1 ve 0'larla Hakikat Bulunur mu?

lutfi-arslan.jpeg
Prof. Dr. Mehmet Lütfi Arslan, dijital çağda bilgi bolluğu, algoritmalar ve sosyal medyanın hakikat arayışımız üzerindeki etkisini Fokus+ için kaleme aldı.
1-ve-0-larla-hakikat-bulunur-mu.jpg
21 Eylül 2026

Eskiden insanlar hakikat yolculuğuna çıkarmış. İlim için şehir şehir dolaşanları, bir meseleyi öğrenmek için aylarca yol gidenleri, bir hocanın önünde yıllarca diz çökenleri okuyoruz. Hakikat uğruna rahatından, malından, makamından, hatta canından vazgeçenlere gıpta bile edemez hâle geldik. En acısı hakikati aramanın bir yolculuk gerektirdiği idrakini kaybettik. 

Bugün insanlığın binlerce yılda biriktirdiği bilgi birkaç santimetrelik ekranın arkasında, parmaklarımızın ucunda. Naslar, tefsirler, fetvalar, kitaplar, dersler, sohbetler… Birkaç kelime yazıyor ve aradığımızı buluyoruz. Çoğu zaman aramamıza bile gerek kalmıyor; algoritma neyle ilgilendiğimizi biliyor ve önümüze getiriyor. 

Biz bilgiye gitmiyoruz artık, bilgi bize geliyor. Üstelik nasıl geliyor? Bir ayet, hemen ardından komik bir video, sonra Gazze'den bir görüntü, bir reklam, bir hadis, bir yemek tarifi, bir ölüm haberi, bir vaizin otuz saniyelik nasihati, bir tatil manzarası… Parmağımız hepsine aynı hareketi yapıyor: Kaydırıyoruz. 

1 ve 0'ların dünyası hakikate ilişkin bilgiyi pekâlâ taşıyabilir. Fakat hakikati taşımak başka, insanı hakikate taşımak başka. Dijital çağın büyük yanılsamalarından biri bu ikisini birbirine yaklaştırması, hatta karıştırması. Arıyoruz ve buluyoruz. Bulunca bildiğimizi, bildiğimizde anladığımızı, anladığımızda da ona sahip olduğumuzu sanıyoruz. 

Problemimiz artık bilgi kıtlığı değil, bilgi bolluğu. Dikkatimizi sürekli talep eden muazzam bir malumat bombardımanı altında yaşıyoruz. Oysa malumat ile ilim aynı şey değil: Malumat istif edilir, ilim amelle olgunlaşır. Malumatfuruşluk garip bir tokluk hissi veriyor. Kısacık içeriklere bakarak öğrendiğimizi, hakikatle irtibat kurduğumuzu sanıyoruz. 

Bugünün cehaleti yalnız bilmemek değil, bildiğini zannetmek. Eskiler buna cehl-i mürekkep derdi. İnsan çok şey görüyor fakat pek azının üzerinde duruyor. Çok şey işitiyor fakat pek azını dinliyor. Çok şey biliyor fakat bildiklerinin çok azı hayatına değiyor. Hakikati buluyor belki ama ah şu kaydırma olmasa… Bulduğu, o an yakaladığı ya da yakalandığı hakikat bir sonraki içerikte buharlaşıyor. 

Problem yalnız bizde değil. Sosyal medya bir hakikat arama makinesi olarak kurulmadı. Öncelikli amacı doğruyu göstermekten daha ziyade dikkatimizi elde tutmak. Bizim sürekli kendisinde kalmamızı istiyor. Bunun için ilgimizi çekeni, hoşumuza gideni, öfkelendireni, korkutanı, şaşırtanı, güldüreni öne çıkarıyor. 

Marshall McLuhan'ın meşhur "mecra mesajın kendisidir" sözü tam burada önem kazanıyor. Mecra, mesajın içinden geçtiği nötr bir boru değil. İçinden geçen şeyi biçimlendiriyor. Mesajın uzunluğunu, ritmini, dilini, hatta giderek hangi mesajların söylenmeye değer bulunduğunu biçimlendiriyor. 

