Suriye Yönetiminin İnşa Meşruiyetine Geçiş Zorunluluğu

Marwan Kabalan
Araştırmacı Marwan Kabalan, Suriye’de yeni yönetimin “yıkım meşruiyetinden” çıkıp inşa ve somut icraat temelli bir meşruiyete geçme zorunluluğunu Fokus+ için kaleme aldı.
suriye-yonetiminin-insa-mesruiyetine-gecis-zorunlulugu.jpg
05 Ocak 2026

Halk ayaklanmaları ya da askeri darbeler sonucunda iktidara gelen rejimlerin büyük bölümü, literatürde “yıkım meşruiyeti” olarak adlandırılan bir dayanakla yönetir. Bu meşruiyet kimi zaman “değişim meşruiyeti” ya da “devrimci meşruiyet” olarak da anılır. Zira devrim, yaygın kabule göre, bir toplumun yerleşik değerlerini, siyasal kurumlarını, toplumsal yapısını, kamu politikalarını ve uluslararası ilişkilerini hedef alan köklü ve sert bir dönüşümü ifade eder. Bu anlamda bir hareket, ancak eskiyi yıkmayı başardığında “devrim” sayılır ve iktidarının ilk dönem meşruiyetini de tam olarak bu yıkımdan devşirir. Halk, uzun süre göğsüne çökmüş, yozlaşmış ve baskıcı bir rejimden kurtulduğu için yeni yönetime destek verir; daha iyi bir geleceğin mümkün olabileceğine dair umut tazelenir. 

Ancak bu meşruiyetin ömrü genellikle kısadır. Zamanla insanlar geçmişi unutmak ya da en azından geride bırakmak ister; kendileri ve çocukları için geleceğe dönük beklentilerinin somut karşılıklarını görmeyi arzular. Eski rejimin çöküş anından uzaklaştıkça, yeni iktidarı taşıyan “yıkım meşruiyeti” de doğal olarak aşınır. Yeni yönetim, meşruiyetini toplumun genel rızasına dayalı biçimde yenilemezse, iktidarı korumak için zor ve baskıya yönelir; böylece zamanla devirdiği düzenin başka bir versiyonuna dönüşme riskiyle karşı karşıya kalır. 

Bu gerçeğin farkında olan pek çok darbe ya da devrim rejimi, anayasal ve hukuki meşruiyete geçmeyi tercih eder; bunun temel aracı da seçimlerdir. Bu nedenle iktidara gelişlerinden kısa süre sonra, ister devletin ve siyasal-ekonomik sistemin inşasına ilişkin anayasa referandumları, ister parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri olsun, genel oylamalara giderler. Amaç, halkı sorumluluğa ortak etmek ve belirli bir siyasal-ekonomik program doğrultusunda ülkeyi yönetmek için toplumsal yetki almaktır. 

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara

Buna karşılık, Suriye’deki mevcut yönetim gibi bazı rejimler, anayasal meşruiyetten çekinir. Bunun bir kısmı demokrasi ve halk egemenliğine dair ideolojik yaklaşımlarla, bir kısmı ise seçimlerin toplumdaki gerçek destek düzeyini yansıtmayacağına dair korku ya da güvensizlikle ilgilidir. Bu nedenle iktidar, “yıkım meşruiyeti”ne tutunur. Bugün sahada hâkim olan versiyonuyla bu meşruiyetin özü, halkı —desteğin zayıflaması halinde— eski rejimin vahşi uygulamalarla geri dönebileceği ihtimaliyle korkutmaktır. 

Toplumun endişeleri 

Yeni yönetimin ve ona yakın çevrelerin, uluslararası basında yer alan ve eski rejim unsurlarının isyan girişimlerine ya da dış destek iddialarına işaret eden haberleri öne çıkarması bu yüzden şaşırtıcı değildir. Bu haberlerde yer alan bilgilerin doğruluğundan kuşku duymak için neden yoktur ve elbette kaygı verici yanları da vardır. Ne var ki bunların abartılı biçimde dolaşıma sokulması, aynı zamanda toplumu korku üzerinden hizaya getirmeye, “eski rejim geri gelmesin” gerekçesiyle yeni iktidarın her adımını kabule zorlamaya hizmet eder. 

