Kötü Erkekler İyi Kadınlar

lutfi-arslan.jpeg
Prof. Dr. Mehmet Lütfi Arslan, popüler kültürde kadın ve erkek temsilleri üzerinden iyilik, kötülük, kimlik ve karakter arasındaki ilişkiyi Fokus+ için kaleme aldı.
kotu-erkekler-iyi-kadinlar.jpg
04 Ağustos 2026

Çocukların öğretmenleri artık yalnızca aileleri, okulları ve kitaplar değil. İyinin kim, kötünün kim olduğunu; kime güvenip kimden korkmaları gerektiğini büyük ölçüde ekranlardan öğreniyorlar. Animasyonlar, diziler, dijital oyunlar ve sinema filmlerini yalnızca eğlence araçları olarak görmek yanıltıcı olur. Çocukların zihninde kadınlık, erkeklik, iyilik, kötülük, güç ve adalet hakkında kalıcı imgeler oluşturan en etkili kültürel metinleri popüler kültür üretiyor. 

Son dönemin dikkat çekici animasyonlarından “KPop Şeytan Avcıları” bu açıdan ilginç bir örnek sunuyor. Hikâyenin merkezinde insanlığı koruyan üç genç kadın bulunuyor. Karşılarında ise cazibelerini insanları ele geçirmek için kullanan, gerçekte iblis olan bir erkek müzik grubu var. Yapımda kadınlar anlatının koruyucu ve kurtarıcı öznesi olarak konumlandırılırken, erkek müzik grubu ilk aşamada cazibe yoluyla insanları etkisi altına alan şeytani bir tehdit olarak sunuluyor. 

Tek bir üründen genelleme yapmak doğru değil ama son yıllarda popüler kültürde kadın kahraman merkezli anlatıların belirgin biçimde arttığını görmemek imkânsız. Disney prensesleri çıtı pıtı, sevimli karakterler değil; daha bağımsız, mücadeleci ve kurtarıcı karakterler artık. Marvel evreninde kadın süper kahramanlar daha çok boy gösteriyor. Netflix ve diğer dijital platformlar kadın dayanışmasını, öz güveni ve bireysel güçlenmeyi öne çıkaran yapımlara daha fazla yer veriyor. 

Bu dönüşümü yalnızca bilinçli bir erkek düşmanlığı veya ideolojik bir komplo olarak açıklamak isabetli değil. Eğlence endüstrisi aynı zamanda piyasa mantığıyla hareket eden bir derd-i maişet sahnesidir. Kadın izleyici kitlesinin büyümesi, farklı demografik gruplara ulaşma arzusu, yeni hikâye arayışı ve uzun yıllar erkek merkezli ilerleyen anlatılardaki temsil dengesini değiştirme isteği mezkûr dönüşümün önemli sebepleridir. 

Kadınların güçlü, cesur ve kurtarıcı karakterler olarak daha görünür hâle gelmesini sorun etmeyelim; bu belki bir denge ihtiyacıdır. Fakat kadınlığın giderek empati, şefkat, dayanışma, özgürleşme ve kurtuluşla; erkekliğin ise tahakküm, şiddet, hoyratlık, militarizm ve tehdit ile ilişkilendirilmesi yeni bir ahlaki kalıp üretme riski taşıyor. Mesele kadının kahraman olması değildir. Mesele, erkek kahramanlığının ancak geleneksel erkeklik özelliklerinden uzaklaşması şartıyla meşru kabul edilip edilmediğidir. 

Kadını edilgen, korunmaya muhtaç ve erkeğin hikâyesine bağlı bir figür olmaktan çıkarıp kendi kaderini tayin eden bir özneye dönüştürmek gibi bir “kültürel düzeltme”, yeni bir aşırılık üretme ihtimali taşıyor. Kadını güçlendirmek için erkeği küçültmek, kadını özneleştirmek için erkeği ahlaki şüphe altında bırakmak veya kadın karakterin değerini göstermek için erkek karakteri beceriksiz, zalim ya da duygusal olarak sakat biçimde çizmek temsil sorununu çözmüyor, yalnızca tersine çeviriyor. 

