Afganistan İslam Emirliği Dışişleri Bakanı Emir Han Muttaki, 11 Ekim Cumartesi sabahı Diyobend Darululum’u ziyaret etti. Bakanın Hindistan’a altı günlük seyahat programında, diplomatik temasların yanı sıra, Tac Mahal ve Darululum gibi önemli İslami merkezlere yapılacak ziyaretler de bulunmaktaydı. Bu vesileyle Bakana hadis icazeti takdim edildi. İcazet Hz. Peygamber’e kadar geriye giden kesintisiz bir senetle Muttaki’ye hadis okutma izni veriyor.  

Sembolik değeri büyük bu hediyeyi anlamlı hale getiren bir gelenek olarak sarık sarma seramonisi (destarbendi) icra edildi. Başmüderris Erşad Medeni’nin huzurunda müderris sarığını Bakanın başına saran kişi Darululum’un bir nevi rektörü olan ve Şeyhü’l-Hadis ünvanı taşıyan Müftü Ebu’l-Kasım Numani oldu. Darululum’un hoca kadrosu ve öğrencileri Muttaki’yi sevgi gösterileriyle karşılayıp uğurladılar. 

Ziyaret Pakistan’ın Kabil’i bombalamasının gölgesinde gerçekleşti 

Muttaki’nin Hindistan’a ayak bastığı 9 Ekim gününde Pakistan savaş uçakları başkent Kabil’i ve Paktika eyaletini bombalamıştı. Saldırının Pakistan Talibanı olarak bilinen Tehrik-i Taliban Pakistan’ın (TTP) üst düzey liderliğini hedef aldığı bildirildi. Pakistan, İslam Emirliği’ni, kuzeydeki Serhad (NWFP) bölgesinde militer ayrılıkçı faaliyetleri olan TTP’yi Afgan topraklarında barındırmak, örgüte lojistik ve askeri destek sağlamakla suçluyor.  

Gerçekten de Taliban’ın 2021 Ağustos’unda Afganistan’da iktidarı ele geçirmesiyle birlikte Pakistan’daki TTP saldırıları hızla yükselişe geçti. 2021’de 282 olan TTP’nin eylem rakamı 2024’te 1758’e kadar çıktı. Bu tablo geçen üç yılda 6 kattan fazla bir artışa işaret ediyor. Kabil ise TTP’yle münasebetini sürekli reddediyor. 

Taliban sözcülerinin “Afgan topraklarının başka bir ülke aleyhine kullanılmasına müsaade etmeyecekleri” yönünde beyanatları olsa da, mesela Temmuz 2024 tarihli BM Güvenlik Konseyi’nin raporunda 6 bin 500 kadar TTP militanının Afganistan’da bulunduğu bildiriliyor. Ayrıca İslam Emirliği TTP’yi terörist örgüt olarak kabul etmiyor. 

Söz konusu nedenlerle Afganistan ile Pakistan arasındaki ilişkiler fazlasıyla gergin. 9 Ekim’deki hava saldırısında TTP lideri Nur Veli Mehsud’un öldürüldüğü yönündeki Pakistan iddiaları asılsız çıktı. Taliban hükümeti sözcüsü Zebihullah Mücahid, saldırılarda can kaybı olmadığını bildirse de sınır boyundaki Bermel bölgesine geçen yıl Aralık ayındaki Pakistan saldırısında 46 kişi hayatını kaybetmişti. Her iki devletin diplomatik ilişkilerini bu yıl başında büyükelçilik düzeyine yükseltme kararlarının, arzulandığı gibi olumlu sonuçlar vermediği anlaşılıyor.  

Neticede, her çeşitten uluslararası çalkantının bir türlü eskitemediği Güney Asya’nın meşhur “Afganistan-Hindistan karşısında Pakistan-Çin” denklemi bu koşullarda yine kendini dayatıyor. Çin’in Afganistan’la gittikçe gelişen ekonomik ilişkilerinden kaygı duyan ve Afganistan’ın Pakistan’la yaşadığı gerginliği fırsat bilen Hindistan, pek de hazzetmediği Taliban’la yakınlaşmak istiyor. 

Uluslararası kuşatılmışlığı kırıp meşruiyet elde etmek ve Pakistan’a karşı sağlam bir denge kurmak hedefleri ise diğer taraftan Afganistan’ı hızla Hindistan’ın yanına sürüklüyor. Pakistan gibi Hindistan da Afganistan’daki diplomatik temsilciliğini yakın zamanda büyükelçilik seviyesine yükseltmişti. Muttaki’nin bu uzun ziyareti belki de yakın vadede Hindistan’ın Taliban devletini resmen tanımasına götürecek ilk adım olabilir.  

