayısıyla bağımsız devletlerin yeniden adlandırma süreci genellikle anti-sömürgeci bir eylem olarak karşımıza çıkmıştır. Bu milletler, kendi kaderlerini başkasının haritasında, başkasının arşivinde nesne olmaktan çıkarmak istemişlerdir.  

Türkiye’ye gelince durum farklı ama…  

2022 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülük ettiği bir girişimle Türkiye’nin ismi yabancı dillerde de “Türkiye” olarak kullanılmak üzere değiştirildi. Ankara’nın bu resmî talebini Birleşmiş Milletler de onayladı ve artık bütün resmî yazışmalarda, spor müsabakalarında, uluslararası kuruluşlarda Türkiye ismi kullanılmaya başlandı.  

Ne hikmetse, aradan geçen dört yıla rağmen Batı medyasında ve akademik yayınlarda ısrarla Turkey kelimesi kullanılmaya devam ediyor. Bu durumu birçok araştırmacı “Türkiye” kelimesinin İngilizcede olmayan “ü” harfi barındırmasına ve haber sağlayıcı önemli ajansların yazım formatlarına uygun olmamasına bağlıyor. Yani Reuters gibi bir ajansın bu yazımı kabullenmesi hâlinde, diğer aboneler de bu yazımı kısa sürede benimseyebilirler.  

Bir diğer mesele de arama/tarama geçmişi ile ilgili. Bu konunun da kolay bir etiketleme ile halledilebileceğini hepimiz biliyoruz.  

Gelelim asıl konuya. İsim değişimi gerçekleştikten sonra yükselen itirazlardan anlaşıldığı üzere Batı dünyası ve Türkiye ilişkileri üzerine…  

Batı eğilimli teamüller ülkesinden, 'Bu Ülke'ye… 

Ülkemizin adı, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri Türkiye’dir. Osmanlı döneminde de Türkiye kullanımı mevcuttur. 2022’deki isim değişikliği yeni bir ülkenin ismi değildir. Hâlbuki eleştirilerden, “Türkiye” kelimesinin değişikliğini “Erdoğan’s Turkey” diyerek inşa ettikleri bağlama oturtma isteği anlaşılıyor. Bu konudaki tartışmalar, bu değişikliğin, Erdoğan dönemine ait bir jest ve Batılılaşmış bir İngilizce terimi terk ederek milliyetçi ve popülist bir hamle olduğunun altını çiziyor. Bu sebeple değişikliğin üzerinden dört sene geçmesine rağmen hâlâ Turkey kullanımında ısrar ediliyor.  

Maalesef bu okuma tarihsel olarak zayıf ve entelektüel olarak da çorak bir iklimin ürünüdür. En başta Türkiye kelimesi siyasi bir icat veya geleneğin yeniden inşası değildir. Ülkenin tarihsel ve dilsel olarak zaten var olan bir gerçeğidir.  

Buradaki itirazlardan birisi “dil alışkanlığı” ise bu bir argüman değildir. Dünya bir zamanlar Ceylon’a, Swaziland’a ve Gold Coast’a da alışmıştı. Şimdi bu isimler unutuldu bile. Hatta arşiv ve yazım gibi teknik gerekçeler gösterenler, “North Macedonia” kullanımına çok hızlı biçimde geçtiler.  

En başta sosyal bilimler, terminolojisini sürekli yenileyen bir gelenekten gelmez mi? Üniversiteler, haber merkezleri, uluslararası kurumlar etik standartlar gerektirdiğinde terminolojilerini düzenli olarak güncellerler. Biz bu kavramlara aşina olduk, eski terimleri kullanmak kolayımıza gidiyor demezler.  

Kaldı ki “Turkey” kelimesi dil bilim açısından da sorunlar üreten bir kullanım. Türkçede ‘hindi’ kelimesine karşılık gelen bu kelime, Şükran günlerinin “yemek tarifi” veya günlük dilde aptallık gibi karşılıkları olan bir kullanıma da sahip.  

Eğer bugüne kadar hiç kimse “Turkey” ve “Türk” kelimelerini yan yana koyarak dalga geçmemiş olsaydı, bu argümanımız ama biz de “Hindistan” diyoruz gibi bir itirazla çürütülebilirdi. Türk ve Turkey kelime oyunları ile yapılmış güya espri videoları da bu işin cabası. 