Aslında tartışmanın daha derininde, iyilik ve kötülüğün tanımındaki değişim var. Klasik ahlak anlayışında insan, zulmettiği, yalan söylediği, emanete ihanet ettiği, nefsine teslim olduğu veya başkasının hakkını çiğnediği için kötü kabul edilirdi. İyilik ise hakikate uygun davranmak, adaleti gözetmek, sorumluluk üstlenmek ve nefsi terbiye etmekti. Bugün ise kötülük çoğu zaman ahlaki olmaktan önce estetik ve duygusal bir kategori hâline geliyor. Kötü olan karanlık, kaba, sert, tehditkâr ve sevimsiz olarak, iyi olan ise sempatik, eğlenceli, kapsayıcı, çekici ve duygusal olarak yakın şeklinde resmediliyor.  

Seyirci, karakterin ne yaptığına değil, kendisine ne hissettirdiğine bakarak hüküm vermeye başlıyor. Ahlaki muhakemenin yerini duygusal özdeşleşme alıyor. Haz veren güzel kabul ediliyor, güzel görünen iyi sayılıyor, iyi hissettiren doğru ilan ediliyor. Böyle olunca da hakikat, duygunun peşinden gitmeye başlıyor. Bu durumda bir karakterin adil olması değil, sevilebilir olması önem kazanıyor. Hakikati savunması değil, izleyicinin kendisini onda bulması belirleyici oluyor. Kötülük de hakikate isyan olmaktan çıkıp izleyicinin hoşlanmadığı kişilik özelliklerine indirgeniyor. 

İnsanın ahlaki değeri yaptıklarıyla değil, ait olduğu kategoriyle ölçülmeye başlandığında bu sadece erkeğe haksızlık anlamına gelmez, kadını da ahlaki muhasebenin dışına çıkarır. Kadını doğuştan daha şefkatli, daha barışçıl ve daha masum kabul etmek ilk bakışta olumlu görünür. Fakat bu yaklaşım onu tam anlamıyla ahlaki bir özne olmaktan da uzaklaştırır. Çünkü ahlaki özne olmak, iyiliğe olduğu kadar kötülüğe de muktedir olmak ve tercihlerinden sorumlu tutulmak demektir. 

İnsanları karakterlerinden önce kimliklerine ve işlevlerine göre sınıflandırma eğilimi yeni değildir. Kur’an, bunun en sert örneklerinden birini Firavun düzeni üzerinden gösterir. Firavun, halkını sınıflara ayırmış, İsrailoğullarına yönelik sistematik bir zulme başvurmuştur. Ayet bunu şöyle ifade eder: “Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı.” (A‘râf, 141)  

Firavun, erkek çocukları muhtemel bir direnişin, gelecekteki gücün ve toplumsal devamlılığın taşıyıcısı olarak görmüş; onları ortadan kaldırmaya çalışmıştı. Kadınları ise değer verdiği için değil, kendi düzeni içinde kullanılabilir ve denetlenebilir gördüğü için sağ bırakmıştı. Biri tehdit olarak görüldüğü için yok edilmiş, diğeri araç olarak yaşatılmıştı. Bu nedenle ayette yok etmek ve araçsallaştırmak şeklindeki iki ayrı tahakküm tekniği yan yana durur.

Bugünün popüler kültüründe de benzer bir eğilim zaman zaman görülebiliyor. Bazı kimlikler sürekli tehdit, şiddet veya toksisiteyle özdeşleştirilirken; bazı kimlikler ise anlatının ahlaki meşruiyetini taşıyan sembollere dönüştürülebiliyor. Böylece insanlar karakterleri ve tercihleriyle değil, kendilerine yüklenen kültürel roller üzerinden okunmaya başlıyor. 