Neil Postman, Amerikan televanjelizmini incelerken televizyonun dinî söylemi kendi eğlence mantığına göre yeniden biçimlendirdiğine dikkat çekmişti. Mesaj dramatize edildi, kişiselleştirildi, pazarlanabilir hâle geldi; bazı temalar öne çıkarken bazıları geri çekildi. Sağlık, servet, başarı ve kişisel mutluluk dinî söylemin merkezine yerleşti. Benzer izleri kendi ekranlarımızda da görmek mümkün: kısa sürede hüküm veren fetva programları, reyting hesabıyla kurgulanan Ramazan yayınları… 

Mecra önce hakikatin nasıl anlatılacağını değiştiriyor; bir süre sonra hakikat adına neyin anlatılacağını da seçiyor. Televizyon bunu yaptıysa, bizi saniye saniye ölçen algoritmik medyanın dinin diline ne yaptığını daha ciddi düşünmemiz gerekir. 

Din insanı değiştirmeye taliptir. Ruhumuzu birkaç güzel sözle okşayıp bizi olduğumuz yerde bırakmaz. Din insandan talep eder. "Namaz kıl" der. "Vazgeç" der. "Sabret" der. "Paylaş" der. "Affet" der. "Helalden kazan" der. "Gözünü sakın" der. "Kibirlenme, haksızlık etme" der. 

Dinin mesajı tüketilip geçilecek bir "içerik" hâline gelince tuhaf bir şeye dönüşüyor. Muhatabından hayatını yeniden düzenlemesini isteyen bir çağrı olmaktan çıkıyor. Sosyal medya ‘Bunu beğendin mi?’ diye sorarken dinî mesaj da beğeni yarışına sokuluyor. Hakikatin ölçüsü farkında olmadan görünürlüğün ölçüsüne dönüşebiliyor. 

Algoritmanın sevdiği din dili kısa, çarpıcı, kesin, duygusal ve paylaşılabilir bir dildir. Oysa dinî hakikatlerin önemli bir kısmı aforizmaya dirençlidir. Sosyal medya vaizleri ve dâileri açısından tehlike burada başlıyor. Vaiz içerik üreticisine, irşad etkileşime, tesir izlenmeye dönüşüyor. Dönüşmezse görünürlük kazanamıyor. Elbette istisnalar vardır ama yapı bu. 

Hakikatin bir bedeli var. Buna cehd denir. Hakikat için gayret etmek, bütün imkânını seferber etmek, gücünün sınırına kadar çabalamak bir insani vazifedir ve hiç kimse bundan müstağni kalamaz. İnsanın dışarıdaki kötülüklerle olduğu kadar kendi içindeki zaaflarla, arzularla, tembellikle, kibirle ve nefsinin bitmeyen talepleriyle mücadelesi de bu cehdin parçasıdır. 

Hakikate dair cehdin bir boyutu da tezkiyedir. Tezkiye, insanın kendisini olduğu gibi bırakmaması, kendi üzerinde çalışmasıdır. Çünkü hakikat yalnızca bulunmaz; hakikate hazırlanılır. Gözün görebilmesi, kulağın işitebilmesi, kalbin kabul edebilmesi için insanda da bir şeylerin değişmesi gerekir. Bazen rahatından, bazen alışkanlığından, bazen sevdiğinden, bazen de kendi haklılığına duyduğu tutkudan vazgeçmesi gerekir. 

Eski hakikat yolculuklarının zahmetli oluşunu bu yüzden yalnızca eski çağların ulaşım imkânlarıyla açıklayamayız. İnsanlar ilim için yollar aşarken, bir hocanın önünde yıllarca diz kırar ve nefislerini terbiye etmek için hayatlarına disiplin getirirken temel bir şeyi kabul ediyorlardı: Kıymetli olan emek ister. Hakikatin talibi, onun zahmetine de talip olur. Dijital dünya bilgiye erişimin zahmetini ortadan kaldırıyor fakat hakikatin insandan istediği cehdi ortadan kaldırmıyor.

