31 Ağustos 2026
Geçtiğimiz aylarda Nijer’in Agadez bölgesi Ticaret Odası Başkanlığından bir heyet, Libya’nın Sebha bölgesi temsilcileri ile Sahra Ticareti’nin yeniden canlandırılması için gerekli adımları tartışmak üzere Sebha’da toplanarak ortak bir anlaşmaya imza attı. Bu anlaşmayı Libya’daki gazeteler genellikle bölgesel bir haber olarak ufak bir not şeklinde paylaşmayı tercih etti. Lakin aynı haber, çok kısa süre içerisinde İtalyan Dışişleri Bakanlığına yakınlığıyla bilinen Agenzia Nova gazetesi tarafından bir son dakika haberi olarak paylaşıldı. Çok geçmeden de Fransa’nın Afrika’daki ana propaganda medya organı olan Jeune Afrique, Nijer-Libya sınırında uyuşturucu kaçakçılığının büyük bir artış potansiyeli taşıdığını iddia eden, uyarı minvalinde bir haberle çıkageldi. Peki Libya ve Nijer arasında Sahra Ticareti’nin yeniden başlaması niçin İtalya ve Fransa’da böylesi bir alarma geçme tepkisi yarattı? Ve bu gelişmenin Türkiye ile olan bağlantısı nedir?
200 yıllık hesap: Avrupa Sahra’dan ne istedi?

Meselenin arka planında birçok siyasi ve ekonomik detayın olmasından öte, aslında bu son tepkiler, Avrupa’nın neredeyse 200 yıl önce Sahra Ticareti’ne açtığı savaşın yeniden güncellenip yeni kılıflara giydirilmiş hâli olarak tasvir edilebilir. Binlerce yıllık tarihi olan ve özellikle de Sahra Çölü’ndeki en aktif toplumlardan olan Tuareg halkının merkezinde olduğu Sahra ticareti, 19. yüzyıla değin hem çöl bölgesinde hem de Sahra’ya komşu kuzey ve güney bölgelerde en temel zenginlik kaynağıydı. Avrupa’nın özellikle de Orta Çağ'da bu ticaret yoluyla altın ham maddesine ulaşması, Sahra Ticareti’ni Avrupalı halkların gözünde de yükseltmişti. Durumu değiştirense 19. yüzyılın ilk başlarında bölgeyi gelecek işgal planları için haritalandırmak isteyen İngiliz ajanlarının Sahra bölgesinde cirit atmaya başlaması oldu. İleride Sahra Çölü’nü kolonileştirmek için gerekecek askerî operasyon masraflarına dair olası eleştirileri engellemek adına, bölgeye gönderilen ajanlardan, İngiliz kamuoyuna sunularak ilerideki adımları meşrulaştıracak anlatılar üretmeleri istendi. Bu çabalar, özellikle de 1820’lerden sonra, Sahra Ticareti’nin tamamen köle ticaretinden ibaret olduğunu iddia eden sayısız seyyah kitabı ile çabucak meyvelerini verdi ve İngiliz kamuoyu, bu ticarete sözde "medeni bir devlet olma gereği"nden hareketle müdahale etme yönünde desteklemeye başladı. Böylece, yaklaşık 200 yıl önce, Sahra Ticareti’ne karşı Avrupa’nın bitmek bilmeyen savaşı da başlamış oldu.
