Yapay Zeka ve Kendini Doğrulayan Kehanet

lutfi-arslan.jpeg
Akademisyen Mehmet Lütfi Arslan, yapay zeka ekseninde teknolojik ilerleme anlatısını, kullanıcı emeği ve verisiyle büyüyen dijital ekosistemi ve “geleceğin teknolojisi” fikrinin kendini doğrulayan bir kehanete dönüşmesini Fokus+ için kaleme aldı.
Yapay Zeka ve Kendini Doğrulayan Kehanet
01 Temmuz 2026

Stanford Üniversitesinin 2026 Yapay Zekâ Endeksi Raporu'na göre küresel yapay zekâ özel yatırımları 2025'te 344,7 milyar dolar seviyesine ulaşmış. Bu devasa sermayenin asıl motoru, yatırımları tek başına %200'ün üzerinde artan ve 170,9 milyar dolarlık fonu yutan üretken yapay zekâ şirketleri. LinkedIn verileri "yapay zekâ mühendisi" ilanlarının son yıllarda %450 arttığını gösterirken; OpenAI, Google ve Anthropic gibi devlerin modellerine günlük erişen kullanıcı sayısı artık yüz milyonlarla ifade ediliyor. 

Yapay zekânın büyümesinin arkasında bir hikâye var. Tarihte ilk kez bir teknoloji, devasa reklam kampanyalarına ihtiyaç duymadan dünyanın en çok konuşulan ürünü hâline geldi. Televizyonlarda dev reklamlar görmüyoruz, sokaklar yapay zekâ afişleriyle dolu değil. Buna rağmen üniversiteler, şirketler, devletler, yatırımcılar ve öğrenciler aynı büyük hikâyenin parçası hâline geldi. Çünkü insan yalnızca teknoloji satın almıyor, umut satın alıyor. 

Bugün teknoloji dünyasını yöneten girişimci ve teknokrat kadro sadece yazılım üretmiyor; kendisinden ve sunduğu somut faydadan çok daha büyük bir "küresel vaat" pazarlıyor. Reklam bütçelerinin yerini merak; kampanyaların yerini beklenti; sloganların yerini ortak hayaller aldı. Yapay zekâ ekosisteminin aktörleri, insanlığın üretme ve anlamlandırma arzusunu çok iyi yönetiyor. 

yapay zeka

Karşımızda, tüketicisini aynı zamanda en büyük veri ve Ar-Ge kaynağına dönüştüren, hayal satarak devasa bir kolektif emeği harekete geçiren akıllı bir strateji var. Geleneksel teknoloji şirketleri bir ürünü piyasaya sürmeden önce laboratuvarlarda test eder, milyar dolarlık reklam kampanyalarıyla satışa sunardı. Yapay zekâ teknokratları ise bu süreci tersine çevirdi. Onlar ürünü doğrudan kitlelerin kucağına bırakıyor.  

Milyonlarca insan, yapay zekâ araçlarına ücretsiz erişim karşılığında sisteme gönüllü işçilik yapıyor. Bizler komut girerken, hataları düzeltirken ve sistemi yönlendirirken aslında dünyanın en büyük ürün test etme ve veri etiketleme operasyonunu yürütüyoruz. Sistem, biz ona hayranlıkla soru sordukça evriliyor. Küresel ölçekte bir kolektif zekâ, teknokratların laboratuvarı hâline gelmiş durumda. 

Elbette tüm bu eleştiriler, yapay zekânın sunduğu somut faydaları görmezden gelmek anlamına gelmiyor. Kanser taramalarında kullanılan görüntü işleme algoritmaları, doktorların gözünden kaçabilecek detayları yakalayabiliyor; iklim değişikliği modelleri, yapay zekâ sayesinde çok daha hassas tahminler üretebiliyor. Fakat asıl mesele, bu araçların nasıl bir toplumsal anlaşma ve hangi değerler etrafında şekilleneceği.  

