08 Nisan 2026
Avrupa kıtasının ekonomik açıdan en zayıf ülkesi Moldova, sınır mühendisliği alanındaki muzdarip ülkelerden birisi. Bir ülkenin kaderinin, zaman zaman iki dudak arasına ve birkaç kalem hareketine sıkışabileceğinin enteresan örneklerinden de birini teşkil ediyor.
II. Dünya Savaşı’nın başlamasından az bir zaman önce Nazi Almanyası ve Stalin Sovyetleri arasında 23 Ağustos 1939’da imzalanan Molotov-Ribbentrop Paktı’yla birlikte Sovyetler, Besarabya (bugünkü Moldova) toprakları üzerindeki ilgisini resmileştirmişti. Bu arzu, I. Dünya Savaşı’nda Rusya’nın yaşadığı krizlerden faydalanarak Romanya’nın bu toprakları işgal ettiği iddiasına dayanmaktaydı. Hatta 1924 yılında Ukrayna Sovyetler’ine bağlı Moldova Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ni (MASSC) kurarak tarihsel haklılık iddialarını somutlaştırmaya çalıştılar. Özerk Moldova Sovyetler’i bugün dahi tartışmalı durumda olan Transdinyester topraklarını kapsıyordu ve ortalama olarak nüfusun %30’u Moldovandı, Rusya için siyasi bir sıçrama nahtası işlevine göre kurgulanmıştı. Nazi Almanyası’nın bu bölgede bir çıkarı olmadığını beyan etmesi üzerinde Sovyetler bu noktadaki niyetini kesinleştirmiş oldu.
Kaosun ortasında sessiz işgal
SSCB, dönemin gergin atmosferinde stratejik olarak en doğru anı kolluyordu. Almanya’nın Paris’e girmesinin ardından SSCB düğmeye bastı ve Kuzey Bukovina’yı da işgale dahil ederek Romanya’ya ultimatom verdi. Bukovina, hiçbir zaman Rus egemenliğine girmemişti ama savaş atmosferinden yararlanarak 22 yıllık ‘’hasrete’’ tazminat bedeli biçildi ve talebe Romanya toprakları da eklenmiş oldu. Fransa, Romanya’nın en yakın müttefiklerinden birisiydi, Paris’in düşmesinin ardından Romanya için kutup Berlin’e kaymıştı. Almanya, Romanya’ya SSCB’nin taleplerine uyma yönünde kararını bildirdi. 1 Temmuz 1940 itibariyle SSCB, Besrabya ve Kuzey Bukovina’nın tamamını neredeyse hiçbir çatışma yaşamadan teslim alarak topraklarına kattı.
Sınır mühendisliği ve Moldova Sovyetleri’nin kuruluşu
Besrabya’nın alınmasının ardından sınır mühendisliği çalışmaları başladı. Besrabya’nın Karadeniz kıyısını oluşturan ve etnik açıdan homojen durumda olan Bucak (Budjak) bölgesi, bölgenin Ukraynalı olduğu gerekçesiyle Ukrayna Sovyetleri’ne bağlandı. Bu sayede Moldova’nın müstakil bir devlet olarak dışarıya açılma, ticaret yapma ve dünyaya bağlanma yolu tamamen kapatılmış oldu. Sınır mühendisliğinin devamı olarak Kuzey Moldova’da bulunan Hotin (Khotyn) Bölgesi, Dinyester Nehri’nin kontrol eden hakim bir pozisyonda bulunuyordu, bu alan da Ukrayna Sovyetleri’ne aynı gerekçeyle bağlandı. Besarabya’nın iktisadi ve siyasi bağımsızlığının en önemli sembollerinden olan kuzey ve güney bölgeleri jeopolitik bir ampütasyona uğramış oldu.

Aynı süre zarfında bugünkü Transdinyester Bölgesi’ni kapsayan Özer Moldova Sovyetleri de lağvedildi ve kuzeyi ve güneyi ayrılan Besarabya ile birleştirilerek Moldova Sovyetleri kuruldu. Transdinyester bölgesinde Slav ağırlıklı bir kültür hakimdi, idareciler Sovyet disipliniyle ve sadakatiyle yetiştirilmişti, sanayileşmiş ve gelişmiş bir ekonomi mevcuttu. Oysa Besarabya bölgesi Latin ağırlıklı bir kültürün etkisindeydi ve tarıma dayalı bir ekonomik modele sahipti. Moskova, Transdinyester’i Moldova’ya entegre ederek onlara idari denetçi bir pozisyon kurgulamış oldu. Tüm bunların yanında Besarabya-Bucak hattında Gagavuzlar yaşamaktaydı. Rusya İmparatorluğu tarafından Balkanlar’dan buraya davet edilen, Türk kökenli Hıristiyan bir halk olan bu grup da yeni sınırlarla birlikte ikiye bölünmüş oldu. Bir kısmı Bucak Bölgesi’nde kalırken büyük bir bölümü yeni kurulan Moldova Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti içerisinde kaldı. Bu bölünme Gagavuz halkı için de sosyo-kültürel bir parçalanma yaratmış oldu.