Devam eden yıllarda Cezayir’in Fransız işgaline uğraması ve bunun bir benzerinin Trablusgarp’ta da yaşanmasını engellemek adına eyaletin doğrudan Osmanlı merkezî yönetimine bağlanması, İngilizlerin Sahra Ticareti’ni şeytanlaştırma anlatısı üzerinden planladığı işgal siyasetini sekteye uğrattı. İşin ironik yanı, Cezayir kıyılarını işgal eden Fransız güçleri çabucak Sahra Ticareti’ne dair İngiliz anlatılarının gerçeklikle alakası olmadığını fark etmiş; fakat bu ticaretin ileride kolonileştirmeyi planladıkları Timbuktu ve Agadez gibi şehirlere büyük zenginlik kazandırdığı kadar, Fransa’nın bölgedeki en büyük rakibi olan Osmanlı Devleti’ne de önemli maddi gelir getirdiğini görmüşlerdi. Bundan sonra, Trablusgarp’ın 1911’de İtalyanlar tarafından işgaline kadar Fransa önce bu ticarete hâkim olmaya çalışmış, bunu başaramayınca da bölgedeki tüccarlara karşı geniş çaplı katliamlara girişmişti. Takip eden yıllarda her ne kadar Senusi önderliğinde ayaklanan Tuareg ve Arap gruplar bu ticareti kullanarak Fransız ve İtalyan kolonyalizmine direnmişlerse de 1920’lere gelindiğinde, İtalya ve Fransa’nın ortak çabalarıyla Sahra Ticareti tamamen ortadan kaldırılmıştı. Bu tarihten sonra Libya halkına yalnızca İtalya ile ticaret yapma hakkı verilmiş, Fransız Nijeri’ndeki Tuareglerin kuzeye ticarete gitmesi kesin olarak yasaklanmıştı. Böylece İngilizlerin Sahra Ticareti’ne karşı açtığı savaş, diğer Avrupa ülkeleri tarafından yaklaşık yüzyıl sonra bu ticaretin tamamen çökmesiyle sonuçlanmıştı.
Uranyum, kuraklık ve darbeler silsilesi
1951’de Libya’nın bağımsızlığını kazanması, ülkedeki İtalyan etkisini kırmamış, dolayısıyla ülkenin güney sınırı kapalı kalmaya devam etmiştir. Benzer şekilde 1960’ta bağımsızlığını kazanan Nijer’de de Fransız etkisi ve fiilî ordusu olduğu gibi kalmıştır. Fakat tüm bu dinamikler 1974’te kısa süreliğine değişme potansiyeli göstermişti. Tarihsel olarak zenginlikleri esasen Sahra Ticareti’ne dayanan Tuaregler, Avrupalı güçlerin bu ticarete karşı açtığı savaşın en büyük kaybedenlerinden olmuş, daha önce hiç benzeri olmayan bir yoksulluğa sürüklenmişlerdi.

Bölgede 1971’de başlayan ve aralıksız 3 yıl süren eşi görülmemiş kuraklık, özellikle de Tuareg halkında kitlesel açlığa ve binlerce ölüme yol açmıştı. Tüm bunlara rağmen hâlâ kuzeyle olan ticareti açmamaya direnen ve bunun yerine Batı ülkelerinden yiyecek yardımı uman o dönemki Nijer hükûmeti, Seyni Kountché’nin başını çektiği bir askerî darbeyle düşürülmüş ve yeni yönetim hızlıca Fransa ile olan bağlarını kopararak mevcut olağanüstü durumda ülkenin kaderini kendi eline almak için adımlar atmaya başlamıştı.
İlerleyen dönemde Kountché’nin Fransız ordusunu ülkesini terk etmeye zorlaması Fransızlar için bardağı taşıran son damla olmuş ve Fransızlar, o sırada hâlâ açlıkla mücadele eden Tuareglere yiyecek temin etmek yerine ülkeden ayrılmadan önce kendi silahlarını onlara vererek 1976’da Kountché’ye karşı bir Tuareg ayaklanması örgütlemişlerdi. Esasen Libya ile Sahra Ticareti’ni yeniden canlandırma planları yapan Kountché, bu ayaklanma sonrasında Tuareg gruplarıyla arasına mesafe koymuş ve ülkenin kuzeyindeki kontrolünü güçlendirmek için Sahra Ticareti’ne dair planlarını rafa kaldırmıştı. Tam da Tuareglerin yaşadığı kuzey bölgesindeki Arlit’te büyük bir uranyum madeni işleten Fransızlar, bu tarihten sonra, özellikle de kendi işlettikleri madenlerde açlık sınırındaki maaşlarla çalışacak Tuareglere ihtiyaç duyduğundan bölgedeki Sahra Ticareti’nin canlanmaması için her türlü girişimde bulunmaya devam etti.
