Suriyeli Aleviler ve Yeni İktidar

Marwan Kabalan
Araştırmacı Marwan Kabalan, Suriye’de Alevilerin yeni dönemdeki konumunu, eski rejimle ilişkilendirilmelerinin doğurduğu riskleri ve yeni yönetimin atması gereken adımları Fokus+ için kaleme aldı.
suriyeli-aleviler-ve-yeni-iktidar.jpg
11 Aralık 2025

Geçtiğimiz hafta Reuters tarafından yayımlanan ve eski rejimin bazı üst düzey subayları ile çevresindeki isimlerin Suriye’nin sahil bölgesinde büyük çaplı bir isyan hazırlığı içinde olduklarını öne süren habere bütünüyle itiraz etmek istemiyorum. Haberde özellikle Beşşar Esed’in kuzeni Rami Mahluf ile eski Askeri İstihbarat Başkanı Kamil Hasan’ın adlarının anılması, eski rejim çevrelerinde hala “geri dönüş” hayali kuran bazı kesimlerin bulunduğunu göstermektedir. En azından Şam’dan kopuk bir sahil bölgesinde böyle hayallerin yaşatılıyor olması ihtimal dışı değildir. Ancak bu haberle ilgili temel itirazım, söz konusu çevrelerin oluşturduğu tehlikenin abartılı biçimde sunulmasıdır. Daha da önemlisi, bu iddialar üzerinden Alevilerin bir bütün olarak sürece dâhil edilmesi ve topluca hedef hâline getirilmesidir.  

Özellikle, geçtiğimiz ay (Kasım) Humus’ta, Zeydel kasabasında bir erkek ve eşinin vahşice öldürülmesi sonrası yaşanan mezhepsel gerilimlerin ardından, Suriye ve diaspora Alevi İslam Konseyi Başkanı Ghazal Ghazal’ın çağrısıyla sahil ve batı bölgelerindeki bazı Alevi yerleşimlerinde düzenlenen ve sınırlı düzeyde karşılık bulan protestolar, bu genelleştirmeleri daha da sorunlu hâle getirmiştir. 

Kanaatim odur ki Alevilerin büyük çoğunluğu eski rejimin düşüşünü kabullenmiş, bu sayfayı kapatmakta ve birleşik bir Suriye içinde, diğer tüm Suriyeliler gibi özgür yurttaşlar olarak yaşamak istemektedir. Ayrıca, mart ayında eski rejim kalıntıları tarafından yürütülen sözde “isyan” deneyiminden sonra Alevilerin yeniden, kendilerini iktidarda tutmak için onları birer araç olarak kullanan, sonra da ülkeyi evlatları ve servetiyle birlikte terk ederek kaderleriyle baş başa bırakan bir aileye ve rejime güven duyacaklarını da düşünmüyorum. Buna karşılık bazı Alevilerin, kendi içlerine kapanarak ve kaderleriyle yeniden oynayan çağrı ve gündemlerin peşinden giderek kurtuluş aradıkları yönündeki eğilimleri ciddi bir hatadır. Üstelik bu çağrıların sahipleri çoğu zaman ülke sınırlarının dışında yaşamaktadır. Alevilerin, Beşşar Esed rejiminin yıkılışının kutlanmasına yönelik etkinlikleri boykot etme ve grev çağrılarına cevap verme konusunda yakın geçmişte sergiledikleri tutum da bu yanlış hesapların bir örneğidir. Oysa onların, on binlerce evladının ölümüne sebep olan ve yüz binlerce Suriyelinin kanının yükünü sırtlarına yükleyen bu rejimin yıkılışını en fazla sevinçle karşılaması gerekirdi. Kutlamalara katılmayarak ve grev çağrılarına uyarak bazı Aleviler, bir kez daha geçmişi aşma, geleceğe yönelme ve toplumun geniş kesimlerine bu toplumun ayrılmaz bir parçası olduklarını gösterme fırsatını kaçırmış oldular. 

Talepler ve sorumluluklar 

Aleviler şunu idrak etmelidir: Haklı talepleri olduğu kadar, buna karşılık yerine getirmeleri gereken sorumlulukları da vardır. Suriye toplumuna tam anlamıyla entegre olmak bu sorumlulukların başında gelir. Bunun yanında, eski rejimin önde gelen suçlularından açıkça uzak durmaları ve bölünme ile ayrışmayı körükleyen çağrıları reddetmeleri de hayati önem taşımaktadır. Alevilerin, Irak’ta Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Sünnilerin düştüğü hataya düşmeleri ağır sonuçlar doğurur. O dönemde Iraklı Sünniler değişimi kabullenmemiş, kaybeden psikolojisiyle saatin ibresini geriye çevirmeye çalışmış ve bunun bedelini çok ağır ödemiştir. Bugün Suriye’de böyle bir tabloya işaret eden güçlü göstergeler bulunmamaktadır. 