Hem de bu temas “düşman kardeşler” Pakistan ve Bangladeş’in bir savunma antlaşması üzerinde çalıştıklarının duyulmasından üç gün sonrasına denk geliyor. Hindistan-Pakistan arasındaki “dört gün savaşı”nın üzerinden ise henüz beş ay geçti. Öyle görünüyor ki her iki devlet ulusal ve uluslararası bazı sıkışmışlıklarını birbirlerine kollarını uzatarak aşmaya çalışıyor.     

Diyobend bu hengamede nerede duruyor? 

Taliban ismi “medrese talebeleri” anlamına geliyor. 1994’teki ortaya çıkışından bu yana Taliban hareketinde üst düzeyde yöneticiliğe atanan birçok ismin eğitim aldığı Pakistan’daki medreseler, Diyobend müfredat sistemini uygulayan müesseseler. Hint alt kıtasından başlayarak bugün Müslümanların yaşadığı birçok ülkeye yayılmış haldeki Diyobend medreseciliği, sömürgeci İngiliz emperyalizmine karşı bir eğitim hareketi olarak 1866’da doğdu.  

Hanefi mezhebinin esas alındığı, tarikat terbiyesinin bu eğitime eşlik ettiği, asırlara dayanan geleneksel dini öğretim usullerini önceleyen, reforme edilmiş ders ve metotlara görece kendini kapatan Diyobend, 1947’deki bağımsızlıkla birlikte fiili olarak iki ayrı idareye bölünmüş oldu. Hareketin temelini teşkil eden Darululum, Hindistan tarafında kaldı. Uttar Pradeş eyaletinin Diyobend ilindeki bu büyük eğitim kompleksi 100 civarında hoca ve binlerce talebeyi bünyesinde barındırıyor ve çoğu müslümanın gözünde “Asya’nın el-Ezher’i” olarak değer buluyor.  

Pakistan’daki Diyobend hareketi ise eyaletlerin yerel kültür ve sosyolojisine ya da kurucu müderrislerin zihniyet eğilimlerine göre farklı fraksiyon ve kurumlarla kendini gösteriyor. Hindistan’daki Diyobend kurumlarının aksine, Müslümanların çoğunluğu oluşturduğu bir “İslam devletinde” olmanın özgürlük ve rahatlığını yaşıyor.  

Taliban’ın kurucu reislerinin ve günümüzdeki İslam Emirliği’nin birçok yöneticisinin gençliklerinde yollarının kesiştiği Pakistan-Serhad’daki Hakkaniye Darululumu bir Diyobend müessesesi kabul ediliyor. Muttaki’nin mezuniyeti için aynı bilgi elimizde olmasa da Dışişleri Bakanı, aslında temsilcisi olduğu Taliban’ın ideolojine şekil vermiş 1,5 asırlık köklü bir müesseseye bu ziyareti gerçekleştirdi. 

Darululum’a daha önce Taliban riyasetinden hiçbir ziyaret yapılmamıştı. Yine bu kurum belki de tarihinde ilk defa başka bir devletin VİP heyetini prestijli mekanında ağırlamış oldu. Halbuki Darululum, tarihsel ve düşünsel yakınlığına rağmen Taliban’a dönük, değil açıktan bir destek veya sempati, sadece “yüz veren” bir pozisyonu dahi şimdiye kadar almadı, daha doğrusu almaktan çekindi. 

İlk başından itibaren Hindistan’ın birliğini, laik ve çoğulcu resmi ideolojisini destekleyen, militer dini hareketlerle arasına duvar ören bir azınlık kurumu olması bu duruşun başta gelen sebebiydi. 1994-2001 arasındaki ilk Emirlik döneminde ve sonraki iç savaş sürecinde Keşmir İslami direniş örgütleriyle ve el-Kaide ekipleriyle iltisak halinde olan, hatta onlara yer yer himaye sağlayan Taliban hareketi Hindistan için daima bir güvenlik sorunu oluşturdu. Bu resmi karşıtlık Darululum tarafından daima göz önünde tutuldu.     

Muttaki’yi karşılayanlar arasındaki Darululum Başmüderrisi ve Diyobend hareketinin en üst temsil kurumu olan Cemiyet-i Ulema-i Hind’in başkanı Erşad Medeni’nin eski demeçleri, söz konusu olumsuz bakışı yansıtan sözleri ihtiva eder. Ona göre Taliban kendine Diyobendi demekteydi ama mensuplarının yüzde 99’u, daha Hindistan’a bile ayak basmamış kimselerdi.  

