Mısır’ın Dimyat Limanı’nda bulunan iki gaz depolama gemisinin 29 Haziran’da kaynağı bilinmeyen bir insansız hava aracıyla (İHA) hedef alınması önemli bir soruyu gündeme getirdi: Mısır, saldırının arkasında İran’ın bulunduğundan emin olursa bu olay ülkeyi İran’a karşı yürütülen savaşa dâhil eder mi?

Patlama ilk meydana geldiğinde Mısırlı sivil yetkililer, olayı sıradan bir yangın gibi göstermeye çalıştı. Ancak Reuters, İngiliz deniz güvenliği şirketi Ambrey’e dayandırdığı haberinde yangının bir İHA’dan kaynaklandığını bildirdi.

Habere göre söz konusu İHA, Mısır hava sahasına girmeyi başardı, hava savunma sistemlerini aşarak limana ulaştı ve iki gaz depolama gemisini vurdu. Saldırı sonucunda gemilerde çıkan yangın, liman yetkilileri tarafından kontrol altına alınarak söndürüldü.

Mısır kamuoyunda saldırının arkasındaki tarafın açıklanması yönünde yoğun bir baskı oluştu. Buna rağmen olaydan bir gün sonra patlamanın bir İHA nedeniyle meydana geldiğini kabul eden Mısır hükûmeti, herhangi bir ülke ya da örgütün adını vermekten veya bu yönde imada bulunmaktan özellikle kaçındı.

Hükûmet, güvenlik ve teknik incelemelerin sonuçlarının beklendiğini belirtti. Ancak bu gerekçenin arkasında daha güçlü bir neden bulunuyor. Saldırıdan belirli bir tarafın sorumlu olduğunun açıklanması ya da ima edilmesi, Mısır hükûmetini askerî karşılık vermek zorunda bırakabilir. Bu da Kahire’nin savaşa doğrudan dâhil olması anlamına gelir.

Mısır savaşın dışında kalmaya çalışıyor

İran-ABD/İsrail savaşının 28 Şubat’ta başlamasından bu yana Mısır, çatışmaya dâhil olmamak için büyük çaba gösterdi. Kahire yönetimi bununla da yetinmeyerek Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi bölgenin önde gelen ülkeleriyle birlikte gerilimi düşürmeye, hatta savaşan iki taraf olan ABD ile İran arasında arabuluculuk yapmaya çalıştı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid

İran’ın Mısır’la özel ilişkilere sahip Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’ndeki hedefleri vurması, Kahire’nin Abu Dabi’ye askerî destek vermesini gerekli hâle getirmişti. Ancak Mısır bu desteği yalnızca sekiz savaş uçağı göndererek sembolik düzeyde tuttu. Aynı zamanda savaşın sona erdirilmesine yönelik arabuluculuk faaliyetlerini de sürdürdü.

Öte yandan Mısır’ın tutumu yalnızca gerilimi düşürme ve arabuluculuk girişimlerinden ibaret değil. Kahire, Riyad, Ankara ve İslamabad yönetimleri, ABD ve İsrail’in bölgedeki hâkimiyetinin genişlemesini istemiyor. Çünkü böyle bir gelişmenin kaçınılmaz olarak bu başkentlerin bölgesel etkisi pahasına gerçekleşeceğini düşünüyorlar.

Bununla birlikte söz konusu ülkeler, Tahran’ın gücünün sınırlandırılmasını da istiyor. İran’ın bu savaştan yıpranmış, çevresindeki ülkeleri ve özellikle Washington’ın müttefiki olarak gördüğü Körfez ülkelerini tehdit edemeyecek durumda çıkmasını hedefliyorlar.

Kahire’nin önceliği iç sorunlar

Mısır’daki yönetim daha çok ülke içindeki iktidarını güvence altına almakla meşgul. Yönetimin önceliğini, başta giderek ağırlaşan ekonomik kriz olmak üzere iç sorunlarla mücadele oluşturuyor.

Bu nedenle Kahire, hazırlıklı olmadığı yeni yükler oluşturacak savaşlara dâhil olmak istemiyor. Mısır daha önce Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri öncülüğünde Husilere karşı yürütülen savaşa doğrudan katılmaktan kaçınmıştı.

Benzer şekilde İsrail’in Mısırlı askerlere ve sınırdaki askerî noktalara yönelik tekrarlanan tacizlerine rağmen Gazze savaşına dâhil olmamayı da tercih etti.

Mısır yalnızca iki kez kısa süreli olarak ülke dışındaki çatışmalara doğrudan müdahil oldu. Bunlardan ilki, DEAŞ’ın 20 Mısırlı Hristiyan’ı öldürmesine karşılık olarak örgütün Libya’nın doğusundaki hedeflerine düzenlenen ve kamuoyuna açıkça duyurulan saldırıydı.

İkincisi ise resmî olarak açıklanmayan, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetlerine karşı gerçekleştirilen müdahaleydi. Hızlı Destek Kuvvetleri daha önce Mısırlı askerlere de saldırmıştı.

