30 Eylül 2025
22–26 Eylül 2025 tarihleri arasında Muğla Aksaz Deniz Üssü ve Doğu Akdeniz’de icra edilen Türkiye–Mısır Dostluk Denizi 2025 Tatbikatı, yalnızca iki ülkenin askeri iş birliğinin gelişmesine değil, aynı zamanda bölgesel jeopolitik dengelerin yeniden şekillenmesine işaret etmektedir.
Tatbikat iki ülke arasındaki diplomatik normalleşme sürecinin somut bir yansımasıdır. Ancak mesele bunun ötesine geçmektedir. Bu tatbikat, Doğu Akdeniz’de güç projeksiyonu, bölgesel güvenlik mimarisi ve uluslararası aktörlerin stratejik hesapları açısından çok boyutlu sonuçlar doğurabilecek bir nitelik taşımaktadır.
Türkiye ve Mısır arasındaki diplomatik ilişkiler, 2013 sonrasında yaşanan derin kırılmalar nedeniyle uzun yıllar gergin bir seyir izlemişti. 2021’den itibaren başlayan diyalog süreci, 2023 ve 2024 yıllarında karşılıklı büyükelçi atamalarıyla ivme kazanmış, 2025’te ise askeri alanda gerçekleştirilen bu ortak tatbikatla yeni bir boyuta taşınmıştır. 13 yıl aradan sonra yapılan ilk kapsamlı ortak deniz tatbikatı olan “Dostluk Denizi 2025”, hem taraflar arasındaki güven inşasının hem de bölgedeki üçüncü aktörlere yönelik mesajların en somut göstergesi haline gelmiştir.
Tatbikatın içeriği ve kapsamı
Tatbikat üç ana safhadan oluşmuştur. 22-23 Eylül 2025’teki liman safhasında SAT (Sualtı Taarruz) eğitimi, siber savunma ve yapay zeka oturumları, insansız hava ve deniz araçlarının kullanımı ile ortak eğitim ve planlama toplantıları yapılmıştır. Bu aşama, iki ülkenin modern harp kabiliyetlerini birbirine aktarma, askeri bilgi paylaşımı ve ileri teknolojilerde koordinasyon kapasitesini test etme imkanı sunmuştur.
24–26 Eylül 2025’teki deniz safhasında, su üstü harbi, denizaltı savunma harbi ve hava savunma tatbikatları icra edilmiş; asimetrik tehditlere müdahale senaryoları, gemiden gemiye ikmal ve lojistik destek tatbikatları ile helikopterden halatla iniş ve denizden çıkarma operasyonları uygulanmıştır. Bu safha, iki ülke arasında sahada birlikte hareket etme ve hızlı müdahale kapasitesinin test edilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

25 Eylül 2025’teki Seçkin Gözlemci Gününde ise Türk ve Mısır Deniz Kuvvetleri Komutanlarının katılımıyla ortak operasyon gösterileri ve geçit töreni düzenlenmiş, TCG Oruçreis ile ENS Tahya gemilerinde ortak bayrak açma töreni gerçekleştirilmiştir. Bu sembolik adımlar, yalnızca askeri düzeyde değil, diplomatik alanda da normalleşmenin güçlendiğini uluslararası kamuoyuna görsel olarak teyit etmiştir.
Tatbikata Türkiye’den TCG Oruçreis, TCG Gediz, TCG Bora, TCG İmbat, TCG Gür gibi savaş gemileri, bir deniz karakol uçağı, dört SH-70 helikopter, bir insansız deniz aracı, iki insansız hava aracı, bir SAT timi ve iki F-16 uçağı katılmıştır. Mısır ise ENS Tahya fırkateyni, ENS F. Zekry hücumbotu, bir SAT timi ve RHIB botlarla tatbikatta yer almıştır. Ayrıca, Türkiye’den Donanma Komutanı Oramiral Kadir Yıldız ve Mısır’dan Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Mohamed Hassan El-Sherbeny’nin tatbikata üst düzey katılımı, siyasi iradenin kararlılığını göstermiştir.