Benzer şekilde 1970’lerin başında Kaddafi, ülkedeki İtalyan etkisini kırma girişimlerinde bulundu. Fakat ülkedeki aktif İtalyan petrol şirketi ENI’nin çalışmalarına ara vermeden devam etmesi için İtalyan hükûmeti Kaddafi ile gizli anlaşmalar imzaladı. Bu tarihten sonra İtalya, Kaddafi’nin Pan-Afrikanizm’den ziyade Pan-Arabizm'e kayması için yoğun bir propaganda faaliyeti yürüttü. Amaçları; Libya’nın güney sınırında bulunan Nijer ve Çad ile ilişkileri bozarak bu ülkelerle herhangi bir petrol ticaretinin engellenmesi, böylece ülkedeki petrole talebin ve fiyatın Roma tarafından belirlenmesine devam edilmesiydi.
Bu propaganda faaliyetleri çok geçmeden meyvelerini verdi. Özellikle 1980’lerin başında Muammer Kaddafi, Çad üzerinde etki kurma girişimlerinde bulundu. Bu durum, Çad’da büyük oranda kontrolü elinde tutan Fransa’nın Libya ile karşı karşıya gelmesine neden olmuş ve nihayetinde Nijer de bundan etkilenmişti. Fransızlar, Kaddafi’nin Nijer’i işgal planı yaptığı söylentilerini yayarak hâlâ yönetimde olan Kountché’yi ülkeye yeniden Fransız askerlerinin konuşlanması konusunda ikna etmişlerdi. Sonunda Fransız askerleri 1981’de Nijer’in kuzeyindeki Arlit bölgesi merkezde olacak şekilde Sahra Ticareti’nin de can damarı olan Agadez ve Bilma gibi bölgelerde üsler kurarak burada herhangi bir ticaretin canlanmasının önünü net olarak kesti. Devam eden yıllarda Nijer’de başa geçen demokratik hükûmetler günden güne tamamen Fransız kontrolüne geçmiş, Fransız kurumları ve şirketlerinin dahli olmaksızın hiçbir politika yapılamaz olmuştu.
2011’de Kaddafi hükûmetinin NATO güçleri tarafından yıkılması, bir anda Libya’nın güney sınırını tamamen açık hâle getirmiş ve bölgedeki Tuaregler de bu tarihî fırsattan yararlanmak adına o dönem meşhur olan "gece ticareti"ni başlatmıştı. Agadez’de organize olan tüccarlar, pikaplarına doldurdukları eşyalarla bölgedeki Fransız askerlerine yakalanmamak için gece yol alarak Libya sınırına ulaşıp ticaret yapmayı deniyorlardı. Elbette çok geçmeden, aynı tüccarların beraberinde yolculuk parasını ödeyen göçmenleri de Libya’ya getirmesi özellikle Avrupa Birliği’nde alarm zillerinin çalmasına sebep olmuş ve 2016’dan itibaren Brüksel, Nijer hükûmetine baskı yaparak Agadez’de ticaretle uğraştığından şüphe edilen tüm Tuareglerin yakalanıp tutuklanması için hükûmete ültimatom vermişti. Nihayetinde devam eden yıllarda, yavaştan doğma belirtileri gösteren Sahra Ticareti henüz kendini toparlayamadan Avrupa’nın baskısıyla yok edilmiş oldu. Fakat 2023’te halkın büyük desteğini arkasına alan Abdourahamane Tiani’nin Nijer hükûmetini askerî bir darbeyle devirmesi, bir anda Avrupa’nın planlarını bozdu.
Agadez-Sebha hattında ezber bozan imzalar
Tiani, Kountché’nin 1974’te hayalini kurup tam olarak gerçekleştiremediği planlarını hızla uygulamaya koyarak ilk iş tüm Fransız askerlerini ülkeyi terk etmeye zorladı ve Arlit’teki uranyum madenini kamulaştırdı. Sonrasında bir önceki hükûmet tarafından Avrupa Birliği baskısıyla tutuklanan Tuareg tüccarları serbest bırakarak kuzey yolunun ticarete açık olduğunu ilan etti.