Tüm bu sürecin sonunda Moldovalılar denize kıyısını kaybederek Sovyetler Birliği’ne iktisadi, siyasi ve kültürel açıdan tam bağımlı bir hale gelmişti. Transdinyester bölgesinin de katılımıyla birlikte demografik ve sosyolojik açıdan da derin bir dizayna maruz kalmıştı. Bu siyasi kurguların temel nedeni, Moldova’nın bir daha asla Romanya’ya bağlanmaması sonucu yaratmaktı, böyle bir konjonktürün oluşması durumunda ise çeşitli kültürel, demografik ve iktisadi gerekçelerle büyük bir krize neden olmaktı.
1940’tan 1989 yılına kadar bölgeye atanan siyasi elitlerin, bürokratların büyük bir çoğunluğunu Slav kökenli Transdinyesterliler oluşturdu, Kişinev merkezli Moldovanlar ise tarım işçisi konuma itilerek ülkede sosyolojik bir sınıflaşma yaratıldı.
Kızıl dev çöktü, Moldova düğümlendi
Moldova’nın bağımsızlığından 1 yıl önce Komrat merkezli Gagavuzlar SSCB’den ayrıldığını ilan ederek Gagavuz Cumhuriyeti’ni ilan etti. Bu durum karşısında Moldova SSC, gönüllü sivillerden oluşan binlerce milisi bağımsızlık isyanını bastırmak için bölgeye yönlendirmişti. SSCB, bu konuda diplomatik olarak arabuluculuk faaliyetlerinde bulundu, dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de katkısıyla Türk Dışişleri de arabuluculuk faaliyetlerinde aktif rol üstlendi ve ciddi bir çatışma meydana gelmedi.
Moskova’daki başarısız darbe girişiminin ardından 6 gün sonra 27 Ağustos 1991 yılında Moldova Cumhuriyeti, Birlikten ayrıldığını ve bağımsız olduğunu ilan etti. Moldova derin bir dilemmanın da içine düşmüştü. Kişinev merkezli yönetim batıcı bir siyasi anlayışa ve Romanya ile birleşme politikaları güdüyordu, Transdinyester’in varlığı Kişinev’in temel siyasi politikalarını tehdit etmesine karşın bölgenin üretim ve enerji endüstrisi konusunda tüm ülkenin yükünü çekmesi, toprak ayrışmasının milliyetçi taraflarca rahatsızlıkla karşılanması ve Transdinyester’de konuşlu olan Sovyet 14. Ordusu’nun varlığı farklı bir siyasetle sınır belirlenmesinin önüne geçti. Kişinev merkezli siyasi elitler SSCB politikalarının da etkisiyle uzun yıllar bir arada yaşadıkları bu bölgeyi toprakları olarak benimsemişti, Rus yanlısı ayrılıkçılara bu bölgeyi bırakmamak ve tüm ülke olarak Romanya ile birleşme politikası kurgulanarak kuruluş ilan edilmişti.

1992 yılında Kişinev, bir dizi karar aldı. Bunlar; resmi dil olarak Moldovaca/Rumence ilan edilmesi ve kiril alfabesinden Latin alfabesine geçişi kapsayan tartışmaları kararlar oldu. Transdinyester Bölgesi, alınan kararları Romanya ile birleşme hazırlığının somut adımları olarak gördü ve kendilerinin ülkede ayrıştırılmasını neden göstererek tek taraflı bağımsızlığını ilan etti. Kişinev henüz düzenli ve disiplinli bir ordu kuramamıştı, askeri varlığı polis güçleriyle ve gönüllü sivillerden oluşuyordu lakin bu duruma karşın Dinyester Nehri’nin batısında yer almasına rağmen Transdinyester kontrolünde olan Bender Şehri’ni ele geçirmek üzere hareket ettiler. Bender Moldova’nın en gelişmiş şehirlerinden birisiydi ama çıkan çatışmalar sonucu on binlerce insan göç etmek zorunda kaldı ve şehir önemli oranda harabeye döndü. Çıkan çatışmalar, Rus 14. Ordusu’nun müdahale tehdidi sonrası duruldu ve Kişinev güçleri geri çekilmek zorunda kaldı.