Diplomatik ve jeopolitik mesajlar
Tatbikatın diplomatik boyutu, askeri boyut kadar önemlidir. 13 yıl aradan sonra yapılan bu ortak tatbikat, iki ülkenin yalnızca ikili ilişkilerinde değil, aynı zamanda bölgesel jeopolitikte de yeni bir sayfa açtığını göstermektedir. Ankara ve Kahire, tatbikatla özellikle Yunanistan–GKRY–İsrail üçlüsüne güçlü bir mesaj vermiştir. Doğu Akdeniz’de tek taraflı hareket alanlarının sınırlandırılabileceği, bölgesel istikrarın ise ortak inisiyatiflerle desteklenebileceği ortaya konmuştur. Bu durum, Doğu Akdeniz’de enerji paylaşımı, deniz yetki alanları ve güvenlik dengeleri bağlamında yeni bir tartışma zemini oluşturacaktır.
Tatbikatın liman safhasında gerçekleştirilen siber savunma, yapay zeka destekli insansız sistemler ve SAT operasyonları, Türkiye’nin gelişmiş savunma sanayii ürünlerinin Mısır tarafından yakından tanınmasını sağlamıştır. Bu, gelecekte insansız sistemler ve KAAN savaş uçağı programı gibi ortak üretim ve teknoloji transferi projelerine kapı aralayabilir. Dolayısıyla, tatbikat yalnızca mevcut askeri koordinasyonu artırmakla kalmamış, aynı zamanda savunma sanayii iş birliğinin derinleşmesi açısından da kritik bir eşik oluşturmuştur.
Bölgesel güvenlik boyutu
Tatbikatın en önemli çıktılarından biri, Gazze krizi bağlamında ortak caydırıcılık mekanizmasının güçlendirilmesidir. İsrail’in Gazze’de izlediği politikalar ve bölgedeki istikrarsızlaştırıcı girişimler karşısında, Türkiye–Mısır askeri iş birliği caydırıcı bir mesaj olarak okunmaktadır. Özellikle Mısır’ın Doğu Akdeniz’deki enerji altyapısı ve deniz ticaret yollarını koruma stratejisi, Türkiye’nin bölgesel denge politikasıyla birleştiğinde, ortak bir güvenlik mimarisi inşa edilebileceği görülmektedir.

Tatbikatta gerçekleştirilen gemiden gemiye ikmal, helikopterden iniş ve denizden çıkarma operasyonları, iki ülke arasındaki hızlı müdahale kapasitesini somut biçimde göstermiştir. Bu kabiliyetler, deniz ticaret yollarının güvenliği kadar, olası kriz durumlarında insani yardım ve tahliye operasyonları için de stratejik önem taşımaktadır.
NATO ve uluslararası boyut
Tatbikatın uluslararası boyutu da göz ardı edilmemelidir. NATO üyesi Türkiye’nin Mısır ile gerçekleştirdiği bu operasyon, İttifak’ın güney kanadında deniz güvenliğinin güçlendirilmesine katkı sağlamaktadır. Türkiye’nin aynı dönemde AWACS uçağını Litvanya’ya geçici konuşlandırması ve Suriye–YPG konusunda Şam ile koordinasyon geliştirmesi, Ankara’nın çok yönlü güvenlik stratejisini yansıtmaktadır. Bu paralel hamleler, Türkiye’nin hem NATO müttefikleriyle hem de bölgesel aktörlerle eşzamanlı olarak farklı cephelerde güvenlik politikası geliştirme kapasitesini göstermektedir.
Üç boyutlu çıkarımlar
Tatbikatın jeopolitik sonuçlarının ilk boyutu Doğu Akdeniz’de denge ve caydırıcılık ile ilgilidir. Türkiye ve Mısır’ın 13 yıl aradan sonra ilk kez ortak bir deniz tatbikatı icra etmesi, Yunanistan–GKRY–İsrail üçlüsünün son yıllarda bölgede kurmaya çalıştığı güvenlik eksenine karşı açık bir mesaj niteliği taşımaktadır. Bu üçlünün enerji iş birlikleri, deniz yetki alanı anlaşmaları ve askeri koordinasyonu, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki manevra alanını daraltmayı hedeflemişti. Ancak Ankara ile Kahire’nin askeri düzeyde yeniden yakınlaşması, bu eksene karşı yeni bir denge unsuru oluşturmuş, tek taraflı hareket alanlarının sınırlandırılabileceğini göstermiştir. Dolayısıyla tatbikat, caydırıcılık açısından yalnızca iki ülkenin değil, aynı zamanda bölgedeki diğer aktörlerin hesaplarını da doğrudan etkilemektedir.