Bu noktada yalnızca Alevilerin sorumluluğundan değil, toplumun tamamının ve yeni yönetimin sorumluluğundan da söz etmek gerekir. Her şeyden önce, Esed rejiminin işlediği suçların faturasının bir mezhebe bütünüyle çıkarılması kesinlikle reddedilmelidir. Aleviler de, mezhepleri ve etnik kimlikleri ne olursa olsun, diğer tüm Suriyeliler gibi bu rejimin mağdurlarıdır. Bu nedenle hükümet, eski rejimin önde gelen suçlularının ve hakkında yakalama kararı bulunan isimlerin listesini açıkça ilan etmelidir. Zira ilahi ve beşerî hukukta kabul edildiği üzere ceza sorumluluğu bireyseldir. Böyle bir adım, Alevi toplumunun Suriye’de dökülen kanın kolektif yükünden kurtarılması ve topyekûn hedef alınmadıkları yönünde güvence verilmesi açısından hayati bir önem taşımaktadır. 

Bunun ötesinde, yeni Suriye yönetimi de Alevileri Irak’taki Sünnilerin düştüğü duruma sürüklememelidir. Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de Aleviler, uzun yıllar boyunca devlet yapısına tümüyle bağımlı hale getirilmiş, istihdam ve geçimlerini büyük ölçüde devlet üzerinden sağlamışlardır. Devletin ani biçimde tasfiye edilmesi, yüz binlerce insanı ve ailelerini yoksulluk ve açlığın pençesine itmiş, bu da isyanın kıvılcımını çakmış ve süreç, dış destekli bir iç savaşa dönüşmüştür. Bu dış desteğin önemli bir bölümü de ABD’yi Irak bataklığına sürükleyerek kendi varlığını korumak isteyen Esed rejimi ve İran tarafından sağlanmıştır. Eğer bugün Aleviler arasında bir isyan eğilimi ortaya çıkacaksa, bunun temel nedeni iktidara dönme arzusu değil, büyük ölçüde yoksulluk ve açlık olacaktır. Zira büyük çoğunluk, eski rejimin geri dönmesinin artık bir hayalden ibaret olduğunun farkındadır. 

Siyaset sevgi ve nefret ilişkileri üzerine değil, çıkarlar üzerine kurulur. Suriye’nin çıkarı ise Alevilerin toplumla bütünleşmesini sağlamak ve diğer Suriyelilerle eşit koşullarda onurlu bir yaşam sürmelerine yardımcı olmaktır. Ancak bu şekilde, dış güçlerin onların “mağduriyetini”, yoksulluğunu ve dışlanmışlığını kullanarak ülkenin birliğini, güvenliğini ve istikrarını hedef almasının önüne geçilebilir. Sahadaki, bölgesel ve uluslararası karmaşıklıklar nedeniyle Süveyda dosyası ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) meselesi, şu aşamada hükümetin çözebileceği konular arasında yer almamaktadır. Buna karşın kapatılması mümkün ve görece kolay olan dosya sahil bölgesidir. Hükümet bu konuda cesur davranmalı ve vakit kaybetmeden adım atmalıdır. Çünkü bu adımlar atılmadığı takdirde, İsrail ve bazı bölgesel aktörlerin çabalarıyla hayata geçirilmek istenen ve “kendi kendini gerçekleştiren kehanet” niteliği taşıyan azınlıklar ittifakı senaryosu, ülkeyi patlamaya hazır bir bombaya dönüştürebilir. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Popüler Haberler
abd-iran-arasinda-kapanmayan-dosya-nukleer.jpg

Gazeteci Ali Çabuk ABD ile İran arasında yıllardır çözülemeyen nükleer dosyanın müzakereler, askerî baskı ve bölgesel dengeler üzerindeki belirleyici rolünü Fokus+ için kaleme aldı.

israil-in-kronik-ic-krizleri.jpg

Araştırmacı Ahmed El-Cendi, İsrail’de Haredi toplumunun artan ağırlığıyla derinleşen demografik dönüşüm, askerlik krizi ve anayasa eksikliği etrafındaki kronik iç sorunları Fokus+ için kaleme aldı.

israil-perspektifinden-epstein-belgeleri.jpg

Araştırmacı Mustafa Mansur, İsrail medyasının Jeffrey Epstein belgelerini ele alış biçimini ve bu sürecin küresel güç, meşruiyet ve siyasi baskı bağlamını Fokus+ için kaleme aldı.

Çatışma ve Nüfuz Tom Barrack, Irak'ın Siyasi Dosyalarını Nasıl Yönetecek

Gazeteci Taha Emin, Tom Barrack’ın devreye girmesiyle ABD’nin Irak’taki hükümet krizine nasıl daha doğrudan müdahil olduğunu, Maliki–Sudani dengesi üzerinden şekillenen güç mücadelesini ve olası senaryoları Fokus+ için inceledi.

abd-iran-muzakereleri-bir-anlasma-uretir-mi.jpg

Araştırmacı Emine Gözde Toprak, ABD-İran müzakerelerinin anlaşmayla sonuçlanma ihtimalini, bölgesel gerilimler, askeri baskı ve diplomatik arayışlar ekseninde Fokus+ için kaleme aldı.