Yapay zekâyı geliştirenler yalnızca "ne yapılabileceğini" değil, "ne yapılması gerektiğini" de tartışmalılar. Aslında bu girişimin önü de tam da böyle bir tartışma ile açılmıştı. OpenAI’ın kurucuları Sam Altman ile Elon Musk arasındaki kavga, sadece iki teknoloji liderinin kişisel ego çatışması olmaktan öte teknoloji dünyasındaki iki farklı anlayışın su yüzüne çıkışıydı.  

Elon Musk'ın da ortak olduğu OpenAI, kâr amacı gütmeyen ve insanlığı yapay zekânın olası felaketlerinden korumayı vadeden bir yapıydı. Diğer ortak Altman döneminde OpenAI'ın önceliği giderek güvenlik tartışmalarından hızlı ticarileşmeye kaydı ve toplum âdeta devasa bir deneyin parçası hâline geldi. Musk ise bu süreçte kahramanımız gibi dursa da insan beynine çip takmayı hedefleyen Neuralink projesi ile çok da farklı bir yerde durmadığını gösterdi. 

"İnsana Rağmen" bir hız yarışı 

“Eğer bir teknoloji üretilebiliyorsa, üretilmelidir; sonuçlarının toplumu, ahlakı veya insan psikolojisini altüst etmesi önemsizdir” denebilir mi? Bugün Altman gibi yapay zekâyı yönlendirenler için ilerleme ve hız kendi başına birer din. Bu teknoloji girişimcileri insanın bu hıza ayak uyduramamasını, psikolojik olarak çökmesi veya anlam duygusunu yitirmesini, sistemin kusuru değil, insanın "biyolojik yetersizliği" olarak görüyorlar. 

Oppenheimer ve ekibinin atom bombasını yaparken hissettiği o yakıcı merak, bugünün yapay zekâ mühendislerinde de aynen mevcut. Bu insanlar laboratuvarda neyi serbest bıraktıklarını tam olarak biliyorlar mı? Zira toplumun kültürel, ahlaki ve zihinsel kodlarını hiçe sayan bir toplumsal mühendisliğe maruz kalıyoruz. Gelişim, insanın refahı ve huzuru için değil gelişimin kendi zaferi için ve “insana rağmen” yürütülüyor.  

yapay zeka

Dahası var. Bizler kendi geleceğimizi ellerimizle teslim ederken bunu bir mahkûmiyet gibi değil, bir ayrıcalık ve büyüleyici bir geleceğin parçası olma hissiyle yapıyoruz. İnsanın, doğası gereği anlam aramaya ve büyük bir hikâyenin parçası olmaya açık olması yumuşak karnına dönüşmüş durumda. Bir yapay zekâ aracına prompt yazan mimar, mühendis, yazar veya öğrenci kendini teknolojik devrimin öncüsü gibi hissediyor. 

Biz sisteme yaratıcılığımızı, dilimizi, duygularımızı ve hatalarımızı verdikçe onlar bu veriyi paketleyip bize tekrar satıyorlar. Geleneksel endüstri kapitalizminde işçi fabrikada çalışır, ücretini alır, sonra gidip başka bir fabrikadan ürün satın alırdı. Yapay zekâ ekosisteminde ise kaynak da biziz, müşteri de biziz. Davranışlarımızla, zihinsel süreçlerimizle algoritmayı eğitiyoruz. Sistemi kusursuzlaştırıyoruz. 

Kehanetten gerçeğe 

Yapay zekâ ekosisteminin en büyük başarısı, insanlara yapay zekâ kullanmayı öğretmekten önce, yapay zekâ hakkında konuşmayı öğretmiş olması. Haberler, konferanslar, podcastler, yatırım raporları ve sosyal medya aynı büyük anlatının farklı parçalarına dönüşüyor. Böylece teknoloji yalnız laboratuvarlarda değil, zihinlerde de büyüyor. Bu kendini doğrulayan bir kehanet.  

