30 Eylül 2026
Bosna Hersek, nüfusu sadece 3,2-3,5 milyon olan küçük bir Balkan ülkesi olmasına rağmen, dünyanın en karmaşık seçim ve yönetim sistemlerinden birine sahip. 1995 yılında imzalanan Dayton Barış Anlaşması’yla şekillenen bu sistem, savaşı sona erdirmek amacıyla tasarlanmış olsa da otuz yıl sonra ülkeyi işlevsiz bir bürokrasi yumağına dönüştürdü.
Bosna Hersek’in yapısı, kendi içinde zaten bir karmaşıklık örneği oluşturuyor. Ülke iki ana entiteden oluşuyor: Boşnak ve Hırvatlardan oluşan Bosna Hersek Federasyonu ile Sırpların çoğunlukta olduğu Republika Srpska (Sırp Cumhuriyeti). Buna ek olarak, kendine özgü statüsü bulunan Brčko Bölgesi de üçüncü bir idari birim olarak varlığını sürdürüyor.
İşin karmaşıklığı burada bitmiyor: Federasyon’un kendisi de 10 ayrı kantona bölünmüş durumda ve her kantonun kendi hükûmeti, meclisi ve bakanlıkları bulunuyor. Bu yapı toplamda yaklaşık 14 farklı hükûmet düzeyini (devlet, iki entite, on kanton, Brčko Bölgesi ve yerel belediyeler) barındırıyor; nüfusu 3,5 milyonu bulmayan bir ülke için oldukça yüksek bir rakam.
Üçlü Başkanlık Sistemi: Çok katmanlı ve karmaşık yönetim yapısı
Sistemin en özgün ve en çok eleştirilen yanı, devlet başkanlığı kurumu. Bosna Hersek’te tek bir cumhurbaşkanı yerine, üç kişilik bir Devlet Başkanlığı Konseyi bulunuyor, biri Boşnak, biri Hırvat, biri de Sırp temsilci. Bu üç üye, birbirini rotasyonla belirli aralıklarla değiştirerek başkanlık görevini paylaşıyor.

Ancak seçim şekli de bir o kadar karmaşık: Boşnak ve Hırvat adaylar yalnızca Federasyon’daki seçmenlerin oylarıyla, Sırp aday ise yalnızca Republika Srpska’daki seçmenlerin oylarıyla seçiliyor. Yani bir Federasyon sakini Sırp adaya, bir Republika Srpska sakini de Boşnak veya Hırvat adaya oy veremiyor. Bu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2009 yılında verdiği “Sejdić-Finci” kararında eleştirilmişti. Mahkeme, kendini bu üç halktan biri olarak tanımlamayan vatandaşların (örneğin Roman kökenli vatandaşların) devlet başkanlığına aday olamamasının ayrımcılık teşkil ettiğine hükmetmişti.
Parlamento düzeyinde de benzer bir karmaşıklık söz konusu. Devlet Parlamentosu iki kanattan oluşuyor, doğrudan seçilen Temsilciler Meclisi ve entite meclisleri tarafından dolaylı olarak belirlenen Halklar Meclisi. Halklar Meclisi’nde her üç kurucu halkın (Boşnak, Hırvat, Sırp) temsilcileri “hayati ulusal çıkar” gerekçesiyle veto hakkına sahip, bu da yasa çıkarma sürecini sık sık tıkanma noktasına getiriyor.
Nüfusa oranla Avrupa’nın en fazla siyasi parti barındıran ülkesi
Bu yapısal karmaşıklığa bir de aşırı parçalanmış parti sistemi ekleniyor. Bosna Hersek Merkez Seçim Komisyonu’nun verilerine göre, son yerel seçimlerde ülke genelinde 75 siyasi parti yarışa katılıyor. 2022 genel seçimlerinde ise seçime katılmaya hak kazanan siyasi özne sayısı 145’e (90 parti, 38 koalisyon, 17 bağımsız aday) kadar çıkmıştı.

