17 Şubat 2026
Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminin gerek Suriye'yi birleştirme ve uluslararası izolasyondan çıkarma, gerekse üzerindeki yaptırımları kaldırma yönünde elde ettiği bariz başarılara rağmen; ülkenin ayağa kalkması ve derin varoluşsal krizinden kurtulması için bütünleşik bir ulusal vizyonun yokluğunda durum hala hassasiyetini korumakta ve geriye gidişe müsait görünmektedir. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yapılan anlaşmanın ardından gözler güneye çevrilmiş durumdadır. Burada birbiriyle bağlantılı iki düğüm bulunmaktadır: Birincisi Süveyda vilayetiyle ilgili, ikincisi ise İsrail’in Suriye topraklarına yönelik günlük saldırılarını ve iç işlerine yönelik aleni müdahalelerini durdurmak amacıyla yapılması planlanan güvenlik anlaşmasının gereklilikleriyle ilgilidir.
Geçen temmuz ayında yaşanan kanlı olaylardan ve Hicri Grubu’nun vilayeti ana vatandan ayırmak ve İsrail ile ilişkilerde ileri gitmek için bu olayları istismar etmesinden sonra Süveyda’yı geri almak kolay olmayacaktır. Ancak hükümet; temmuz ayındaki ölümcül hatayı düzeltmek, Cebel el-Dürzi'deki hakim ulusal akımı güçlendirmek ve aynı zamanda Hicri ile akımını marjinalleştirmek için ciddi bir girişimde bulunursa bu imkansız da değildir.
Bu durum henüz gerçekleşmemiştir; zira Şara yönetimi hala iç sorunlarının çözümünün yabancı başkentlerde yattığına ve Fırat'ın doğusundaki bölgelerde kontrolü yeniden sağlamasını kolaylaştıran dış mutabakatların, Süveyda’yı geri almak için güneyde de (İsrail ile) tekrarlanabileceğine inanmaktadır.
Benjamin Netanyahu hükümetinin, 1974 Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşması'nı; Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri ile örülen ve o dönemde silahsızlandırılmış bölge fikrini (Esed rejiminin güneye dönüşüne izin verilmesi karşılığında İranlıların 80 km derinliğe kadar bölgeden çıkarılması) doğuran 2018 mutabakatlarıyla değiştirme konusundaki ısrarı ışığında, Şara yönetimi bunun bedelini ödemeye hazır görünmektedir. Nitekim Suriye ile İsrail arasında gerçekleşen Paris toplantısının sonuç bildirgesi bundan daha fazlasına işaret etmiş; sahadaki askeri kontrolün dondurulmasına hükmetmiştir. Bu durum, İsrail’in son dönemde işgal ettiği bölgelerin akıbetinin nihai bir anlaşmaya varılana kadar askıda kalması anlamına gelmektedir.
Şam; Fırat'ın doğusunda yaptığı gibi Süveyda'yı ve devlet egemenliği dışında kalan her bir karış toprağı geri almayı başarmalıdır. Buna güneyde İsrail işgali altındaki yerler de dahildir. Ülkenin birleştirilmesi, önünde hiçbir şeyin duramayacağı en yüksek önceliktir; ancak bu sadece ulusal toprağın geri alınması ve devlet kontrolünün dayatılması anlamına gelmez, aynı zamanda o toprak üzerinde yaşayan vatandaşların da geri kazanılması anlamına gelir.
Suriye, tarihsel olarak bir yanda güneyde Şam’dan kuzeyde Halep’e uzanan ve aralarında Humus ile Hama’nın bulunduğu dört büyük şehirden oluşan "merkez/kalp" hattı, diğer yanda ise "çevre" veya "periferi" bölgeleri arasında fiili bir yabancılaşma sorunu yaşamıştır. Yeni iktidarın bu sorunu görmezden gelme lüksü yoktur; zira bu durum hem dahili hem de harici taraflarca istismar edilmeye açık, patlamaya hazır bir saatli bombayı temsil etmektedir. Aksine, çözümün bir ön hazırlığı olarak bu konu şeffaflıkla ele alınmalıdır. Bu da ancak, bir vatandaşlık devletinin yeniden inşasını hedefleyen; güvenlik, siyaset ve ekonomi boyutları olan kapsamlı bir ulusal vizyon ortaya koymakla mümkündür.
Güvenlik boyutunda, örneğin; iktidara yönelik kanaatlerine veya tutumlarına dayanarak silahın bir grubun elinde bırakılıp diğerinin elinden alındığı seçici bir silahsızlandırma süreciyle toplumsal istikrar sağlanamaz. Bu durum devlete olan güveni sarsar ve devleti tarafsız bir hakem olmaktan çıkarıp toplumun bir kesiminin hasmı haline getirir. Buna karşılık, gönülleri teskin etmek ve gelecekteki olası hak ihlallerini önlemek için bir geçiş dönemi adaleti sürecinin başlatılmasında tam bir ciddiyet sergilenmelidir.
Ekonomik olarak ise, insanlara onurlu bir yaşam sağlanmadıkça onları yeni devlete entegre etmek mümkün değildir; bu da ancak herkes için iş imkanları yaratmakla olur. Suriye'de şu an, eski devlet kurumlarının birçoğunun lağvedilmesi ve bazılarının yeniden yapılandırılması sonrası gelir kaynaklarını kaybeden ve sessizce açlık çeken bölgeler bulunmaktadır; bu bölgelerin feryat etmeye başlaması uzun sürmeyecektir. Bu durum gerçekleşmeden önlem alınmalıdır; zira bu, devletin tüm vatandaşlarına karşı görevi ve sorumluluğudur. İnsanların rızkı ve güvenliği sağlandıktan sonra, onların vatanda eşit ortaklar olarak tanınması aşaması gelir. Bu da ancak temsilcilerini seçmelerine, anayasalarını yazmalarına ve devletlerinin inşasına katılmalarına izin veren siyasi bir süreçle mümkündür. Bunlar olmaksızın toprak bütünlüğü, duvarda asılı duran, gerçekte parçalanmış olmasına rağmen sahte bir birlik ve kontrol izlenimi veren kağıt üzerindeki bir haritadan ibaret kalır.
devamını oku daha az oku
New York'taki Columbia Üniversitesi'nde misafir akademisyen olarak bulunmuştur (2007-2008). Bir dizi Arap ve bölgesel araştırma kuruluşu ve enstitüsü için uluslararası ilişkiler konusunda danışman olarak çalışmıştır. Dış politika ve uluslararası ilişkiler konularında Arapça ve İngilizce olarak yayınlanmış çeşitli kitap ve makalelerin yazarıdır: Suriye Dış Politikası ve ABD: Bush'tan Obama'ya; İran-Irak-Suriye: Üçlü Örüntüde Şoklar ve Rekabetler: Şoklar ve Rekabetler.