 

Algoritmik çağın başka bir sonucu daha var: Eskiden insan kendisini bir hakikat geleneğinin içine yerleştirirdi. Bu, elbette her geleneğin ve her mensubiyetin hakikat olduğu anlamına gelmezdi. Fakat insan en azından kendisini hakikatin ölçüsü değil, talibi sayardı. Bugün ise insan giderek merkeze kendisini koyuyor, hakikat parçalarını kendi etrafına yerleştiriyor. 

Dijital eklektizm tam da bu: Biraz şu hocadan, biraz bu vaizden; şu ayet hesabından, bu podcast'ten, öteki YouTube kanalından… Beğendiğini alıyor, zor geleni geçiyor, uzun olanı hızlandırıyor, rahatsız eden hesabı takipten çıkarıyor. Ortaya biraz ondan biraz bundan, kişiselleştirilmiş bir dinî dünya çıkıyor. Mesele farklı insanlardan istifade etmek değil elbette. Mesele, bütün bunların üzerinde neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirleyen son merciin giderek benliğin kendisi hâline gelmesidir. 

İnsan kendi etrafına dizdiği hakikat parçalarının mimarı olduğunda, kendi inşa ettiği bir illüzyonun içinde yaşamaya başlıyor. Çünkü artık karşısında onu sorgulayacak, sınırlandıracak, aşmaya zorlayacak, gerektiğinde onu sınayacak bir dış ölçü, usul, gelenek ya da rehber kalmıyor. Seçen de kendisi oluyor, eleyen de… Hoşuna gideni alan da kendisi, zor geleni bırakan da… 

Algoritma eklektik tavrı kolaylaştırıyor. Bizi rahatsız edecek hakikati aramak gibi bir görevi yok onun. Neyi sevdiğimizi, neyin üzerinde durduğumuzu, neye geri döndüğümüzü öğreniyor ve bize ondan daha fazlasını veriyor. Sonunda insan yalnızca kendi sesini duyduğu dinî bir yankı odası kuruyor. Kendi putunu kendi yontuyor. 

1 ve 0'larla hakikat bulunur mu? Bulunur. Yeter ki bunların yalnızca bir vesile olduğunu unutmayalım. Fakat mesele yalnızca bulmak değildir. Mesele değişmektir. Hakikat, bildiklerimizin çoğalması değildir. Hakikat, bildiğimiz ve erdirildiğimiz hakikat karşısında kendimiz kalmamaktır. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Popüler Haberler
omer-muhtar-idamla-susturulamayan-direnis.jpg

İtalyan sömürge yönetimi, Libya'daki direnişin lideri Ömer Muhtar'ı binlerce kişinin önünde idam ederek halkın direniş iradesini kırmayı hedefledi. Ancak 16 Eylül 1931'de kurulan darağacı, sömürgeciliğe karşı mücadelenin unutulmaz…

john-coltrane-bagimliliktan-ruhsal-uyanisa.jpg

Caz tarihinin öncü isimlerinden John Coltrane, bağımlılıkla mücadelesinin ardından müziği manevi bir arayışa dönüştürdü. Sanatçının yaşadığı dönüşüm, caz tarihine damga vuran “A Love Supreme” albümünde hayat buldu.

filistin-e-destek-platformundan-gazze-de-hayatini-kaybeden-cocuklar-icin-program.png

Filistin'e Destek Platformu, Gazze'de hayatını kaybeden çocuklara dikkati çekmek için Üsküdar'da "Toprağın Altındaki Çocuklar" programını düzenleyecek.

husilerin-siiligi-ama-hangisi.jpg

Araştırmacı Bülent Şahin Erdeğer, Husilerin Zeydilikten Carudiliğe uzanan dini kökenlerini, velayet anlayışını ve İran’ın siyasi ideolojisiyle kurdukları ilişkiyi Fokus+ için kaleme aldı.

Almanya'da Aşırı Sağın Yükselen Yıldızı Ulrich Siegmund Kimdir

Almanya'da AfD'nin Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde yaklaşık yüzde 44 oy alarak tarihi bir başarı elde etmesi, gözleri partinin 36 yaşındaki başbakan adayı Ulrich Siegmund'a çevirdi. Göçmen karşıtı politikaları, tartışmalı açıklamaları…