Ramazan söz konusu olunca hep söylediğim bir şey var, Bosna’da Ramazan sadece gözle görülmez, hissedilir. Her ülkenin kendine özgü bir Ramazan atmosferi vardır elbette. Farklı coğrafyalar, farklı gelenekler, farklı sofralar… Ama Bosna’nın Ramazan’ı başka bir yerde durur. Boşnak olduğum için objektif olmadığımı düşünebilirsiniz. “Memleketini övüyor” diyebilirsiniz. Fakat Bosna’da Ramazan’ı gerçekten yaşamış olan herkes size aynı şeyi söyler.  

Ramazan gelmeden haftalar önce bir hazırlık başlar. Sanki şehir büyük bir misafiri karşılayacakmış gibi bir telaş olur. Camiler temizlenir, avlular yıkanır, halılar silinir. Evlerde perdeler değiştirilir, mutfaklar elden geçirilir. Çarşıda, pazarda ayrı bir hareketlilik vardır. Ramazan’a özel konserler düzenlenir, ilahiler söylenir, sohbet programları yapılır. İnsanlar sadece takvimde bir ayın gelişini değil, bir ruh halinin dönüşünü bekler. 

Neredeyse Bosna Hersek’in her şehrinde Ramazan’ı karşılama etkinlikleri yapılır. Ama en heyecanlı olanı çocukların beklediği geleneksel “Ramazan treni”dir. İlk akşam, Ramazan’ın başladığını göstermek için çocuklar aileleriyle birlikte toplanır. Ellerinde fenerler, balonlar, kimi zaman küçük bayraklar… İmamlar önde, çocuklar arkada şehir içinde yürüyüş yapılır. Bu yürüyüş bir gösteriden çok bir sevinç ifadesidir. Son durak genellikle bir cami olur. Akşam ezanı okunurken, Ramazan’ın ilk topu patladığında, çocuklar balonlarını gökyüzüne bırakır. O anı tarif etmek zor… Gökyüzüne yükselen balonlar, minarelerden yükselen ezan sesi ve yüzlerdeki o tarifsiz heyecan. İşte Ramazan böyle başlar. Ama burada tabii en önemlisi bu coşkunun baş rolde çocukların olmasıdır. 

Şehirde film festivali olur, moda haftası olur, kitap günleri olur… Şehir elbette hareketlenir. Fakat hiçbir etkinlik Ramazan kadar bu şehri değiştirmez. Sokakların ritmi değişir.  

Burada önemli olan sadece inanç meselesi değildir. Oruç tutup tutmamanızdan bağımsız bir atmosfer vardır. Önemli olan bu toprakların Ramazanlarına alışmış olmak, o kültürle büyümüş olmak, o hafızayı taşımaktır. Oruç tutmasanız bile iftara yakın saatlerde şehrin nabzı değişir. Bunu hissedersiniz.  

Mesela her mahallede hissedilen o meşhur somun kokusu… Türk pidesinden biraz farklıdır bizim somun. Hamuru daha incedir, içi o kadar yapışık değildir. Ramazan dışında da somun bulunur elbette ama Ramazan dışında tadı aynı değildir. Normal zamanlarda fırın önünde kuyrukta beklerken küçük tartışmalar çıkabilir. “Ben senden önceydim”, “sırayı bozma” gibi sözler duyabilirsiniz. Ama Ramazan’da pek rastlanmaz böyle şeylere. Küçük şehir sonuçta, çoğu insan birbirini tanır. Kuyrukta beklerken sohbet edilir, şakalaşılır. “Siz öne geçin”, “sizin için ben de alayım” gibi cümleler sık sık duyulur. O pide kuyruğu sadece bir alışveriş değil, bir paylaşım anıdır. Fırından çıkan her somunla birlikte iç çekilir. Sıcaklığı elde hissedilir. O somunu çıplak elle taşımak bile ayrı bir keyiftir. Hele sahurda… Uykulu gözlerle, hafif bir serinlikte fırına gidip sıcacık somun almak tarif edilemez bir duygudur. Kilo derdiniz yoksa tabii. O somunu bazen hiçbir şey sürmeden bile yersiniz. Yiyoruz yani. 

Öğlen namazından sonra birçok camide mukabele okunur. Saraybosna’nın Başçarşıda bulunan Gazi Hüsrev Bey Camisi’ndeki mukabelenin sesi dışarıya da verilir. Hele daha sıcak günler olduğunda caminin avlusunda oturup Kur’an tilavetini dinlemek insanın içine işleyen bir huzur oluşturur. Bir de sahur mukabelesi… Tan yerinin ağardığı o anlarda, gece gündüze dönerken okunan mukabele… Sanki omuzlarınızda tüm yükü alır.  

İftara kadar geçen zaman yavaş ilerler ama iftardan sonra zaman su gibi akar. Gençlerin sık sık uyguladığı şey de her akşam başka bir camide teravih namazını kılmaktır. Teraviye gelen çocuklar için birçok camimizde, abur cuburla dolu ‘’cami marketi’’ bulunur. Namazdan sonra cami imamı çikolatayla, bisküvitle çocukları ödüllendirir. O “cami marketini’’ de yine cemaatten hayırseverler doldurur. Teraviye gelen çocuklar bazen ayakkabılarında para da bulabilirler. Bu şekilde çocukları teşvik edilmeye çalışılır. Neredeyse her camide cemaat iftarları yapılır. Cemaatin hanımları yemekler hazırlar ya da bir hayırsever iftarı karşılar ama illaki yer sofrasında tüm cemaat iftar yapar. Ayrıca, mektebe giden çocuklar için de yine camide iftar yapılır. Bir nevi çocuklar Ramazan’ın baş kahramanlarıdır.  

Teravih sonrası çarşı canlanır. Kahve keyfi başlar. Gecenin bir vakti bile şehirde bir canlılık vardır ama bu gürültülü bir canlılık değildir, daha çok huzurlu bir hareketlilik. Havalar sıcakken sahura kadar gençler çarşıda olurlar.  

Eski adetleri hala yaşayan ailelerde sofralar yer sofrası olur. Misafir geldiği zaman kapaklı bakır tabaklarla yemek servis edilir. İftar yemeklerinin de kendine özgü lezzetleri vardır. Topa mesela… Kaymak ve peynir çeşitleri eritilerek yapılır. Kimi biraz tereyağı ekler, kimi yumurta kırar. Ama en güzeli kaymağı eritip üzerine isli peynir koymaktır. Ve ilginçtir, topa sadece Ramazan’da yapılır. Yılın geri kalanında kimsenin aklına gelmez. Sanki o yemek sadece bu aya aitmiş gibi.  

 Ve daha anlatılmayan nice ayrıntı. Ama Bosna’ya geldiyseniz, başka nereleri gezerim diyorsanız, o zaman bir de Ramazan’da Bosna’yı yaşayın.