Taliban’ın Diyobendiliği, Pakistan ve Afganistan’a gitmiş bazı müderrislerin “kimsenin esiri olmamaları gerektiğini” onlara öğretmiş olmasından ibaretti. Bunun ötesinde bir bağlantı kesinlikle mevcut değildi. Taliban’ın 2021 sonrası ikinci Emirlik döneminde ise, muhtemelen Taliban’ın eski katı ideolojik tutumunu yumuşatmasına paralel olarak, Medeni’nin bakışı bir ölçüde değişmişti. Taliban’ın yeniden iktidara gelişinin hemen ardından ABD menşeli bir radyo kanalına verdiği röportajda, artık 80 yaşına geldiğini, şimdiye kadar bir teması olmadığı Taliban ile fırsat bulursa ve eğer mümkünse Afganistan’da buluşmayı çok istediğini söyledi. Muttaki’nin ziyareti Medeni’nin dileklerini geç de olsa gerçekleştirdi. Bir “fahri mezunun” bu ziyareti sırasında Darülulum’da kameralara yansıyan olağanüstü coşku ve heyecan, senelerdir içten içe hissedilen takdir ve beğenilerin, belki de fazilet saydıkları “Talibanca” fikir ve tutumların menbaının kendileri olduğunu gururla duyumsamalarının dışa vurumuydu.   

Erşad Medeni bu ziyareti “bir çeşit yuvaya dönüş” olarak niteledi. Bakan Muttaki de buna karşılık hem Hindistan devletine hem de Darululum’a bundan sonra daha yakın olacakları mesajını verdi. Ancak bölge müslümanları tam da aynı günde Afganistan-Pakistan sınırında haddinden fazla şiddetlenen çatışmaları kaygıyla izliyorlar ve bunun topyekün bir savaşa dönüşmesinden endişe duyuyorlar.        

Neticede ne oldu? 

Bu ziyaretiyle Taliban, Diyobend hareketinin Güney Afrika’dan Kuzey Amerika’ya uzanan küresel organize ağıyla irtibata geçme imkanları kazandı. Darululum’la arasındaki uzun yıllara dayanan soğukluğu da bir ölçüde giderdi. Hindistan’la her türden diplomasiyi geliştirecek bir meşru “basamak taşı” edindi. Ayrıca dini eğitim almak isteyen genç Afganlar için Pakistan yüksek medreseleri tek seçenek olmaktan çıktı, Hindistan yolu açıldı. Daha önemlisi, Pakistan’ın medreseler üzerinden Taliban üzerinde şimdiye kadar tesis ettiği “ağabeylik” konumuna daha büyük bir alternatif oluştu; Diyobend’in kök kurumuyla doğrudan irtibat kuruldu. Bunların Taliban açısından önemli yumuşak güç kazanımları olduğunu söyleyebiliriz.  

İslam Emirliği yönetimi Kandehar’daki Şeyhü’l-Hadis Molla Ahundzade’yi “Müminlerin Emiri” kabul ediyor ve Taliban hareketini zaten “adı üstünde” ulemanın vücut bulmuş hali olarak görüyor. Dolayısıyla bu Darululum bile olsa, bir başkasından gelecek telkin ve nasihatlerden kendini müstağni addeden bir kültüre sahip. Darululum’un da Pakistan – Afganistan arasında taraf tutması söz konusu olamaz. Bir Hindistan kurumu olarak insiyatif alabileceği çok bir şey yok. Her iki ülkenin siyasilerine kısık sesle yapacağı sükunet ve barış çağrısıyla yetinmek zorunda. İngilizlerin miras bıraktığı 2 bin 600 kilometrelik Durend sınır hattı üzerindeki kadim anlaşmazlık, TTP’nin Pakistan Peştun bölgesindeki ayrılıkçılığı, Horasan DAİŞ’ini Pakistan’ın Afganistan’a karşı kolladığı yönünde Taliban ithamları ve benzeri diğer sorunlar medreselerin ağırlık koyup çözebileceği meseleler değil. Onlar ancak araçsal öneme sahipler ve siyasilerin alakalarını bu yüzden üzerlerine çekmekteler. Siyaset alanında boy gösteren İslam Emirliği idare heyetinin aslen medreseli olması bu gerçeği değiştirmiyor.