Tahakküm, insanı kendi iradesi ve karakteriyle değerlendirmeyi reddeden her türlü bakıştır. Önce insanları kategorilere ayırır; sonra o kategorilere ahlaki anlamlar yükler. Bir grubu doğuştan tehdit, diğerini doğuştan mağdur, bir başkasını ise peşinen kurtarıcı ilan eder. Böylece insanın kim olduğu değil, hangi kategoriye ait olduğu belirleyici hâle gelir.  

Şüphesiz Firavun’un zulmü ile bugünün kültürel anlatıları aynı yöntem ve ölçekte değerlendirilemez. Ancak her ikisinin düşündürdüğü ortak tehlike, insanı kendi iradesi, ahlakı ve sorumluluğuyla değerlendirmek yerine onu tehdit, araç veya temsil nesnesi olarak sınıflandırma eğilimidir.  

İyilik kimliğin doğal mülkü olmadığı gibi kötülük de bir cinsiyetin kaderi değildir. İyilik, kadın veya erkek fark etmeksizin insanın hakikati kendi arzularının üzerine koyabilmesidir. Kötülük ise hakikati kendi benliğine tabi kılmasıdır. Bu sebeple yapılması gereken, kadınlığı kahramanlaştırıp erkekliği şeytanlaştırmak ya da bunun tersini yapmak değildir.  

Asıl ihtiyaç, kimlikleri değil karakteri merkeze alan; cinsiyeti değil sorumluluğu, aidiyeti değil hakikati esas alan bir ahlak dilini yeniden kurabilmektir. Kadın ya da erkek fark etmeksizin, zafiyetleriyle yüzleşen, arzularını terbiye eden ve hakikati seçmeye çalışan insanlar yetiştirebildiğimiz ölçüde daha sahici hikâyeler de kurabiliriz. Çünkü medeniyetleri kimlikler değil, karakterler inşa eder. İhtiyacımız kadınlığı ya da erkekliği büyütmek değil, insanlığı büyütmektir. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Popüler Haberler
ozetle-ozetle-rabia-katliaminin-13-yili-adalet-arayisi-suruyor-misir-da-ulusal-uzlasi-cagrilari-yukseliyor-ali-zalat

Rabia ve Nahda meydanlarının dağıtılmasının üzerinden 13 yıl geçerken, hayatını kaybedenlerin aileleri ve siyasi tutukluların yakınları adalet talebini sürdürüyor. Mısır’da bir yandan olaylara ilişkin bağımsız soruşturma beklentisi devam ederken, diğer…

odak-israil-iran-a-karsi-afrika-daki-varligini-nasil-hizlandiriyor.jpg

Yazar Mustafa Mansur, İran’ın Afrika Boynuzu’ndan Sahel ve Kuzey Afrika’ya uzanan bölgelerde siyasi, ekonomik ve askerî nüfuzunu artırmasını, bu genişlemenin İsrail açısından oluşturduğu güvenlik kaygılarını ve Tel Aviv’in İran’a karşı kıtadaki varlığını…

iran-hurmuz-bogazi-yakinlarinda-abd-ye-ait-mq-9-tipi-iha-yi-dusurdugunu-duyurdu.png

İran, Hürmüz Boğazı yakınlarında hava sahasını ihlal eden ABD'ye ait bir MQ-9 Reaper tipi insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü bildirdi.

belcika-da-tadilattaki-binanin-duvarinda-9-milyon-euro-degerinde-altin-bulundu.png

Belçika'nın Dendermonde kentinde tadilat sırasında bir binanın duvarına gizlenmiş yaklaşık 9 milyon euro değerinde altın bulundu.

web-odak-israil-turkiye-suudi-arabistan-pakistan-anlasmasina-nasil-bakiyor-mahmut-alrantisi

Araştırmacı Yazar Mahmut Alrantisi, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması’nın İsrail’de nasıl değerlendirildiğini, anlaşmanın bölgesel güvenlik dengelerinde oluşturabileceği değişimi ve Tel Aviv’in yeni savunma…