Etnospor: Sporun Hafızası, Kültürün Direnişi

Meryem İlayda Atlas
Gazeteci Meryem İlayda Atlas, Etnospor’un modern spor anlayışına karşı kültürel hafıza, aidiyet ve ahlaki rekabet ekseninde sunduğu alternatif spor tasavvurunu Fokus+ için kaleme aldı.
etnospor-sporun-hafizasi-kulturun-direnisi-meryem-ilayda-atlas.jpg
01 Haziran 2026

Spor müsabakalarının hepimizin zihninde ayrı bir çağrışımı, ayrı bir yeri, ayrı bir algılanma hiyerarşisi var. Mesela Dünya Kupası maçlarına yaklaştığımız bu günlerde kimilerimiz için spor heyecanı, Amerika kıtasından sabaha doğru yayınlanacak maçları izlemek olacak. Hatırlayalım, bir neslin gençliği, çocukluğu, TRT’den canlı yayınlanan olimpiyat müsabakalarını izlemekle geçti. Şimdiki ebeveynler, dijital karmaşadan uzak tutmaya çalıştıkları çocuklarına o günleri özlemle anlatıyor. Pek azımız ise, olimpiyat müsabakalarını “nötrlüğü” veya “ideolojisi” bağlamında ele alıyor.  

Hâkim Batı kültürü tarafından üretilen pek çok kavram ve durum gibi, spor ekosistemi de “nötrlük ve temsiliyette adalet” iddiasına sahip. Halbuki “spor” dendiğinde akla gelen hiçbir şey, hiçbir zaman “temsiliyette adalet” ilkesine emsal teşkil etmemiştir. Spor her zaman, toplumsal sınırlara bağımlı ve geçmişle bugün arasında doğrudan ilişki kuran bir alan olarak var oldu. Peki hangi geçmiş ve hangi bugün arasında bir bağdan söz ediyoruz?  

Dünyanın farklı yerlerinden müsabakalara katılan farklı ırkta sporcular, Batının anlam dünyası ve beden terbiyesi içinde müsabık olmuşlardı. Dünyanın farklı yerlerinde ekranları başında milyonlarca insan, yıllarca spordaki ahlaki rekabeti, kuralları aslında batılı kültürel değerler hiyerarşisine, Batının geçmiş ve bugününe dair bir durum olarak öğreniyordu. Zira kültürel hegemonya, izole bir şekilde inşa edilmez. Tam tersine toplumlarla aktif bir ilişki biçimidir. Hegelyen bir bakış açısı ile eşitler arası idrakin olmadığı durumda “her izleyici” kendi benliğinin farkındadır ama hâkim kültür ve kural koyucu ile ilişki halinde değildir. Yani ilişki tek taraflıdır.  

Görünür kılınmış ve onaylanmış bütün performanslar, gösteriler, aktörler aslında bizim tecrübelerimizi ve objektif olarak kabul edip sorgulamadığımız meselelerdeki sübjektifliğimizi de inşa eder. Yeme içme ve fiziksel semboller bu bağlamda hâkim kültür tarafından üretilir ve diğer kültürler tarafından benimsenir. Bu benimsenme süreci elbette sadece kültürel ve kitle iletişim araçları ile olmaz. Ekonomik sistem, siyasal süreçler ve elbette sömürgecilik de bu tartışmanın diğer ayaklarını oluşturuyor.  

Birleşen ve ayrılan yollar  

Bu sene 8. defa düzenlenen Etnospor Kültür Festivali’ni konuşurken de aslında sadece geleneksel oyunlardan, atlı sporlardan, okçuluktan, güreşten, mas oyunlarından ya da çocukların festival alanında yaşadığı heyecandan söz etmiyoruz. Aslında yukarıda izah ettiğim gibi, daha büyük bir meseleyi konuşuyoruz: Sporun kim tarafından tanımlandığını, hangi kültürlerin “evrensel” kabul edildiğini, hangilerinin folklorik bir ayrıntı gibi kenara itildiğini ve modern dünyanın kültürleri nasıl hiyerarşik biçimde sınıflandırdığını konuşuyoruz. 

Olimpiyatlar başta olmak üzere Batı merkezli spor organizasyonları, uzun yıllar boyunca yalnızca atletik performansın değil; modernlik iddiasının, medeniyet tasavvurunun, beden politikalarının ve hatta sömürgeci bakışın da sahnesi olmuştur. Olimpiyat ideali her ne kadar barış, kardeşlik ve evrensellik gibi kavramlarla sunulsa da bu evrensellik çoğu zaman Batı’nın kendi değerlerini insanlığın ortak değeri gibi takdim ettiği bir zeminde kurulmuştur. 