Sosyolog Robert K. Merton'un ortaya koyduğu kendini doğrulayan kehanet, başlangıçta yalnızca bir beklenti olan bir fikrin, insanların ona göre davranması sonucunda zamanla gerçeğe dönüşmesini anlatır. İnsanlar yalnızca mevcut gerçeklere göre değil, inandıkları geleceğe göre de hareket ederler. Beklentiler yatırımı doğurur, yatırımlar davranışları değiştirir, değişen davranışlar ise başlangıçta yalnızca bir ihtimal olan geleceği gerçeğe dönüştürür. 

“Yapay zekâ gelecektir” hikâyesi yalnızca geleceği tarif etmiyor, aynı zamanda onu inşa ediyor. Bu hikâyeye yatırımcı sermaye koyuyor, üniversiteler yeni bölümler açıyor, devletler strateji belgeleri hazırlıyor, dünyanın en parlak mühendisleri kariyerlerini bu alana yönlendiriyor, milyonlarca kullanıcı her gün modelleri kullanarak onların gelişimine katkı sağlıyor. Teknoloji geliştikçe hikâye güçleniyor, hikâye güçlendikçe daha fazla yatırım geliyor. Yapay zekâ yalnızca geliştiği için konuşulmuyor; konuşulduğu için de gelişiyor. 

Yapay zekâ tartışmasını yalnızca işlemci gücü, algoritmalar veya yatırım rakamları üzerinden okumayalım. Nasıl bir gelecek kurduğumuzu, bu geleceği hangi hikâyelerle kurduğumuzla da değerlendirelim. Çünkü teknolojiler dünyayı değiştirmiş ama dünyayı dönüştüren asıl güç çoğu zaman o teknolojiler etrafında kurulan ortak anlatılar olmuştur.  

Tarihin en büyük teknolojik sıçramalarından birini tecrübe ediyoruz. İnsanlık tarihinde ilk defa bir teknoloji, kendisine inanan insanların ilgisi, emeği ve beklentisiyle aynı anda büyüyor. İnsanlığı ortak bir hayalin etrafında toplayan bu güçlü hikâyeye inanıp inanmamakta serbestiz. Ama onu kimin yazdığını gözden kaçırmayalım. Daha da önemlisi şunu sorgulayalım: insan bu hikâyede kahraman mı, kurban mı yoksa mağdur olarak mı tarif ediliyor? 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Popüler Haberler
Türk Azınlığa Ait Bazı Okulların Kapatılmasına Dışişlerinden Tepki

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, Yunanistan'ın, öğrenci sayısının yetersizliği bahanesiyle Batı Trakya Türk Azınlığı'na ait 8 ilkokulu kapatma kararını kınadı.

Venezuela Depreminde 38 Kişiyi Kurtaran Türk Vatandaşı İbrahim Eser’e Kahramanlık Nişanı

Venezuela’daki çifte depremin ardından enkaz altında kalan 38 kişiyi kurtaran Türk vatandaşı İbrahim Eser, Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez tarafından Kahramanlık Nişanı ile ödüllendirildi.

HAVELSAN’ın Dört Kritik Yazılımı NATO Testlerini Başarıyla Tamamladı

HAVELSAN’ın komuta kontrol, güvenli veri aktarımı, sistem entegrasyonu ve veri paylaşımı alanlarında geliştirdiği dört yazılım yeteneği, Polonya’da düzenlenen CWIX Tatbikatı’ndaki testleri başarıyla tamamlayarak NATO sertifikasyon sürecine dahil oldu.

İran Atom Enerjisi Kurumu ABD, Nükleer Enerji Santraline Saldırdı

İran Atom Enerjisi Kurumu, ABD'nin ülkenin güneybatısındaki Huzistan eyaletine bağlı Darhovin'de yapımı devam eden nükleer santral sahasına saldırı düzenlediğini bildirdi.

Londra’daki Filistin’e Destek Yürüyüşünden İsrail’e Yaptırım Çağrısı

Londra’da Filistin’e destek amacıyla düzenlenen yürüyüşte, İngiltere’nin yeni başbakanı olması beklenen Andy Burnham’a Gazze’deki saldırılara karşı çıkması ve İsrail’e kapsamlı yaptırım uygulaması çağrısı yapıldı.