Kritik mineralleri ve nadir toprak elementlerini (NTE) güvence altına alma yarışı, Çin, Rusya ve ABD’nin iki kilit oyuncu olduğu ve AB ülkeleri ile Türkiye gibi yeni aktörlerinde yer aldığı giderek artan bir jeopolitik rekabet alanı haline geldi. Küresel güçlerin rekabetine bakıldığında ise tüm dünya Çin’in sektördeki etkisi altında. Özellikle NTE’lerle ilgili yatırım, yenilik ve maden eğitimi konusunda Çin halen başat aktör konumunda ve know how paylaşımı yapmadığı sürece de kalacağa benziyor. Washington sadece kaybetmekle kalmıyor, aynı zamanda mevcut yapısal açığın üstesinden gelmede önemli bir rol oynaması gereken ittifakları ve iş birliği ağlarını kurmada da geç kaldığına dair söylemler kuvvetli.  

Aynı zamanda, ABD, ekonomisinin kontrol edemediği malzemelerle çalıştığı da açık. Öyle ki F-35 savaş uçaklarına, elektrikli araçlarına ve Ipone’lara güç veren NTE’lerin çoğu tek bir ülkeden geliyor. Çin. Mevcut ABD politikası, dünyanın büyük bir kısmı enerji dönüşümünde ilerlerken uluslararası verilere dayanan ve teknolojik inovasyon, yatırımı yönlendiren yerel enerji pazarını zayıflatıyor. Peki bu yarışta ABD nasıl geride kaldı?  

ABD yönetimi NTE’lere yapılacak olan yatırımları yoğun bürokratik işlemlerle geciktirirken, aynı zamanda Obama yönetimi de dahil olmak üzere tüm hükümetlerin acil olmayan, çözülmesi yıllar süren ve ciddi finansal yatırım gerektiren sorunlara odaklanmasını sağlamanın zor olduğu bakış açısı hakimdi. Çin’in kritik mineraller ve NTE’ler ilgili yatırımları ve pazarının genişlemesine dayalı tehdit teorik olarak nitelendirdi. Ta ki günümüze kadar.  

Savunma sanayisinin teknolojiyle dönüşümü, elektrikli araçların giderek yaygınlaşması ve teknolojinin gündelik hayatta bile hızlı yükselişi ve yükselirken ihtiyaç duyduğu hammaddelere erişimin Çin üzerinden gerçekleşmesi ABD’nin güvenlik tehditlerini yeniden gözden geçirmesini sağladı. Çin’in NTE ve kritik mineral üretimi ve işlemesindeki tekel konumunu ticari müzakerelerde giderek daha fazla silah olarak kullanması, ABD’nin Çin’e olan bağımlılığını soyut bir zafiyetten ziyade küresel ticaretin merkezi bir fay hattına dönüşümünü sağladı.  

Jeopolitik yeni dünya düzeni: Bloklar arası mücadele  

Çin NTE’ler ile ilgili ihracat yasaklarına bir yenisini daha ekledi. NTE’ye ilişkin ihracat kurallarını genişleten Pekin, Nisan 2025’te ilk kez yabancı firmaların, Çin menşeli NTE içeren veya Çin teknolojiyle üretilen mıknatısları ihraç edebilmeleri için Çin hükümetinden onay almalarını zorunlu kılacağını duyurdu. Yıllardır ABD’nin ihracat yasaklarına maruz kalarak kendi ekonomik kalkınmasını ve siyasi tercihlerini ne kadar etkili bir şekilde kısıtlayabileceğini ilk elden gören Çin ise artık Washington’ın oyun planlarını kopyalamaya başladı.  

Gelinen noktada da ABD yeni küresel ittifaklar arayışında. Kritik mineraller ve NTE Trump’ın ikinci dönemindeki barış görüşmelerinden tarife tehditlerine kadar dış politika hamlelerinin çoğunun temelini oluşturmaya devam ediyor. Trump ve ekibi kritik mineraller ve NTE’ler nerede olursa olsun bulma ve Çin karşıtı bir bloğu oluşturmada adeta bir yarışa girmiş durumda. Ukrayna, Avusturya, Kazakistan ve Japonya ve belki de daha niceleri: Çin karşıtlığında enerji ittifakları kuruluyor.  

