Suriye’deki Amerikan–İsrail Çelişkisinin Sınırları 

Marwan Kabalan
Araştırmacı Marwan Kabalan, Suriye’de Amerikan–İsrail çıkar ilişkilerinin çatışmalı doğasını ve bu çelişkinin sahadaki yansımalarını Fokus+ için kaleme aldı. 
suriye-deki-amerikan-israil-celiskisinin-sinirlari.jpg
28 Kasım 2025

Esed rejiminin düşmesinden yaklaşık bir yıl sonra, artık Suriye’de belirgin bir Amerikan politikasından söz etmek mümkün. Heyet Tahrir el-Şam’ın Şam’da iktidara gelmesinin ardından Amerikan davranışına hakim olan tereddüt ve çekingenlik, geçen mayıs ayından itibaren; ABD Başkan’ı Donald Trump’ın Riyad’daki ABD–Körfez zirvesi sırasında Başkan Ahmed Şara  ile görüşmeyi kabul etmesiyle birlikte, daha açık ve işbirliğine dayalı bir yaklaşıma doğru gerilemeye başladı. 

Washington her ne kadar Türkiye–Körfez baskılarına yanıt olarak Şara yönetimine açılım göstermiş olsa da, sonuçta, değişimin derinliğini ve yönünü belirleyen şey Amerika’nın kendi çıkarlarına bakışı oldu. ABD’nin Suriye yaklaşımı iki temel sütuna dayanıyor: 

Birincisi, Trump’ın güce, geleneksel anlamıyla, duyduğu hayranlık ve kendisi gibi “güçlü” olduğunu düşündüğü liderlerle çalışmayı tercih etmesi şeklindeki kişisel unsur. İkincisi, Suriye’deki değişimin sunduğu kazanç–kayıp, fırsat–risk hesaplarına dayanan siyasi unsur. 

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara

Riskler ise şöyle: Şara rejiminin alternatifi kaos olabilir, daha aşırı bir yönetim olabilir, ya da—çok zayıf bir ihtimal de olsa—İran ve müttefiklerinin geri dönmesi söz konusu olabilir. Buna karşılık, Şara  rejimi ABD’ye bir dizi hedefi gerçekleştirme fırsatı sunuyor. 

Suriye’nin 1954’ten bu yana ilk kez Amerikan kampına geçmesi 

Bu, Şara yönetiminin Suriye’yi Soğuk Savaş döneminden bu yana ilk kez ABD tarafına yerleştirmesi anlamına geliyor. 1954’te Şam’ın Çekoslovakya ile yaptığı, aslında Haşim el-Etasi döneminde imzalanan ve Şükri el-Kuvvetli döneminde uygulanan silah anlaşmasından bu yana böyle bir yakınlaşma olmamıştı. Bu anlaşma, Suriye’nin Bağdat Paktı’na karşı çıkması ve İsrail’e düşmanlığı nedeniyle ABD ve İngiltere'nin silah vermeyi reddetmesinin ardından yapılmıştı. 

İran nüfuzunun sınırlandırılması 

Suriye’nin İran’ın müttefikinden rakibine dönüşmesi, Hizbullah’a para ve silah kaçakçılığı yollarını sıkı denetim altına alması, örgütün zayıflatılması ve silahsızlandırılması —Trump’ın “Aksa Tufanı” sonrası bölge vizyonunun ana şartlarından biri haline geldi. 

IŞİD ve radikal örgütlerle mücadelede ideal ortak 

ABD, Ahmed Şara yönetimini IŞİD ve diğer radikal gruplarla mücadelede uygun ortak olarak görüyor. Bu yaklaşım, CIA eski direktörü ve Irak’taki Amerikan güçlerinin eski komutanı David Petraeus’un teorisine dayanıyor. En etkili yöntem, radikal bir örgütü kendi içinden, onunla benzer kökenden gelen bir rakip grup aracılığıyla yenmektir. 

Petraeus, 2015 tarihli bir konferansta şunu söyler: 


“Radikal bir örgütü yenmenin en iyi yolu, onunla aynı türden ama ona rakip bir örgütü desteklemektir; tercihen ondan ayrılmış bir kol olması daha da iyidir.” 


Ona göre, ideolojik yapılardaki rekabet—Suriye ve Irak Baasçıları veya Çin ve Sovyet komünistleri arasındaki rekabet gibi—en sert ve en acı çatışmaları üretir. Bu teori, radikalleşme ve radikallikten arındırma çalışmalarında merkezi bir konuma geldi. 