19. yüzyılda modern olimpiyatların ortaya çıktığı dünya, Avrupa merkezli sömürge imparatorluklarının dünyasıydı. İnsanların, halkların, kültürlerin ve bedenlerin hiyerarşik biçimde tasnif edildiği; beyaz Avrupalı bedenin disiplin, akıl, ölçü ve üstünlükle özdeşleştirildiği; Batı dışı toplumların ise çoğu zaman egzotik, geri, ilkel ya da “geliştirilmesi gereken” unsurlar olarak görüldüğü bir zihinsel iklimden söz ediyoruz. Özellikle olimpiyat oyunları sporun küreselleşmesinden ziyade Batılı beden ve rekabet anlayışının küresel ölçekte norm haline gelmesine hizmet ediyordu.  

Bu konudaki en sert örnek hiç kuşkusuz, 1936’da oynanan Berlin Olimpiyatlarıydı. O dönemde Nazi Almanya’sı bu organizasyonu açık biçimde bir propaganda sahnesi olarak kullanmıştı. Spor, bir rekabet alanı olmaktan çıkmış, ırksal bir üstünlük iddiasının sahnesi olmuştu. Belki bu örnek pek çok okura “çok uç veya dönemsel bir aşırılık örneği” olarak gelecektir. Lakin, herhangi bir “masum oyun sahasının” bu derece sert bir ideolojik aparata dönüşebilmesi, bizatihi ilk kurgusal zemini ile de ilgili değil midir?  

Nitekim, son yıllarda cinsiyet kimliği, biyolojik kategori, kadın sporlarının sınırları, giyim kuşam ve başörtüsü etrafında dönen tartışmalar, adil rekabet ve güvenlik tartışmaları Batı spor müsabakalarının en gerilimli başlıklarından birisi oldu. Spor, medeniyet taşıyıcılığının yanında, artık yalnızca performans değil, kimlik siyasetinin de doğrudan alanı haline geldi. Kadın kategorilerinin korunması, biyolojik gerçeklik, kapsayıcılık, adalet ve rekabet dengesi gibi başlıklar Batı’da derin bir krize dönüşmüş durumda. Paris 2024’te yaşanan tartışmalar, bu meselenin artık yalnızca spor federasyonlarının teknik kararlarıyla çözülemeyecek kadar ideolojik bir mahiyet kazandığını da ortaya koydu.  

Spor hakkında bir soru 

Bugün spor alanı üzerine yazılan bütün tezler, sporun siyasetin dışında ve ideolojiden azade olmadığını söylüyor. Bu argüman etrafında örnekler özellikle futbol müsabakalarında yoğunlaşıyor. Ve elbette “senin futbolun, benim futbolum” meselesi ile güçlü bir temsil alanı açıyor kendisine. Etnospor Kültür Festivali, tam da senin ve benim olan karşılaştırmasının dışında bir yerde konumlanıyor. Bizdeki versiyon, yani herhangi bir şeyin daha iyisi veya daha kötüsü değil.   

Sağlık, zindelik ve performans gibi kadim konuların yanında, Etnospor bize spor hakkında modern spor endüstrisinin unutturduğu temel bir soruyu soruyor: Spor insanı köklerinden koparmak için mi vardır, yoksa onu kültürüyle, ailesiyle, milletiyle, tabiatla ve tarihsel hafızasıyla yeniden buluşturmak için mi? 

Dünya Etnospor Birliği’nin ortaya koyduğu perspektif gelenek, saygı, dayanışma ve barış ilkeleri etrafında şekillenen bir anlayışı temsil ediyor. Zira modern spor endüstrisinde çoğu zaman başarı, diğer kriterler arasında tek ölçü haline geliyor. Daha hızlı koşmak, daha çok kazanmak, daha pahalı transfer yapmak, daha büyük reklam geliri üretmek, daha çok izlenmek… Sporun anlamı giderek piyasa, imaj ve ideolojik gösteri içinde sıkışıyor. Oysa geleneksel sporlar bize başka bir şey söylüyor. Özellikle Türk tarihi içinde yer almış sporlarda oyun felsefesinde insanın salt bir beden değil, anlam taşıyan bir varlık olduğu merkezi bir yerde duruyor. At binmek, ot akmak, gökbörü, cirit gibi oyunlar bedensel terbiyenin yanında cesaret ve dayanışma duygusunu da taşıyor.  

Toy kültüründen metropollere 

Kaşgarlı Mahmud’un “At Türk’ün kanadıdır” sözü, hareket kabiliyeti ile beraber gelecek fetihlere, ufuklara işaret etmektedir. Kanadı olan Türk’ün varacak bir menzili de vardır.  