Savaş ganimeti: Kritik mineraller ve NTE 

Trump’ın seçim kampanyasında dünyadaki savaşları bitireceğine dair vaatleri gelinen süreçte hiç olmadığı kadar sekteye uğramış gözüküyor. Rusya Ukrayna savaşını 24 saatte bitireceğine dair iddialarına dair eleştiriler bir yana Trump Ukrayna’dan savaş ganimetleriyle ayrılmışa benziyor. 30 Nisan 2025’te Ukrayna ve ABD arasında, Birleşik Devletler-Ukrayna Yeniden Yapılanma Yatırım Fonu'nu kurmak üzere bir anlaşma imzalandı. 

Söz konu anlaşma içerisinde fonun sermaye dağılımı ise Trump’ın “America First” söylemine uygun inşa edilmişe benziyor.  Ukrayna tarafı yeni maden, petrol ve gaz projelerinden elde edilen gelirin %50’sini fona aktarırken, ABD Ukrayna’ya mühimmat, silah sistemleri ve/veya eğitim şeklinde sağlayacak ve gelecekteki ABD askeri yardımlarını da fona sermaye katkısı olarak değerlendiriyor. Ayrıca, Ukrayna, Washington’a geçmişte sağlanan askeri yardımlar için geri ödeme yapmayacak.  

Ukrayna’nın kritik mineraller ve NTE’si bakımından sahip olduğu muazzam rezervler (ticari olarak çıkarabildikleri varsayılarak), ABD’nin ihtiyaç duyduğu birçok malzeme için gelecekte güvenli bir tedarik zinciri ihtimali sağlıyor. Ukrayna özellikle titanyum, grafit ve lityum açısından zengin olmakla birlikte NTE’lerine dair rezerv potansiyelinin çok yüksek olduğu da biliniyor. Her ne kadar Rusya Ukrayna savaşını bitiremese bile Ukrayna’ya ait kritik mineraller ve NTE’ler üzerinden yapılan anlaşma neticesinde Trump istediğini almışa benziyor.  

Avustralya kritik mineraller çerçevesi 

Trump ve Avustralya Başbakanı Anthony Albanese Beyaz Saray’da Nisan 2025’te Kritik Mineraller Anlaşması imzaladı. Anlaşma kapsamında altı ay içerisinde ortak kritik mineraller ve NTE’ler ile ilgili 3 milyar doların üzerinde yatırım gerçekleşecek. ABD şirketlerinin Avusturya madenlerinin halihazırda ürettiği miktarın bir kısmını güvence altına alabilmesi durumunda ABD’deki NTE kaynakları üzerinde hissedilebilir bir etki gerçekleştirme olasılığı var. Ancak, Çin’in hakimiyetini azaltacak kadar NTE arzının Çin dışında geliştirilmesi yıllar, hatta on yıllar alacağı öngörülebilir.  

Atılan adımlar ise politikacılar tarafından çözüm odaklı olarak değerlendirilmiyor. Nitekim söz konusu anlaşma esas olarak 17 NTE’den sadece ikisi olan neodimyum ve praseodimyumu kapsıyor. Dolayısıyla diğer NTE ve yirmi kritik mineral için tüm sete odaklanılmak zorunda. Ayrıca her ne kadar Avustrulya, dünyanın dördüncü büyük NTE yataklarına sahip olsa da 5,7 milyon tonluk NTE endüstrisi 44 milyonluk Çin’in yanında cüce kalıyor.  

Örnek çocuk Japonya 

Kritik hammadde ihracatının jeopolitik manipülasyonuna dair en çarpıcı örnek hiç şüphesiz Çin’in 2010 yılında Japonya’ya uyguladığı kısıtlamadır. Çin’in bir deniz anlaşmazlığında Japonya’ya NTE ihracatını kesmesiyle başlayan süreç jeopolitik çatışmalarda ticaretin nasıl silaha dönüştürülebileceğinin göstergesi.  

