14 Ocak 2026
Suriye, Esed ve rejiminin devrilmesinin ardından ikinci yılına girerken; nesnel bir gözlemci, geçiş yönetiminin elde ettiği birçok başarıyı fark etmekte zorlanmayacaktır. Örneğin; güvenlik durumunun genel olarak düzelmesi, (bölgemiz standartlarına göre) makul düzeyde kamu özgürlüklerinin sağlanması ve bazı temel hizmetlerdeki iyileşmeler bunlardan birkaçı. Ancak şüphesiz en büyük başarı; Suriye'nin uluslararası izolasyonuna son verilmesi, başta en ağırı olan Sezar Yasası olmak üzere Amerikan ve Avrupa ambargolarının kaldırılmasıdır.
Fakat hala çözülemeyen asıl düğüm, ülkenin yeniden birleşmesi meselesidir. Burada sadece ilerleme kaydedilememekle kalınmamış, aksine ironik bir şekilde büyük bir gerileme yaşanmıştır. (İsrail’in Temmuz 2025 ihlallerini istismar ederek bazı Suriyeli vatandaşların koruyucusu gibi davranmasıyla Süveyda'nın tamamen merkezin kontrolünden çıkması ve sahil şeridindeki hareketliliğin sürmesi buna örnektir). Bu durum, yeni yönetimin sebepler üzerinde düşünmesini gerektiriyor; sadece bu durumu aşmak için değil, krizin daha da derinleşmesini önlemek için.
Zira artık Süveyda, sahil ve SDG bölgelerinin ardından, Şam ve Halep’ten de yükselen federasyon çağrılarını duymaya başladık; bu da büyük bir tehlikenin habercisidir.
Kişisel kanaatimce, yönetimin ülkeyi birleştirme çabalarında dayandığı iki varsayımın yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor:
Birinci varsayım: Güç ne kadar merkezileşirse kontrol o kadar artar
Geleneksel bir düşünce olan; "iktidar ne kadar tek elde toplanırsa taşrayı merkeze bağlama şansı o kadar artar" inancı artık geçerli değildir. Bu düşünce yapısı, mutlak monarşilerin hüküm sürdüğü, egemenliğin hükümdarın şahsında vücut bulduğu ve halkın sadece "vergi veren, askere giden ve alkış tutan" tebaalardan ibaret olduğu dönemlerde işe yarayabilirdi.
O dönem kapandı. Bunun kanıtı, bu yöntemi benimseyen Arap devletlerinin (Suriye, Irak, Libya, Sudan, Somali, Yemen...) bugün çöküşe sürüklenmiş olmasıdır. Bugün dünyadaki en birlik içindeki devletler, gücü tekelleştirenler değil, gücü paylaşan ve devredenlerdir. Katılım dairesi genişledikçe insanlar varlıklarının, rollerinin ve sorumluluklarının tanındığını hisseder; böylece devlet projesine olan bağlılıkları artar. Dışlandıklarını ve ihmal edildiklerini hissettiklerinde ise—özellikle de uzun bir iç savaştan yeni çıkmış ve merkezi otoritesi zayıf bir ülkede—kopma ve ayrılma eğilimleri güçlenir.
Devlet, bir şirket mantığıyla (patronun mülkiyet hakkıyla işe alıp kovması gibi) veya bir örgüt/fasil mantığıyla (liderin maaş ödediği için karar mercii olması gibi) yönetilemez. Devlet ancak halkın iradesini temsil eden, toplumsal ve siyasi güçlerin rızasına ve katılımına dayanan bir anlayışla yönetilir.
İkinci varsayım: Birleşme kararı dışarıdadır
Yeni yönetimin gözden geçirmesi gereken ikinci yanlış inanış; devletin birleşmesi kararının dış güçlerin elinde olduğu ve bu dış güçler memnun edilirse "isyan eden" iç tarafların dış desteğini kaybederek teslim olacağı düşüncesidir. Bu tehlikeli bir mantıktır. Çünkü bir yandan içeriye verilmeyen tavizlerin dışarıya verilmesini meşru kılar (ki bu tam olarak Esed rejiminin yöntemiydi ve devrimin sebeplerinden biriydi). Diğer yandan ise Suriyelilerin bağımsız bir ulusal iradeye sahip olduğunu reddederek onları sadece dış gündemlerin "paralı askerleri" veya piyonları konumuna indirger.
Bu, Esed zulmüne karşı saf bir ulusal iradeyle ayağa kalkan Suriye halkının fedakarlıklarına yapılmış büyük bir hakarettir.
Kabul edilmelidir ki Suriye, bağımsızlığından bu yana ulusal kimliğin kırılganlığı, mezhepsel/bölgesel bölünmeler ve kır-kent çatışması nedeniyle dış müdahalelere açık bir yer olmuştur. Ancak bu durum, ülkeyi birleştirmek için kabul edilmesi ve üzerinde çalışılması gereken bağımsız "iç dinamiklerin" varlığını asla yadsımaz. İçerideki sorunlar çözülmediği sürece dış faktörler bölünmeyi beslemeye devam edecektir. Evin onarımı içeriden başlar; dış müdahalelerin önü ancak bu şekilde kesilir.
Özetle: Suriye'nin sorunları da çözümleri de kendi içindedir. Ülkeyi birleştirmenin, bölünme riskini bertaraf etmenin ve dış müdahalelere karşı dirençli bir devlet inşa etmenin tek yolu; herkesin haklarını tanımak, yönetime katılımı sağlamak ve tüm fertlere özgür vatandaşlar olarak muamele etmektir.
devamını oku daha az oku
New York'taki Columbia Üniversitesi'nde misafir akademisyen olarak bulunmuştur (2007-2008). Bir dizi Arap ve bölgesel araştırma kuruluşu ve enstitüsü için uluslararası ilişkiler konusunda danışman olarak çalışmıştır. Dış politika ve uluslararası ilişkiler konularında Arapça ve İngilizce olarak yayınlanmış çeşitli kitap ve makalelerin yazarıdır: Suriye Dış Politikası ve ABD: Bush'tan Obama'ya; İran-Irak-Suriye: Üçlü Örüntüde Şoklar ve Rekabetler: Şoklar ve Rekabetler.