Türk dünyasında geleneksel sporların canlanması, sadece bir hafıza dinamiği değildir. Ruh iyi anlaşılırsa hem ideolojik kuşatma kırılabilir hem de toydan metropole bir yol çizilmiş olur. Ahlaki rekabet, bedeni ruhla beraber anlayan kültür, dayanışma ve cesaret içinde yaşadığımız tek tipleşmeye farklı bir ruh katacaktır. Her şeyden evvel, çocuk yaşlardaki oyun imkânı aidiyet açısından farklı bir yerde duracaktır. Çocuklar, oyunun içinde kendi tarihi ile temas edecek, dışsal bir kültürün etkisinde hissetmeyecektir.  

Küreselleşmenin toplumların hafızalarına hücum ettiği ve sadece havalimanlarından dünyayı gezseniz hiçbir şehri, ülkeyi fark edemeyeceğiniz bir benzerlik çağında yaşıyoruz. Belki havalimanları için gerekli olan bu standart, toplumların kültürleri, estetik ve ahlaki değerleri ve beden terbiyeleri için gerekli değildir. Küreselleşme, bunları silmek zorunda değildir. Tam tersine insanlığın ortak geleceği, bu farklılıkların yaşamasıyla daha zengin hale gelecektir.  

Etnospor ise bu anlamda, Batı’ya karşı bir reaksiyon olarak oluşturulmuş bir savunma hattı değildir. Çok merkezli insanlık fikrini aklımızda tutarak, insanlığın kültürel çeşitliliğini piyasa ve ideoloji makinesine karşı bir savunma hattıdır. Müsabakanın devasa bir gösteri ekonomisinin içinde şekillenmesine karşılık, bedene yeni bir anlam, rekabete yeni bir ölçü, kültüre yeni bir haysiyet kazandırma gayretidir.  

Spor, insanın sadece bedenini değil, kimliğini de şekillendirir. Bu yüzden Etnospor’u yalnızca bir festival olarak değil, çağımızın kültürel meydan okumalarına verilmiş entelektüel ve medeni bir cevap olarak anlamak gerekir. Olimpiyatların uzun yıllar boyunca Batı merkezli, dışlayıcı ve ideolojik bir evrensellik iddiasıyla kurduğu spor düzenine karşı Etnospor; daha yerli, daha çoğulcu, hafızası kuvvetli ve daha insani bir alternatif sunmaktadır. Bu alternatif ne geçmişe kapanmak ne de modern dünyadan kopmaktır. Tam tersine kökleriyle barışık, kültüründen güç alan, rekabeti ahlakla sınırlayan ve insanı yalnızca performansıyla değil aidiyetiyle de gören yeni bir spor tasavvurudur. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Popüler Haberler
nukleer-silahlara-yapilan-harcamalar-rekor-duzeye-ulasti.png

Nükleer Silahların Yasaklanması Takibi ve Uluslararası Nükleer Silahları Kaldırma Girişimi (ICAN), nükleer silahlara geçen yıl 118,8 milyar dolarlık harcama yapıldığını bildirerek, bu alanda yapılan harcamaların bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 19…

abd-baskan-yardimcisi-vance-israil-ile-cikarlarimiz-iran-konusunda-ayrisabilir.png

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, ABD ve İsrail'in İran konusunda çıkarlarının ayrışabileceğini ve bu kapsamda ABD'nin menfaatinin gözetileceğini söyledi.

web-odak-israil-neden-gazze-deki-kontrol-alanini-70-e-cikarmak-istiyor-mahmut-alrantisi

Dr. Mahmut Alrantisi, İsrail’in Gazze üzerindeki kontrolünü yüzde 70’e çıkarma planının arka planını ve bu hamlenin tehcir politikasıyla bağlantısını Fokus+ için kaleme aldı. 

abd-baskani-trump-tan-netanyahu-ya-iran-a-saldiri-uyarisi-yalniz-kalabilirsin.png

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, karşılıklı saldırıların bölgesel bir savaşa dönüşmesi halinde İsrail'in, İran karşısında yalnız kalabileceği uyarısında bulunduğunu açıkladı.

timur-un-mezari-laneti-ve-nazilerin-rusya-harekatinin-gizemli-baglantisi-mehmed-mazlum-celik.jpg

Araştırmacı Mehmed Mazlum Çelik; Korkunç İvan'dan Emir Timur'a uzanan tehlikeli mezar kazılarını, Hitler'in Rusya taarruzuyla gerçeğe dönen o mistik intikam kehanetini ve Moskova'yı sarsan tarihî rastlantının perde arkasını Fokus+…