Gazze Halkının Yenilgiye Meydan Okuyan Direnişi
Gazze’de savaşın sona ermesinin ardından, bölge halkı yaralarını sarmaya, şehitlerini defnetmeye, kaybolan yakınlarını aramaya ve serbest bırakılan esirlerini karşılamaya devam ediyor. Geçen iki yılın muhasebesi yapılırken duygusal bir atmosfer hakim.
Ancak daha derin bir analiz ve rasyonel değerlendirme sürecinde, Gazze’de yaşanan büyük trajedinin ardından akla gelen temel soruya cevap aranacak: “Bu noktaya nasıl ve neden gelindi?”
Ama şimdi kesinlikle bunun zamanı değil. Şu an Gazze ve halkıyla dayanışma içinde olmanın ve tarihin en acımasız, gaddar ve suçlu ordusu karşısında gösterdikleri efsanevi direnci kutlamanın zamanı.
Bununla birlikte, Gazze’de kesin bir zafer ilan etmek mümkün olmadığı gibi, yenilgi iddiasında bulunmak da gerçekçi değil.
Yine de ne kadar sempatik veya övgü dolu olursa olsun, Gazze'de bir zafer kazanıldığını da iddia edemezsiniz. Öte yandan, ne kadar kötümser veya önyargılı olursa olsun, hiç kimse bir yenilgi olduğunu da iddia edemez.
Tarihsel olarak savaşlarda zafer ya da yenilgi, taraflardan birinin hedeflerini ne ölçüde gerçekleştirdiğiyle tanımlanır. Rakibi ezmek ya da onu teslimiyete zorlamak, klasik zafer ölçütleri arasında yer alır.
Örneğin ABD, 2. Dünya Savaşı'nda Japonya'ya karşı kazandığı zaferi, Japonya'nın Tokyo Körfezi'nde bir Amerikan savaş gemisinde teslimiyet anlaşması imzalamasıyla ve 1991'de Irak'a karşı kazandığı zaferi ise, Kuveyt sınırında imzaladığı Safvan Çadır Anlaşması ile anıyor.
Buna karşılık ABD, 1975'te Vietnam ve 2021'de Afganistan'dan çekilmesiyle ilgili aynı iddiayı ileri süremez.
İsrail’in başarısızlığı
İsrail de benzer şekilde, 1948 savaşında yedi Arap ordusunu yenilgiye uğratarak Filistin'i işgal ettiği süreçte veya 1967'de dört Arap devletini yenerek, Sina ve Golan Tepeleri'ne ek olarak Filistin'in geri kalanını ele geçirdiğinde kesinlikle büyük bir zafer iddiasında bulunabilir. Ancak Gazze’de böyle bir zafer iddiasında bulunamaz.
Yoğun bombardıman, yıkım ve sivillere yönelik katliamlara rağmen İsrail, Gazze'deki savaş hedeflerine istediği anlamda ulaşamadı. Gazze halkının iradesini kıramadı, onları boyun eğme ve teslim olmanın yanı sıra sınırlara kaçmaya zorlayamadı.

Dünya, Gazze şehitlerini ve yaralılarını saymaktan, çocuklarının açlık karşısındaki sabrından, erkek ve kadınlarının kayıp ve yıkım karşısındaki metanetinden yorulana kadar onunla savaşmaya devam etti. ABD liderliğindeki dünya, öldürme zamanının sona erdiğini, İsrail’in amansız yıkımının artık kendi çıkarlarına da zarar verdiğini fark etti.
Aynı zamanda, İsrail’in nefretinin hem kendi hem de Batı’nın bölgedeki çıkarlarına zarar verdiğini anladı. Bu nedenle müdahale edilerek, savaşın durdurulması yönünde baskı arttı. Bu bağlamda, Trump'ın Gazze'deki savaşı durdurma planı ve bölgeye yaptığı ziyaretin gerçek amacı budur.
Gazze halkının ödediği ağır bedelin, Filistin davasına ilgiyi yeniden canlandırma, İsrail’in gerçek yüzünü dünyaya gösterme ve “kendini savunan mağdur” anlatısını çökertme gibi sonuçları haklı çıkarıp çıkarmadığına karar verme yetkisi yalnızca Gazze halkına aittir. Bununla birlikte hiç kimse, Gazze halkının direnciyle gurur duymamızı engelleyemez.
Tarih, Gazze'yi Araplar ve İsrail arasında yüz yıl süren en uzun ve en yüksek bedelli savaşa sahne olan bir yer olarak hatırlayacak.
Tarihte ateşli silahlar ve toplu katliamların ortaya çıkışından bu yana yaşanan tüm savaşlar arasında, nüfusa oranla en yüksek can kaybı oranına (yüzde 13) rağmen, Gazze’nin sergilediği direniş, dayanıklılık efsanesi olarak kayıtlara geçecektir.
Bu açıdan Gazze’nin gösterdiği direnç, yalnızca İkinci Dünya Savaşı’nda Sovyetler Birliği’nin sergilediği savunma kapasitesiyle kıyaslanabilir. Gazze Savaşı, askeri tarih açısından da benzersiz bir örnek olarak değerlendirilecektir.
Ormanlardan, dağlardan ve doğal savunma hatlarından yoksun, her açıdan kuşatılmış, yaklaşık iki milyonluk bir nüfusu barındıran, yerli kaynaklara ve ağır sanayi altyapısına sahip olmayan küçük bir coğrafya olmasına rağmen, Gazze bölgedeki büyük güçlerin bile inşa etmekte zorlandığı ölçekte bir muharebe yapısı kurdu ve dünyanın en gelişmiş ordularından birine iki yıl boyunca direnebildi.
Bu nedenle Gazze deneyiminin, gelecekte dünya çapındaki askeri akademilerin müfredatlarında örnek vaka olarak yer alması muhtemeldir. Gazze’nin efsanevi direniş modeli üzerine söylenebilecek çok şey var. Ancak en çarpıcı gerçek, “sınırlı kaynaklar nedeniyle düşmana teslim olmaktan başka seçenek olmadığı” iddiasının ne kadar temelsiz ve yanıltıcı olduğunun açıkça ortaya konmuş olmasıdır. Bu söylemin ne denli hatalı ve çaresiz bir bakış açısıyla üretildiği, Gazze’nin sahadaki varoluşsal direnişiyle canlı biçimde kanıtlandı.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Araştırmacı Ahmed El-Cendi, İsrail’de Haredi toplumunun artan ağırlığıyla derinleşen demografik dönüşüm, askerlik krizi ve anayasa eksikliği etrafındaki kronik iç sorunları Fokus+ için kaleme aldı.
Araştırmacı Mustafa Mansur, İsrail medyasının Jeffrey Epstein belgelerini ele alış biçimini ve bu sürecin küresel güç, meşruiyet ve siyasi baskı bağlamını Fokus+ için kaleme aldı.
Gazeteci Taha Emin, Tom Barrack’ın devreye girmesiyle ABD’nin Irak’taki hükümet krizine nasıl daha doğrudan müdahil olduğunu, Maliki–Sudani dengesi üzerinden şekillenen güç mücadelesini ve olası senaryoları Fokus+ için inceledi.
Araştırmacı Emine Gözde Toprak, ABD-İran müzakerelerinin anlaşmayla sonuçlanma ihtimalini, bölgesel gerilimler, askeri baskı ve diplomatik arayışlar ekseninde Fokus+ için kaleme aldı.