Örnek çocuk olarak anılan bu olay Japonya’nın aslında Çin’e olan bağımlığını %90 oranından %60 a düşmesine katkı sağladı.  Aradan geçen süreye bakıldığında ise jeopolitik tehditler hala aynı düzlemde. Japonya'nın Çin'in arz kısıtlamalarına karşı hassasiyeti, 2010 ambargosundan bu yana açıkça ortada. Japonya, NTE ithalatının yaklaşık üçte ikisi için Çin'e bağımlı olmaya devam ederken, ABD ayrılmış NTE’lerin neredeyse tamamı için Çin rafinerilerine bağımlı. Gelinen noktada ABD ve Japonya durumu kendi lehlerine kullanmak adına Ekim 2025’te NTE ve diğer kritik mineraller konusunda iş birliğini güçlendirmek amacıyla Tokyo’da bir çerçeve anlaşması imzaladılar.  

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ve ABD Başkanı Donald Trump, her iki ülkenin de temiz enerji, savunma ve ileri üretim için hayati önem taşıyan malzemeler konusunda Çin'e olan bağımlılığını azaltmak amacıyla anlaşmayı resmileştirdi. Her iki ülke de aslında darboğazın madencilikte değil, Çin’in hakimiyetinin hala sürdüğü işleme, ayırma ve mıknatıs üretiminde yattığını kabul ediyor.  

Asya’da yeni müttefik 

Kazakistan 2025 yılında seryum, lantan, neodim ve itriyum gibi stratejik öneme sahip ve toplam rezervinin milyonlarca ton olduğunu tahmin edilen bir NTE yatağının keşfedildiğini duyurdu. Kısacası, Kazakistan hızlı stratejik nadir toprak tedarikçisi olma yolunda ilerliyor. Yakın bir tarihte Severny Katpar ve Verkhniy Kairakty tungten yataklarıyla ilgili Çinli Xiamen ilgi göstermiş ancak anlaşma gerçekleşmemişti. 6 Kasım’da Trump’ın Orta Asya liderleriyle yaptığı zirve sonrasında ise Kazakistan ile ABD arasında Kritik Mineraller Mutabakat Zaptı imzalandı.  

Anlaşma, Trump hükümetinin bu ay Çin’in piyasalar üzerindeki kontrolüne karşı koymak için kritik mineraller ve NTE “kulübü” kurmasının ardından geldi. Kazakistan’ın keşfedilen rezervler sonrasında imzalanan anlaşma ABD’nin Çin hakimiyetini kırmak amacıyla NTE’lerin potansiyel tedariklerini güvence altına almak için attığı bir önemli diğer stratejik adımı temsil ediyor. 

ABD’nin Çin hegemonyasını kırması olası mı? 

ABD’nin ise Çin’in kritik mineraller ve NTE’ne dair üstünlüğü kırması için yalnızca piyasa odaklı çözümlerle ilerlemesi pek olası değil. Sonuçta, mevcut dengesizliğin oluşmasına en azından son yirmi yıldır söz konusu piyasa odaklı yaklaşım katkıda bulundu. Dolayısıyla, ABD’nin önündeki temel zorluk, piyasa içerisindeki partner oyuncularına finansman, araştırma ve iş gücü yönlendirmede yeniden öncü rol oynayabileceği bir temelin nasıl inşa edeceği olduğudur.  

Buradan hareketle de Ukrayna, Avustralya, Kazakistan, Japonya gibi ülkelerle imzalanan kritik mineraller ve NTE anlaşmalarının tek başına Çin’in alandaki hegomonik gücünü kıramayacağı gerçeği ortaya çıktığı ifade edilebilir. Gelinen noktada ilk olarak kritik minerallere ve NTE’lere ve tedarik zincirlerine erişimin, kontrolün genişletilmesi; son olarak kritik minerallerin ve NTE’lerin işlenmesi, mıknatıs üretimini yapabilen ve ileri madenciliğin geliştirilmesinde gücü elinde bulunduran küresel gücün temel belirleyicisi olacağı gerçeği açıktır.