21 Ocak 2026
Kuruluşunun üzerinden henüz bir yıl geçmiş olmasına rağmen Suriye hükümeti, 2015’te kurulan SDG’ye karşı yürüttüğü harekatlarda askeri, güvenlik ve idari boyutlarıyla son derece zorlu bir sınavdan geçerek süreci büyük ölçüde başarıyla yönetti. Özellikle çok cepheli, geniş coğrafyaya yayılan ve yoğun propaganda baskısı altında yürütülen bu operasyonlar, yeni hükümetin kriz yönetme kapasitesini de açık biçimde ortaya koydu.
6 Ocak 2026’da SDG’nin Halep merkezindeki Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerinde Suriye Arap Ordusu’nu doğrudan hedef almasıyla başlayan çatışmalar; kısa sürede Halep merkezinden doğu kırsalına, oradan Fırat hattına ve Cezire bölgesine yayıldı. 20 Ocak 2026 itibarıyla Halep merkezinde Şeyh Maksut ve Eşrefiye, Halep doğusunda Deyr Hafir, Babiri ve Meskene, Tişrin Barajı ve Sırrin kasabası, Rakka şehir merkezi ile doğu ve batı kırsalı, Deyrizor’un doğu ve batısı ve Haseke’nin güneyinin hükümet kontrolüne geçmesiyle çatışmalar fiilen sona erdi.
Bu tablo, Ahmed Şara liderliğindeki Suriye hükümetinin yalnızca askeri sahada değil, aynı zamanda siyasi irade ve devlet refleksi açısından da mutlak bir üstünlük sağladığını ortaya koydu.
Askeri disiplin notlarım
Suriye Ordusu, daha önce Sahil ve Suveyda olaylarında yaşanan hatalardan açık biçimde ders çıkarmış görünüyordu. İlk kez bu ölçekte ve bu kadar geniş bir alana yayılan operasyonlarda askeri kayıplar verilmesine rağmen, sahada kontrolsüz güç kullanımından özellikle kaçınıldı.
İnsani koridorların açılması, askeri bölge ilan edilen alanlarda sivil can kayıplarının önlenmesine yönelik hassasiyet ve operasyonel sabır, bu sürecin en dikkat çekici unsurlarından biri oldu. Özellikle Halep merkezindeki Şeyh Maksut–Eşrefiye ile Halep doğusundaki Deyr Hafir ve Meskene bölgelerinde, SDG’nin yoğun kışkırtmalarına rağmen sivillerin tahliyesi tamamlanmadan operasyonlara başlanmaması, sahada alışık olunmayan bir askeri disiplin anlayışını ortaya koydu.

Suriye Ordusu’nun, operasyon düzenlenecek tüm bölgelerde SDG’ye ait askeri karargahları önceden kırmızı işaretlerle belirleyerek sivillere bu noktalardan uzak durmaları yönünde çağrılar yapması ise, önceki yıllarla kıyaslandığında niteliksel bir kırılma olarak değerlendirilebilir. Bu uygulama, yalnızca askeri değil, psikolojik ve hukuki boyutlarıyla da yeni bir yaklaşımın göstergesi oldu.
Güvenlik notlarım
Operasyonlar sürerken iç güvenlik güçlerinin sahada iki ayrı görev eksenine ayrılması, dikkatle planlanmış bir güvenlik mimarisine işaret ediyordu.
Birinci ekip, tahliye edilen sivillerin geçiş güzergahlarını, intikal noktalarını ve geçici yerleşke merkezlerini güvence altına alarak olası kaos ve istismarların önüne geçti.
İkinci ekip ise, mahalle mahalle ordunun tarama faaliyetlerini tamamladığı bölgelerde güvenliği devralarak sabotaj, intikam saldırıları ve hücre yapılanmalarına karşı geniş çaplı önlemler aldı.
Bu süreçte askeri güç ile iç güvenlik birimlerinin sahada bu denli uyumlu, eşgüdümlü ve hiyerarşik bir disiplin içinde hareket ettiğine ilk kez bu ölçekte tanıklık ettim.
İdari yönetim notlarım
Halep’ten başlayıp Rakka ve Deyrizor’a uzanan hatta, sanki uzun süredir masada çalışılmış gibi son derece organize bir askeri, güvenlik ve idari yönetim koordinasyonu hakimdi. Sahada “önce güvenlik, sonra idare” boşluğu oluşmadı.
Çatışma bölgelerinden tahliye edilen siviller için konaklama merkezlerinin hızlıca oluşturulması, gıda ve sağlık ihtiyaçlarının eş zamanlı karşılanması ve kurtarılan bölgelerde idari yönetimin neredeyse anında devreye girmesi, devlet refleksinin sahaya yansıyan en net göstergelerinden biri oldu.

Eşrefiye’nin kontrol altına alındığı gecenin hemen ertesi sabahında Halep Valisi Azzam Garib’in, Afet ve Acil Durumlar Yönetimi Bakanı Raed el-Saleh’in ve Sosyal Hizmetler Bakanı Hind Kabawat’ın bölgeye gelerek insani ve tıbbi yardımları bizzat yerinde takip etmeleri, bu operasyonun yalnızca askeri değil, toplumsal meşruiyet boyutunun da ciddiyetle ele alındığını gösterdi. Gerçekten de birçok açıdan ilklerin yaşandığı bir süreç yürütüldü.
Basın ve medya notlarım
Suriye’de uzun süredir eleştirilerin odağında olan Enformasyon Bakanı Hamza el-Mustafa, bu operasyon sürecinde çoğu zaman görünmeyen ama etkisi hissedilen kilit aktörlerden biri oldu. Bir yandan SDG’nin yoğun kara propaganda faaliyetlerine karşı sistemli bir mücadele yürütülürken, diğer yandan örgütün kontrol ettiği bölgelerdeki ihlallerin sahadan belgelenerek kamuoyuna aktarılması sağlandı.
Daha da dikkat çekici olan ise, nefret söylemi üreten ve hükümet bölgelerinde faaliyet gösteren bazı basın mensuplarına yönelik alınan sert kararlar oldu. Basın kartlarının iptal edilmesi ve bu kişilerin mesleki faaliyetlerden menedilmesi, Suriye’de basın alanında daha önce örneği görülmemiş bir irade beyanı olarak kayda geçti.
Sonuç
Sonuç olarak Suriye Hükümeti; askeri, güvenlik, idari ve medya alanlarında kurduğu çok katmanlı koordinasyon sayesinde süreci başarıyla yönetmiş, SDG’nin uluslararası kamuoyunu ve basın kuruluşlarını yanıltmaya yönelik kara propaganda faaliyetlerini büyük ölçüde boşa çıkarmıştır. Bu yönüyle operasyon süreci, yalnızca sahadaki bir askeri kazanım değil, aynı zamanda devlet kapasitesinin yeniden inşasına dair güçlü bir mesaj niteliği taşımaktadır.
devamını oku daha az oku
nüfuslarına dair kapsamlı araştırmalar yapmıştır. Ayrıca, İran’ın Suriye'deki mezhepsel yayılma politikaları ile İran destekli silahlı grupların isimleri, sayıları ve konuşlandıkları bölgeler üzerine de ayrıntılı çalışmaları bulunmaktadır. Suriye'de düzenlenen “Saldırganlığı Yıldırma Operasyonu” ve “Özgürlük Şafağı Operasyonu”na da fiilen katılmıştır.