Dolayısıyla geçtiğimiz ay Agadez ve Sebha Ticaret Odaları arasında imzalanan anlaşma; aslında öyle basit, bölgesel bir anlaşma olmanın çok ötesinde, 100 yıl önce Avrupalıların tabutuna son çiviyi çaktıkları düşünülen Sahra Ticareti’ni resmî olarak açarak kökleri 200 yıl öncesine dayanan, Avrupa’nın Sahra Ticareti ile olan savaşında beklenmedik bir Afrika zaferidir.
Peki, Sahra Ticareti’nin resmî kanallarla da desteklenerek yeniden açılmasının bölge için, bu tarihî arka plandan ayrı olarak, önemi nedir? Esasen Nijer’deki Tiani hükûmetinin de öngördüğü üzere, bu ticaretten en büyük beklenti, bölgedeki Tuareg gruplarının yıllar boyunca içine sürükletildikleri yoksulluk çemberini kırmalarını sağlamak, bu şekilde radikalleşerek Fransa gibi dış güçlerin siyasi oyunlarına dâhil olma tehlikesini bertaraf etmek. Bir diğer beklenti, bu ticaret ile Nijer’deki en büyük sıkıntılardan biri olan petrolün Libya üzerinden ülkeye girişini sağlayarak enerji sektörüne rahat bir nefes aldırmak. Bu ticaretin elbette Libya tarafı için de bazı sonuçları olması bekleniyor. Zira Trablus ve Bingazi’deki iki yönetim yıllardır birbirleriyle didişirken ülkenin güneyi büyük oranda kendi kaderine teslim edildi. Bölgede artan yoksulluk; Arap, Tuareg ve Tubu grupları arasında birçok çatışmayı da beraberinde getirdi. Dolayısıyla Sebha gibi, Sahra Ticareti’nde önemli coğrafi rolü olan bölgeler için bu yeni ticaret ağı, bölgenin yeniden yönetim mekanizmalarına dâhil olması için önemli bir altyapı potansiyeli taşıyor.
Osmanlı’dan bugüne: Türkiye’nin Sahra kader ortaklığı
Bu noktada, bu ticaretin yeniden canlanmasının Türkiye için de bazı olası sonuçları olması muhtemeldir. Zira Libya’da ülkenin yeniden tek bir devlet çatısında birleşmesi için çalışan ve Nijer’de mevcut hükûmetin egemenliğini savunan Türkiye için bu ticaret, özellikle de radikalleşme yoluyla ve Fransa desteğiyle ayrılıkçı hareketlere kayan bazı Tuareg gruplarının açık hedefi hâline gelmesini engelleyebilir. Yakın zamanda Libya’daki bir Tuareg grubunun Türkiye’ye, Nijer ve Mali hükûmetleriyle ilişkisini kesip ayrılıkçı Tuaregleri desteklemesi konusunda açık çağrı yapmış olması bu olası gerilimin en açık örneğidir.
Türkiye, Osmanlı’dan beri gelen tarihî gelenekle Tuareg halkıyla derin kültürel bağlara sahip. Dolayısıyla bu tarihsel ve kültürel bağları zedelemeksizin Nijer’deki hükûmetin egemenliğini savunmak, tam da Sahra Ticareti ile birlikte bölgede artması beklenen refah ve azalması beklenen radikalleşme ile ancak mümkün olabilir görünüyor. Dolayısıyla, Sahra Ticareti’ne karşı Avrupalıların açtığı savaşı 1911’e kadar göğüsleyen Osmanlı deneyimi üzerinden Türkiye, Sahra Ticareti’nin yeniden canlanması hususunda esasen Nijer ve Libya ile ortak bir tarihselliğe sahip olmanın ötesinde bugün bir kader ortaklığına da sahiptir; ki bu, Türkiye’nin bu bölgedeki varlığının ne derece önemli olduğunu da göstermektedir.