Suriye'de En Zor Dönem Geçmişte mi, Gelecekte mi?
Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ), Şam’daki iktidarının ilk yılını sonuçları bakımından karma bir tabloyla geride bıraktı. Dış politikada, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetimi yalnızca iktidara gelişine dair bölgesel ve küresel endişeleri yatıştırmakla kalmadı; geçmişle köklü bir kopuş sergileyerek geniş bir destek de elde etti. Şara’nın bu yöndeki hamleleri Körfez ülkeleri ve Ürdün’den başladı. Bu ülkelere, Suriye’nin dış ilişkilerinde ve dış politikasında korku üçlüsünü reddettiğini bildirdi, Devrimin ihraç edilmesi yok, demokrasi yok, İslami ideoloji yok. Buna bağlı olarak, İslami akımlara destek de yok. Bu çerçevede Şara, Esed’in düşmesi, iktidarın ele geçirilmesiyle devrim sayfasının kapandığını; Suriye’nin, tutumları, ittifakları ve politikaları itibarıyla muhafazakar olan resmi Arap düzeni’ne geri döndüğünü vurguladı. Suriye, Bağdat Paktı etrafındaki mücadele günlerinden (1954–1955) bu yana bu çizgiden uzaklaşmıştı.
Bu dönüş; ABD ile ittifakı, İsrail’in fiilen kabullenilmesini ve siyaseten muhafazakar, ekonomik olarak serbest (Amerikan tanımıyla Arap ılımlılığı modeli) iç politikaların benimsenmesini de kapsıyor.
Yeni tutumlar temelinde Suriye’deki değişimi sahiplenmeye hazır bir bölgesel iradeye, Batı’nın Suriye’ye yatırım yapma isteği eşlik etti. Bu, bir yandan İsrail’in bölgede son dönemde yürüttüğü savaşların sonuçlarını pekiştiren, diğer yandan Suriye’nin yeniden göç ve terör kaynağına dönüşmesini engellemeyi hedefleyen, bölgesel sistemin yapısında derin bir değişime yol açabilecek bir süreci işaret ediyor. Bu nedenle Batı, Heyet Tahrir eş-Şam’ın iktidarına ve Suriye’de istikrarı destekleme politikalarına büyük bir heves gösterdi. Bunun en belirgin sonucu ise elbette yaptırımların kaldırılması ve nihayetinde Sezar Yasası’nın iptali oldu.

Şam’daki yönetimin tanınma elde etmesi ve jeopolitik ile güvenlik hesaplarına dayalı bölgesel ve uluslararası destek toplaması, iç politikaya aynı ölçüde yansımadı. Genel güvenlik durumunda ve elektrik gibi bazı hizmetlerin sağlanmasında görece bir iyileşme yaşandığını teslim etmek gerekir; ancak genel performans zayıf kaldı. Yeni yönetimin ülkeyi birleştirme ve sürdürülebilir bir güvenlik istikrarı sağlama kapasitesine duyulan güveni sarsan bir dizi hata da bu tabloyu ağırlaştırdı. Oysa ekonomik koşulların iyileştirilmesi, yabancı yatırımların çekilmesi ve yeniden imarın başlatılması için bu iki unsur vazgeçilmezdir.
Gelecek perspektifi
Yeni bir yılın eşiğindeyken, yaptırımlardan kurtuluşun ardından önümüzdeki dönemin başlıca başlıklarını bu zorluklar oluşturacak. Tartışmalar da şu temel sorular etrafında dönecek: Şara yönetimi, siyasal katılımın belli bir biçimini kabul etmeden ve etnik-dinsel çeşitliliğin yönetimi konusunda tavizler vermeden ülkeyi birleştirebilir mi? İsrail tehdidi artık iç sahnenin bir parçası haline gelmişken, Suriye topraklarının bir bölümünden vazgeçmeden ve başka bir bölümünde egemenliği zedelemeden bu meydan okumayla baş edebilir mi? Devletin asgari egemenlik görüntüsünü koruyarak, özellikle de Washington’un yerel vekili gibi görünmekten kaçınarak, başta IŞİD olmak üzere güvenlik tehditleriyle mücadele edebilir mi? Ekonomik durumu iyileştirip yabancı yatırımları çekmek için devletin egemen varlıklarını satmaya ve kamu sektörünün büyük kısmını özelleştirmeye mecbur kalmadan bir yol bulabilir mi?
