19 Kasım 2025
Aşağıdaki satırların yazarı, yukarıda aktardığı sözlerin sahibiyle aynı kişi değil. Aksine, 50 yaşındaki Muhammed Hamdan Daklu —namıdiğer Hamideti— şöyle diyor: “Sudan'ın batısındaki Kuzey Darfur eyaletine bağlı El Faşir’de yaşananlar, üniversitelerde okutulması gereken profesyonel bir operasyondu.”
Sözünü ettiği, liderliğini yaptığı Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) şehirde yürüttüğü askeri operasyon. Kaynakları olduğu gibi aktarmak adet olduğu için bu sözler tırnak içine alınmadan sunuluyor.
Hem Hamideti hem de bu satırların yazarı, salı ve çarşamba günü El Faşir’de yaşananların üniversite öğrencileri tarafından bilinmesi gerektiği konusunda aynı fikirde. Çünkü bu bilgi onlara çok şey kazandıracaktır. Ancak burada bir sorun var: Bu açıklama iki tamamen zıt yoruma açık.
Eski deve ve kumaş tüccarı olan Hamideti'nin aklından geçenle, bu sözleri duyduğunda büyük öfke ve tiksinti hisseden binlerce insanın aklından geçen aynı değil. Bunun bir nedeni de Hamideti’nin neredeyse hiçbir eğitim almamış olmasıdır (ortaokula bile gitmemiş!). Üniversitelerde neyin öğretildiğini bilmesi elbette mümkün değil. Bu paradoksu daha tuhaf kılan ise şu: Söz konusu kişi, hiçbir askeri eğitim almamasına rağmen yüksek bir askeri rütbeye (korgeneralliğe) sahip.
El Faşir’de yaşananların üniversitelerde okutulması gerektiği doğrudur; çünkü öğrenciler, acımasız bir iç savaş sırasında insanın nasıl tüm insani duygularını yitirip masum sivillere tarif edilemez düzeyde bir ahlaksızlık ve vahşet uygulayabileceğini öğrenmelidir.
Bu, bir kişinin vatandaşlara karşı barbarlıklar işlediği, onları adeta avladığı bir durumdur. Bu korkunç suçların ardındaki saikler ister muhalifleri sindirmek ister serbest kaldığında sınır tanımayan bir güç gösterisi olsun, hepsi akıl almazdır.
Somut konuşmak gerekirse mesele, Sudanlı, yabancı ve uluslararası kuruluşların El Faşir’deki iki hastanede, Hamideti’nin milisleri tarafından sivillere karşı işlendiğini doğruladıkları savaş suçlarıdır. Ülke ordusunun yenilgiye uğraması ya da komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın ifadesiyle “geri çekilmesi”, sivillerin bu milislerin insafına kalmasına yol açmıştır.
Dünya tarafından “terörist” olarak tanımlanması bile çekinilen bu milislerin kuşatma altındaki şehirde işlediği vahşetler, iç çatışmalarda görülen ağır suçların en karanlık örnekleridir. Bu suçların biçimleri ve saikleri çeşitlidir. Burada özellikle vahim olan bir türle karşı karşıyayız — Hamideti’nin “aşırılıklar” diyerek geçiştirdiği ve sorumluluktan kurtulmak için bir komite kuracağını duyurduğu vahşet türüyle. Sanki adamlarının sokaklarda ne yaptığı bilinmiyormuş gibi… Oysa bu kişilerin ayrım gözetmeksizin öldürmek konusunda ne kadar usta oldukları sır değildir.
Şehirde iki bin sivilin rastgele infaz edildiği, dört yüz hastanın hastane yataklarında katledildiği yönündeki haberler tarif edilemez bir dehşet yaratıyor. Sudan Doktorlar Sendikası’nın hazırladığı rapora göre, Hamideti’nin güçlerinin keyifle uyguladığı toplu katliamlardan kaçmaya çalışan bazı siviller arabalarının içinde diri diri yakıldı. Bu noktada insan, hayvanlarla insanlar arasındaki fark üzerine acı bir soruyla baş başa kalıyor. Bu vahşet, akla İsrailli, Sırp, faşist, Nazi suçluları ile Lübnan Kataib ve Lübnan Kuvvetleri milislerinin işlediği canilikleri getiriyor.
Bu nedenle, yağmalanan El Faşir’de yaşananların tarih, coğrafya ve psikoloji bölümlerinde mutlaka okutulması gerekir. Bunlar, bir ülkede aynı halkın birbirine karşı yürüttüğü savaşta insanlığın ne kadar dibe vurabileceğinin dersleridir.
Hamideti’nin, paralı askerlerinin El Faşir’de yürüttüğü “profesyonel iş” ile övünmesi ise ayrıca öğretilmelidir: Son derece düşük eğitim düzeyine, sorumsuzluğa ve kaba güç hırsına sahip birinin nasıl lider konumuna gelerek Sudanlı aydınlar tarafından bile kutsanabildiği, ulusların çöküşünün ibretlik bir örneğidir.
Böyle birinin sözünü dinlemek ya da onun zalim İslamcılara karşı verdiğini iddia ettiği mücadeleye dair yazdıklarını okumak zorunda kalan biri, Sudan'ı onlardan kurtarması beklentisiyle çaresizce saçını başını yolabilir.