Aradaki oran çarpıcı; 3,2 milyon nüfuslu Bosna Hersek’te bu rakamlar, ortalama her 42 bin vatandaşa bir siyasi parti düştüğü anlamına geliyor. Karşılaştırma olarak, 85 milyon nüfuslu Türkiye’de 2023 genel seçimlerine sadece 24 siyasi parti katılma yeterliliğine sahipti, yani Türkiye’de yaklaşık 3,5 milyon seçmene bir parti düşerken, Bosna Hersek’te bu oran neredeyse yüz kat daha yoğun. Bu durum, Bosna Hersek’i nüfusa oranla Avrupa’nın en fazla siyasi parti barındıran ülkelerinden biri hâline getiriyor.
Bu aşırı parçalanmanın birkaç nedeninden bahsetmek mümkün. Öncelikle, partiler ülke genelinde 16 farklı yerel mahkemede farklı kriterlerle tescil edilebiliyor, ancak tescil sonrası tüm seçim bölgelerinde yarışma hakkı kazanıyor. Bosna Hersek Merkez Seçim Komisyonu yetkilileri, bazı partilerin yalnızca seçim kurullarında görev alabilmek amacıyla kâğıt üzerinde kurulduğunu, yani gerçek bir siyasi programdan yoksun “hayalet partiler” olduğunu daha önce kamuoyuyla paylaşmıştı. İkinci neden ise karmaşık çok katmanlı yapının kendisi. Her kanton, her entite ve devlet düzeyinde ayrı seçimler yapılması, yerel siyasi aktörlerin kendi küçük partilerini kurmasını kolaylaştırıyor. Bir de tabii millet içindeki bölünmüşlük var, o da apayrı bir yazı konusu.
Sistemin bir başka benzersiz özelliği de Bosna Hersek’in hâlen uluslararası bir denetim mekanizmasına tabi olması. Dayton Anlaşması çerçevesinde göreve gelen Yüksek Temsilcilik Ofisi (OHR), anlaşmanın uygulanmasını denetlemek amacıyla otuz yıldır varlığını sürdürüyor ve zaman zaman doğrudan yasa değiştirme yetkisini kullanıyor. Örneğin, 2022 genel seçimlerinin hemen ardından dönemin Yüksek Temsilcisi Christian Schmidt, siyasi partiler arasında anlaşma sağlanamaması üzerine seçim yasasında ve anayasada doğrudan değişiklikler yaparak hükûmetlerin kurulmasını mümkün kılmıştı. Demokratik bir ülkede yabancı bir yetkilinin anayasal düzenlemeler yapabilmesi, sistemin ne denli istisnai olduğunu gösteren bir başka örnek.

Bu karmaşıklığın sıradan seçmen üzerindeki etkisi de göz ardı edilemez. Bir Bosna Hersek vatandaşı, yaşadığı yere bağlı olarak aynı gün içinde devlet başkanlığı konseyi üyesi, devlet parlamentosu milletvekili, entite cumhurbaşkanı (Republika Srpska’da), entite parlamentosu milletvekili, kanton meclisi üyesi (Federasyon’da) ve belediye meclisi üyesi için oy kullanabiliyor. Bazı seçim türlerinde aynı anda altı ile yedi farklı oy pusulasıyla karşı karşıya kalabiliyor.
Bosna Hersek’in seçim sistemi, savaş sonrası barışı korumak amacıyla tasarlanmış, ancak zamanla aşırı bürokratikleşmiş ve parçalanmış bir yapıya dönüşmüş durumda. Nüfusuna oranla dünyanın en fazla sayıda siyasi partiye ve yönetim katmanına sahip ülkelerinden biri olması hem uluslararası gözlemcilerin hem de ülke içindeki reform yanlısı kesimlerin sık sık dile getirdiği bir eleştiri konusu. Dayton Anlaşması gibi bir sistemin aslında en başından beri yürümeyeceği, ülkeyi kalkındırma yolunda engelleyeceği, birçok krize sebep olacağı ve dış temsilcilere zaman zaman bağımlı kılacağı belliydi. Belki de bu anlaşmayı teklif eden ve dayatanların isteği tam da buydu.
devamını oku daha az oku
en eski günlük gazetelerinden olan Oslobodjenje gazetesinde Türkiye muhabiri olarak çalışmaya başladı. Bu sırada çeşitli web sayfalarında Türkçe olarak Bosna Hersek hakkında yazılar yazdı. 2012 yılında İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Pazarlama İletişimi ve Halkla İlişkiler Bölümünde yüksek lisansını tamamladı. Bugün Bosna Hersek’te aylık yayınlanan STAV dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı görevini üstlenmektedir. Çocuk olarak yaşadığı savaşı "Kurşunların Da Rengi Var"; Türkiye'de geçirdiği mültecilik dönemini ise çocuk gözünden "Kurşunların Rengini Yıldızlarla Değiştirdim" adlı kitaplarında yazdı. Şeçeroviç evli olup, üç evlat sahibidir.