Suriye’nin kendini yeniden inşa etme yolunda en zor kısmı aştığını sanan yanılır. Esed’in düşmesi, ülkenin yeniden kazanılması ve onun hoyratlığı ile suçları yüzünden sürüklendiği ölüm ve baskı sarmalından çıkması için elbette gerekli ve zorunlu bir koşuldu. Kaldırılmasın kaldırılması da ekonomi canlandırılmadan mümkün olmayacak kadar büyük bir başarıdır. Aynı şekilde Suriye’ye yardım konusunda bölgesel ve uluslararası bir mutabakatın oluşması da önemlidir. Ancak bunların hiçbiri tek başına ayağa kalkmak, birliği yeniden tesis etmek ve istikrarı sağlamak için yeterli değildir.
Geleceği öngörmek ne karamsarlık ne de iyimserlik aşılamak meselesidir; asıl olan riskleri ve zorlukları öngörmek ve onlarla yüzleşecek planlar geliştirmektir.
Ahmed Şara’nın yerinde olsaydım, derhal ve gecikmeden, geçen yılın politikalarıyla yeni bir kopuşa gider; bizi bekleyen daha zorlu aşamayla yüzleşmek için içeride mümkün olan her türlü yardımı—iktidar yanlılarının diliyle bir seferberliği — talep ederdim. Bunun yolu, zaman bakımından ucu açık, her kesimden gerçek temsilcilerin—yerel toplulukları tarafından seçilmiş temsilcilerin—davet edileceği bir genel ulusal konferans toplamaktır. Bu konferansta, geçiş dönemi düzenlemeleri, anayasanın yazımı ve bunun üzerinden devletin biçimi ile siyasal ve ekonomik sistemi dâhil olmak üzere Suriye’nin karşı karşıya olduğu tüm meseleler tartışılmalıdır.
Geçen yıl boyunca Suriye yönetimi, dünyanın duymak istediklerini ona ustalıkla söyledi ve desteğini kazandı. Şimdi sıra, Suriyelilerin duymak istediklerini söylemeye ve onların desteğini kazanmaya geldi; bunu da onların kendisinden beklediği adımları atarak yapmalıdır. Çünkü dışarıya verilen tavizlerden önce içerisi gelir: Meşruiyetin kaynağı içerir ve bizi bekleyen daha zorlu aşamayla yüzleşmede gerçek dayanak da orasıdır.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Araştırmacı Ahmed El-Cendi, İsrail’de Haredi toplumunun artan ağırlığıyla derinleşen demografik dönüşüm, askerlik krizi ve anayasa eksikliği etrafındaki kronik iç sorunları Fokus+ için kaleme aldı.
Araştırmacı Mustafa Mansur, İsrail medyasının Jeffrey Epstein belgelerini ele alış biçimini ve bu sürecin küresel güç, meşruiyet ve siyasi baskı bağlamını Fokus+ için kaleme aldı.
Gazeteci Taha Emin, Tom Barrack’ın devreye girmesiyle ABD’nin Irak’taki hükümet krizine nasıl daha doğrudan müdahil olduğunu, Maliki–Sudani dengesi üzerinden şekillenen güç mücadelesini ve olası senaryoları Fokus+ için inceledi.
Araştırmacı Emine Gözde Toprak, ABD-İran müzakerelerinin anlaşmayla sonuçlanma ihtimalini, bölgesel gerilimler, askeri baskı ve diplomatik arayışlar ekseninde Fokus+ için kaleme aldı.