Bütün bu saydığımız durumlar ışığında, Batılı medya kuruluşlarının ve akademik yayınların “Turkey” kullanımında ısrar etmesinin tarafsız bir editoryal tercih olmadığı çok açıktır. Aşırı yavaş değişen yazım kılavuzlarına bağlılıkla da açıklanamaz.  

En açık ideolojik biçimiyle bu ısrar, Türkiye’ye başka yerlerde kolaylıkla tanınan “kendini tanımlama hakkını” tanıma isteksizliğinden kaynaklanmaktadır. İsimlendirme konusundaki sembolik otoritenin hâlâ Batılı haber merkezlerinde ve akademik kurumlarda bulunduğu varsayımını ele vermektedir.  

Aslında bu değişikliğin tartışma konusu bile olmaması gerekirdi. Devletler isim değiştirir. Uluslararası kuruluşlar kullanımlarını günceller. Diplomatik misyonlar buna uyum sağlar. Spor kurumları adımlarını buna göre atar. Haritalar, protokoller ve veri tabanları takip eder. Fakat söz konusu Türkiye olduğunda, bazı Batılı yorumcular bunu bir tercih olarak görmek yerine aşırıya kaçan yorumlarıyla ideolojik bir karşılık verdiler. Dört yıldır sürdürdükleri bu alışkanlık ise bir isim değişikliğinden çok, “Türkiye” kelimesinin zihinlerdeki konumlanışını aşikâr ediyor.  

Bu bağlamda, bazı medya kuruluşlarının ve akademik platformların “Turkey” kullanımındaki ısrarı, editoryal alışkanlıklardan daha fazlasını gösteriyor. Bu ısrar, Türkiye’nin artan öz güvenine karşı siyasi ve kültürel bir direnci yansıtmaktadır. Aslında dilsel tercih gibi sunulanın arkasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinden, Türkiye’nin bağımsız dış politikasından ve kendisine başkaları tarafından çizilmiş sınırların içinde kalmayı reddeden bir ülke olmamasından duyulan derin rahatsızlığın izleri bulunuyor.  

Asıl mesele Türkiye’nin adını değiştirip değiştirmemesi değildir. Asıl mesele; Batı kamuoyunun, bir ülkenin kendini tanımlama hakkını “Erdoğan karşıtlığı, Oryantalist refleksler ya da Türk karşıtı ön yargılar” süzgecinden geçirmeden kabul edip edemeyeceğidir.  

Ez cümle, ülkemizin adı Türkiye’dir. Dilerseniz “Turkiye” şeklinde de yazabilirsiniz.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Popüler Haberler
Türk Azınlığa Ait Bazı Okulların Kapatılmasına Dışişlerinden Tepki

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, Yunanistan'ın, öğrenci sayısının yetersizliği bahanesiyle Batı Trakya Türk Azınlığı'na ait 8 ilkokulu kapatma kararını kınadı.

Venezuela Depreminde 38 Kişiyi Kurtaran Türk Vatandaşı İbrahim Eser’e Kahramanlık Nişanı

Venezuela’daki çifte depremin ardından enkaz altında kalan 38 kişiyi kurtaran Türk vatandaşı İbrahim Eser, Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez tarafından Kahramanlık Nişanı ile ödüllendirildi.

HAVELSAN’ın Dört Kritik Yazılımı NATO Testlerini Başarıyla Tamamladı

HAVELSAN’ın komuta kontrol, güvenli veri aktarımı, sistem entegrasyonu ve veri paylaşımı alanlarında geliştirdiği dört yazılım yeteneği, Polonya’da düzenlenen CWIX Tatbikatı’ndaki testleri başarıyla tamamlayarak NATO sertifikasyon sürecine dahil oldu.

İran Atom Enerjisi Kurumu ABD, Nükleer Enerji Santraline Saldırdı

İran Atom Enerjisi Kurumu, ABD'nin ülkenin güneybatısındaki Huzistan eyaletine bağlı Darhovin'de yapımı devam eden nükleer santral sahasına saldırı düzenlediğini bildirdi.

Londra’daki Filistin’e Destek Yürüyüşünden İsrail’e Yaptırım Çağrısı

Londra’da Filistin’e destek amacıyla düzenlenen yürüyüşte, İngiltere’nin yeni başbakanı olması beklenen Andy Burnham’a Gazze’deki saldırılara karşı çıkması ve İsrail’e kapsamlı yaptırım uygulaması çağrısı yapıldı.