Kişinev, Transdinyester Savaşı sonucunda halkta ciddi bir imaj kaybı yaşadı. Ülkenin bağımsız ama bölünük yapısı (buraya bir şeyler eklenecek) 1994 yılında Türk ve Rus Dışişleri’nin de katkısıyla Gagvuzya’ya özerk bir statü tanındı. Anlaşmaya göre Gagavuzya Bölgesi’nin kendi meclisi ve başkanı olacaktı, bütçe konusunda karar ve yönetim mekanizmaları olacaktı ama nihai onay ve kontrol Kişinev’e bağlı olacaktı ve Moldova Cumhuriyeti bağımsız devlet statüsünü kaybederse Gagavuzya Bölgesi kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olacaktı.
Mühendisliğin yırtılması ve Ukrayna’yla tarihi toprak takası
Moldova, Bucak Bölgesi’ni Ukrayna Sovyetleri’ne kaybetmesinin ardından denizle bağını kaybetmiş bir kara devletine dönüşmüştü SSCB’nin dahlinde olması bu dezavantajın görünür olmamasına neden olduysa da her iki ülkenin de bağımsızlığı sonucu sınır problemleri meydana geldi. Ukrayna, Bucak Bölgesi ile olan tek lojistik bağı olan M15 Otoyolu’nu kullandığında Moldova’ya bağlı Palanca Köyü sınırlarından geçmek zorundaydı ve gümrük süreçlerinden oldukça rahatsızdı, Moldova da dünya ile olan ticaretinde Tuna Nehri kıyısındaki Ukrayna’ya bağlı Reni Limanı’nı kullanma zorundaydı. Her iki ülkenin de birbiriyle olan bu bağımlılık ilişkisi sürdürülmesi zor bir boyuta taşınmıştı.
90’ların sonlarına doğru iki ülke arasında kapsamlı bir takas anlaşması kuruldu. Ukrayna, Moldova’nın Girguilesti Şehri’nin hemen yakınındaki Tuna Nehri kıyısında yer alan 430 metrelik toprağını Moldova’ya devredecek, Moldova da Ukrayna’nın Bucak Bölgesi’ne erişimin kurduğu Moldova topraklarında kalan M15 yolunun hakkını devralacaktı. Tarihe Palanca-Giurgiulești Takası olarak geçen bu anlaşma Moldova için tarihi bir dönem noktası oldu.
Anlaşma Moldova Meclisi’nde onaylandı ama Ukrayna Meclisi bu konuda bazı sorunlar çıkardı, milliyetçiler vatan toprağı niteliğindeki bir haktan vazgeçilmesine, liberaller de Roni Limanı’na yönelik bağımlılığın sona erdirilmesinden rahatsız olarak bu anlaşmanın meclisten geçmesine uzun süreler karşı çıktı. Anlaşmanın onaylanmasının ardından uluslararası su niteliği taşıyan ve Karadeniz’e açılan Tuna Nehri kıyısında inşa edilen Girguileşti Serbest Ticaret Limanı 2007 yılında hizmete girmeye başladı.
Mühendislikten egemenliğe
Moldova için elde edilen avantajlar sadece ekonomik değil aynı zamanda yıllar önce Stalin’in kalem oynatmalarıyla değişen kaderini esnettiği, denizlerle olan bağını tekrardan kazandığı tarihi bir an olmuştu. 430 metrelik bir inat, ülkeyi dünyaya tekrardan bağladı.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Rusya’nın Ukrayna limanlarını kuşatmasının ardından bu ‘’taviz’’ Ukrayna için bir can simidine dönüştü. Askeri, enerji ve gıda tedariği konusunda batılı ülkelerin kullandığı bir nitelik teşkil etti.
devamını oku daha az oku
hakkında uluslararası üniversitelerden öğrencilerin yayınladığı ‘’Devastating earthquake in Turkey: a call for global action'' isimli makaleye katkı sunmuştur. Dünya medyası açısından farkındalık düzeyinin değerlendirilmesini konusunu kaleme almıştır.