Libya’nın doğusunu kontrol eden ve Mısır’ın müttefiki olan Halife Hafter güçleriyle Trablus’taki Libya hükûmetine bağlı birlikler arasındaki çatışmalar şiddetlendiğinde ise Kahire doğrudan savaşa girmek yerine Sirte bölgesinde bir kırmızı çizgi ilan etmekle yetindi.

Mısır, Trablus güçlerinin bu hattı geçerek doğuya ilerlemesine izin vermeyeceğini açıkladı. Aynı kırmızı çizgi Rusya tarafından da ilan edildi ve söz konusu sınır aşılmadı.

Mısır-İran ilişkilerinde uzun süreli gerilim

Mısır ile İran arasındaki ilişkiler, İran’daki İslam Devrimi’nin başarıya ulaşmasından bu yana inişli çıkışlı bir seyir izledi.

Halid el-İslambuli

Devrimin ihraç edilmesi söylemi, İran’ın Mısır açısından bir tehdit olarak görülmesine neden oldu. Ayrıca İran, eski Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ı öldüren subay Halid el-İslambuli’yi yüceltti ve onun adını ülkedeki caddelerden birine verdi.

Tahran yönetimi bu adımı, Mısır’ın devrilen İran Şahı Rıza Pehlevi’nin cenazesine ev sahipliği yapmasına karşılık olarak atmıştı.

İki ülke arasındaki ilişkiler uzun süre gerginliğini korudu. Ancak zaman içinde kademeli olarak iyileşerek normal ilişkilere dönüştü.

Dimyat’taki son patlamanın ardından İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran’ın olaydan sorumlu olmadığını hızlı bir şekilde açıkladı ve saldırının arkasında İsrail’in olabileceğini ima etti.

İran’a yakın Yemen’deki Husiler de saldırıyla herhangi bir bağlantılarının bulunmadığını duyurdu. Ancak bu açıklamalar, Mısır’ın yürüttüğü soruşturmayı ve ülkedeki şüpheleri sona erdirmeyecek.

Çünkü bazı resmî çevrelerde İran, saldırıyı doğrudan gerçekleştirmiş ya da bölgede faaliyet gösteren müttefik gruplarından biri üzerinden düzenlemiş olabileceği gerekçesiyle hâlâ bir numaralı şüpheli olarak görülüyor.

Mısır hava savunması nasıl aşıldı?

İnsansız hava aracıyla Mısır limanında gerçekleştirilen saldırı, Kahire yönetimini kamuoyu karşısında oldukça zor bir durumda bıraktı.

Mısır halkı özellikle iki soruya yanıt arıyor: İnsansız hava aracı, Mısır’ın hava savunma sistemlerini aşarak hedefine bu kadar kolay nasıl ulaştı? Bu aracı hangi ülke ya da örgüt gönderdi?

Mısırlı yetkililer, hava savunmasının nasıl aşıldığı yönündeki soruları cevapsız bıraktı. Bunun yerine hükûmete yakın sosyal medya sayfaları üzerinden resmî olmayan bir anlatı dolaşıma sokuldu.

Bu anlatıya göre Mısır hükûmeti, İHA’yı gönderen tarafın kim olduğunu biliyor. Ancak güvenlik hesapları nedeniyle bu tarafın adını şimdilik açıklamak istemiyor.

Aynı çevreler, Mısır’ın suçlanan tarafa karşı bir istihbarat operasyonuyla kendi yöntemleri doğrultusunda karşılık vereceğini öne sürüyor. Ancak verilecek karşılığın zamanı ve yöntemi, operasyon gerçekleşene kadar açıklanmayacak.

Kahire krizi zamana yayabilir

Şu ana kadarki en güçlü ihtimal, Mısırlı yetkililerin savaşa doğrudan dâhil olmadan bu krizi aşmaya çalıştığı yönünde.

Yönetim, Mısır kamuoyundaki tepkileri yatıştırmak için zaman unsuruna güvenebilir. Hatta kamuoyunun dikkatini başka bir gelişmeye yönelterek olayın unutulmasını sağlamaya çalışabilir.

Mısır bu noktada, Türkiye’nin benzer bir saldırı karşısında izlediği tutumu örnek alabilir. Türk hava savunma sistemlerinin engellediği söz konusu saldırıyla ilgili İran, sorumluluğunu reddetmişti. Ancak bütün işaretler İran’ı gösteriyordu.

Buna rağmen Türkiye, Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı aracılığıyla Tahran’a Türk millî güvenliğine zarar verilmemesi yönünde sert bir uyarıda bulunmakla yetindi.

Ankara ayrıca İran’ın Türkiye’deki büyükelçisini Dışişleri Bakanlığına çağırarak resmî protestosunu iletti.

Mısır’ın doğrudan savaş tuzağına düşmemek için açık biçimde çaba gösterdiği görülüyor. Ancak sahadaki gelişmeler Kahire’yi başka bir seçeneğe zorlayabilir.

Saldırıların tekrarlanması, ülke içindeki halk öfkesinin büyümesi ya da askerî kurum içerisindeki tepkilerin artması durumunda Mısır’ın tutumu değişebilir. Bu nedenle bütün ihtimaller hâlâ masada bulunuyor.