Yeni yönetim, toplumun devrik rejime duyduğu nefreti ve onun geri dönme ihtimaline ilişkin korkularını (ki bu ihtimal neredeyse sıfırdır) iyi okumaktadır. Bu yüzden de neredeyse her gün, onu devirmiş olmanın “lütfunu” hatırlatır. Zamanla bu söylem, iktidarın meşruiyetini besleyen kurucu bir mite dönüşmüştür. Ancak göstergeler, bu stratejinin artık sınırına dayandığını ortaya koymaktadır. 

Anayasal meşruiyetten duyulan bu çekince ortamında, yeni yönetimin önünde tek gerçek seçenek kalmaktadır: yıkım meşruiyetinden inşa meşruiyetine geçmek. 

Uluslararası siyasal ve hukuki engellerin ortadan kalkmasının, son olarak da Sezar (Caesar) Yasası’nın iptal edilmesinin ardından Suriyeliler; güvenlik ve yaşam koşullarında iyileşme, hizmetlerin artması, dış yatırımların ülkeye çekilmesi ve ülkenin yeniden birleşmesi yönünde somut adımlar beklemektedir. Devrik rejimin ülkeyi sürüklediği yıkımın boyutu ne kadar ağır olursa olsun, insanlar bir süre sonra geçmişe sığınan mazeretleri dinlemeyecektir. Beklentilerin gerçek hayatta karşılık bulmaması hâlinde sorumluluk, doğrudan yeni yönetime yüklenecektir. 

Sonuç olarak: Yeni rejim, 2025 yılı boyunca meşruiyetini eski düzeni yıkma başarısından aldı. Eğer 2026’da Suriyelilerin hayatında gözle görülür ve hissedilir bir iyileşme sağlayamazsa, toplumsal desteği hızla erimeye başlayacaktır. Çünkü korku, kalıcı bir iktidar stratejisi değil; etkisi sınırlı, geçici bir taktiktir. Güvenlik, ekonomi ve siyasal süreç birbirinden koparılamayacağına göre, toplumun yeni rejimin “kurucu miti”nden bıkıp usanmadan önce, ülkenin geleceğine dair bütüncül ve kapsayıcı bir ulusal vizyon geliştirmek artık ertelenemez bir zorunluluktur. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Popüler Haberler
israil-in-kronik-ic-krizleri.jpg

Araştırmacı Ahmed El-Cendi, İsrail’de Haredi toplumunun artan ağırlığıyla derinleşen demografik dönüşüm, askerlik krizi ve anayasa eksikliği etrafındaki kronik iç sorunları Fokus+ için kaleme aldı.

israil-perspektifinden-epstein-belgeleri.jpg

Araştırmacı Mustafa Mansur, İsrail medyasının Jeffrey Epstein belgelerini ele alış biçimini ve bu sürecin küresel güç, meşruiyet ve siyasi baskı bağlamını Fokus+ için kaleme aldı.

Çatışma ve Nüfuz Tom Barrack, Irak'ın Siyasi Dosyalarını Nasıl Yönetecek

Gazeteci Taha Emin, Tom Barrack’ın devreye girmesiyle ABD’nin Irak’taki hükümet krizine nasıl daha doğrudan müdahil olduğunu, Maliki–Sudani dengesi üzerinden şekillenen güç mücadelesini ve olası senaryoları Fokus+ için inceledi.

abd-iran-muzakereleri-bir-anlasma-uretir-mi.jpg

Araştırmacı Emine Gözde Toprak, ABD-İran müzakerelerinin anlaşmayla sonuçlanma ihtimalini, bölgesel gerilimler, askeri baskı ve diplomatik arayışlar ekseninde Fokus+ için kaleme aldı.

Türkiye ve 7 Ülkeden İsrail’e Ortak Kınama

Türkiye, Mısır, Katar ve Suudi Arabistan'ın da aralarında bulunduğu 8 ülke, İsrail’in Batı Şeria’daki kontrolünü artıran kararlarını en güçlü şekilde kınadı. Yayımlanan ortak bildiride, İsrail'in işgal altındaki topraklarda hiçbir egemenliğinin…