İsrail’in güvenliğinin sağlanması 

Washington, Şam’da güçlü bir merkezi hükümetin varlığını, İsrail’in sınırı boyunca silah kaosunun doğuracağı tehlikeyi azaltmanın yolu olarak görüyor. Uzun vadede ise bir güvenlik anlaşması, ardından da Suriye ile İsrail arasında bir barış anlaşmasına giden yolu açabileceğini düşünüyor. Bu da Trump için kişisel bir başarı ve ABD’nin bölgedeki düzen kurma çabalarında büyük bir adım olur. Aynı zamanda Rusya ve Çin’in bölgedeki nüfuzunu azaltma hedefiyle de uyumlu. 

Ancak büyük engeli İsrail oluşturuyor 

Trump’ın Suriye vizyonunun önündeki en büyük engel, ironik biçimde, İsrail’in kendisi. 
İsrail, 7 Ekim 2023 olaylarından sonra, sınırlarında cihatçı güçlerin bulunmasına izin veremeyeceğini düşünüyor. Aynı şekilde, İran’ın yerine bu defa Türkiye’nin Suriye’de etkili olmasını da kabul etmiyor. 

Bu nedenle İsrail: 

  • Esad rejiminin çöküşünden bu yana Şara yönetimini zayıflatmak için Suriye’ye yönelik saldırılarını artırdı, 
  • Yeni bölgeler işgal ederek Şam ile sınır arasında fiilî bir “silahsızlandırılmış bölge” oluşturmaya çalıştı, 
  • Şara yönetiminin sahil ve Süveyde olaylarını ele alışındaki hataları kullanarak iç bölünmeleri artırdı ve Şam’ın tüm ülkeye hâkim olmasını engellemeye çalıştı. 

Burada çelişki açıktır; ABD, Şara yönetimini özellikle İran ve IŞİD’e karşı “bölgesel müttefik” olarak benimsemeye yönelirken, İsrail aynı yönetimi kendi güvenliğine tehdit olarak görüyor. 

Washington bu çelişkiyi çözebilir mi? 

Önemli soru şudur: 
ABD bu çelişkiyi çözebilir mi, nasıl çözer? 

Daha da önemlisi: 
Suriye, Trump kampı içindeki “Önce Amerika” ile “Önce Amerika ve İsrail” çizgileri arasındaki mücadelenin yeni sahası haline gelir mi? 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Popüler Haberler
israil-in-kronik-ic-krizleri.jpg

Araştırmacı Ahmed El-Cendi, İsrail’de Haredi toplumunun artan ağırlığıyla derinleşen demografik dönüşüm, askerlik krizi ve anayasa eksikliği etrafındaki kronik iç sorunları Fokus+ için kaleme aldı.

israil-perspektifinden-epstein-belgeleri.jpg

Araştırmacı Mustafa Mansur, İsrail medyasının Jeffrey Epstein belgelerini ele alış biçimini ve bu sürecin küresel güç, meşruiyet ve siyasi baskı bağlamını Fokus+ için kaleme aldı.

Çatışma ve Nüfuz Tom Barrack, Irak'ın Siyasi Dosyalarını Nasıl Yönetecek

Gazeteci Taha Emin, Tom Barrack’ın devreye girmesiyle ABD’nin Irak’taki hükümet krizine nasıl daha doğrudan müdahil olduğunu, Maliki–Sudani dengesi üzerinden şekillenen güç mücadelesini ve olası senaryoları Fokus+ için inceledi.

abd-iran-muzakereleri-bir-anlasma-uretir-mi.jpg

Araştırmacı Emine Gözde Toprak, ABD-İran müzakerelerinin anlaşmayla sonuçlanma ihtimalini, bölgesel gerilimler, askeri baskı ve diplomatik arayışlar ekseninde Fokus+ için kaleme aldı.

Türkiye ve 7 Ülkeden İsrail’e Ortak Kınama

Türkiye, Mısır, Katar ve Suudi Arabistan'ın da aralarında bulunduğu 8 ülke, İsrail’in Batı Şeria’daki kontrolünü artıran kararlarını en güçlü şekilde kınadı. Yayımlanan ortak bildiride, İsrail'in işgal altındaki topraklarda hiçbir egemenliğinin…