İkinci boyut, Orta Doğu’daki kriz yönetimi kapasitesi üzerinden okunmalıdır. Gazze krizi bağlamında Türkiye ve Mısır, farklı önceliklere sahip olsalar da ortak bir çizgide buluşarak bölgesel güvenlik meselelerinde iş birliği yapabileceklerini göstermiştir. İsrail’in Gazze’deki politikaları ve bölgedeki istikrarsızlaştırıcı girişimleri karşısında verilen bu ortak mesaj, yalnızca caydırıcılığı değil, aynı zamanda iki ülkenin kriz yönetiminde tamamlayıcı roller üstlenebileceğini de ortaya koymaktadır. Türkiye’nin diplomatik kanalları kullanma kapasitesi ile Mısır’ın coğrafi konumu ve bölgedeki nüfuzu birleştiğinde, ortaya daha etkili bir kriz yönetimi ve arabuluculuk potansiyeli çıkmaktadır. Bu, ilerleyen süreçte Orta Doğu’daki diğer krizlerin çözümünde de iki ülkenin birlikte hareket etmesinin önünü açabilir.
Üçüncü boyut ise uluslararası güvenlik mimarisi ile ilgilidir. Türkiye, NATO üyesi olarak bu tatbikat aracılığıyla hem İttifak’ın güney kanadındaki deniz güvenliğine katkı sağlamış, hem de kendi operasyonel kapasitesini uluslararası kamuoyuna göstermiştir. Mısır’ın bu süreçte Türkiye ile sahada koordinasyon geliştirmesi, Kahire’nin uluslararası güvenlik sistemine eklemlenme eğilimini güçlendirmiştir. Özellikle insansız sistemlerin kullanımı, siber savunma uygulamaları ve denizden çıkarma operasyonları gibi ileri kabiliyetler, Mısır’ın NATO standartlarıyla uyumlu operasyonel deneyimler kazanmasına vesile olmuştur. Bu durum, Mısır’ın Batı dünyasıyla güvenlik alanındaki ilişkilerini çeşitlendirmesine zemin hazırlarken, Türkiye’nin de bölgesel liderlik iddiasını pekiştiren bir unsur haline gelmiştir.
Sonuç olarak Dostluk Denizi 2025 Tatbikatı, Türkiye ve Mısır arasındaki askeri iş birliğini güçlendirmenin ötesinde, Doğu Akdeniz’deki güç dengelerini yeniden şekillendirme potansiyeline sahip stratejik bir adımdır. Tatbikatın diplomatik boyutu, uluslararası kamuoyuna verilen mesajlar, savunma sanayii iş birliği potansiyeli ve bölgesel güvenlik çıkarımları, bu tatbikatı sıradan bir askeri etkinlik olmaktan çıkararak çok katmanlı bir stratejik hamleye dönüştürmüştür. Tatbikatın her yıl dönüşümlü olarak tekrarlanması planı, Türkiye ve Mısır’ın uzun vadeli stratejik koordinasyon ve caydırıcılık kapasitesini kurumsallaştırma niyetini ortaya koymaktadır. Bu da, Doğu Akdeniz’de istikrarın sağlanması, enerji güvenliğinin korunması ve bölgesel krizlerin yönetilmesi açısından yeni bir dönemin kapısını aralayabilir. Dolayısıyla, “Dostluk Denizi 2025 Tatbikatı”, yalnızca iki ülke arasındaki güven inşası sürecini güçlendiren değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz’de yeni bir güvenlik mimarisinin temellerini atan bir gelişmedir.
devamını oku daha az oku
politikasında Afrika, Babülmendep Boğazı, Sudan ve Sahel’dir. Makaleleri ve kitap bölümleri hakemli dergilerde yayınlanmış, analizleri ve görüşleri medyada ve birçok uluslararası yayında yer almıştır. Anadili Türkçe, ikinci dili İngilizce, orta düzeyde Arapça bilmektedir.