Bölgedeki bazı jeopolitik kavramlar, Suriye’de yaşanan büyük değişimle birlikte değişmeye başladı.  İster Türkiye’nin Suriye ile ilişkilerinde ister de Suriye’nin bölgesel konumunda olsun, “düşünce ufku” yüzyılı aşkın bir süredir etrafında döndüğümüz geleneksel kalıpların ötesine doğru genişliyor.  Geçmişi canlandırmanın ya da Suriye’nin eski rolünü hatırlamanın bir anlamı yok. Tamamen yeni bir gerçeklikle karşı karşıyayız.  Suriye’nin Türkiye ile ilişkileri ilk kez kendi perspektifleri, konumları ve gerçek bileşenlerinden hareketle kavramsallaştırılabilir.  

Bu makalede, Suriye ve Türkiye’nin birlikte etkili ve nüfuzlu bir bölgesel merkez oluşturduğu, daha geniş bölgelere bir çıkış noktası oluşturan ortak bir yaşamsal alan olarak “jeopolitik kapı” kavramını yeni bir şekilde düşünebiliriz.  

Suriye, Türkiye için Levant, Arap Yarımadası ve Arap Körfezi’ne açılan umut verici bir coğrafi kapıdır. Bu düşünce her iki tarafın da çıkarınadır.  

Bugünkü Suriye gerçeği, Türkiye’nin stratejik ağırlığını, bölgesel rolünü ve ticari ilişkilerini arttırması için fırsatlar yarattı. Ancak yeni olan şey, Türkiye’nin kendisinin güçlü bir Suriye’nin ve onun yurtdışındaki çıkarları için bir kapı olmasıdır.  

İki ülke arasındaki uzun ortak sınır, aynı zamanda Suriye’nin Türkiye’nin komşuları olan daha geniş bir coğrafyaya, Avrupa, Kafkaslar, Orta Asya ve Rusya’ya açılan bir kapı olarak görülebilir.  

İki ülke arasındaki “jeopolitik kapı” kavramının, sadece ticaret ve pazara erişim için serbest limanlar ve otoyollarla sınırlı kalmaması gerekir.  

Bilakis, ortak bir bölgeyi içerdiği için daha geniş kapsamlı siyasi, güvenlik, kalkınma ve sosyal ufku içermesi, ortaya çıkan bu stratejik ivmeye dayanarak ekonomik refaha ulaşmayı, güvenlik, etnik ve kalkınma sorunlarını çözmeyi ve bölgesel ilişkileri yeniden şekillendirmeyi hedeflemesi de beklenir.  

Geleneksel vizyondan yeni gerçekliğe    

Geleneksel kalıpların değiştirilmesi, bugünün kavramlarının oluşumunda geçmişteki sıkıntıların düşünülmemesine dair bir arzu ve inanç olduğunda başlar. Bu konuda değiştirilebilecek ilk şey, özellikle de sorunluysa, geçmişe takılıp kalmamaktır.  

Türkiye ve Suriye arasındaki olumsuzluklar, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ve milliyetçi hareketlerin yükseliş dönemiyle sınırlı kalmadı, 20. yüzyıl boyunca izolasyon, karşıt uluslararası ittifaklar ve sınır sorunları nedeniyle karşılıklı suçlamalar tekrarlandı. 1980’lerin başından bu yana, Türkiye’nin Suriye’yi PKK ve Türk sol grupların faaliyetlerini desteklemekle suçlaması gibi önemli konular da buna eklendi.  

8 Aralık 2024’te Suriye devriminin başarıya ulaşması, yeni bir Suriye için farklı bir vizyon umudu yarattı. İlk defa, bu potansiyel üzerinde düşünebilir ve ulusal çapta bu potansiyelden faydalanabiliriz. Bu çerçevede Suriyeliler arasında, kendilerini yöneten yozlaşmış rejimin yanı sıra bölgesel ve uluslararası güçlerin ezici nüfuzundan kurtulup ülkelerini yeniden inşa etme konusunda yoğun bir istek var.  Bu istek, ülkenin Orta Doğu’nun Akdeniz’e açılan kapısı, Doğu ile Batı arasında bir bağlantı noktası ve önemli bir lojistik merkez olma özelliğini taşıyan kavşak noktasındaki eşsiz coğrafi konumunu değerlendirme konusunda bir inanç doğurdu.  

Suriye’nin ekonomik işgücünün yanı sıra gelecekteki ekonomik potansiyelini destekleyen verimli tarım arazileri, gelecek vaat eden petrol ve doğalgaz kaynakları gibi doğal kaynakları bulunuyor.  

Suriye’nin medeniyetler ve imparatorlukların beşiği olarak sahip olduğu tarihi miras da bölgedeki konumunu yeniden tesis etme yönünde motive edici bir ivme oluşturuyor.  Aynı zamanda ülkedeki mevcut özgürlük ve bağımsızlık ortamı, özgürlük, eşitlik ve verimliliğe dayalı bir demokrasi inşa etme fırsatlarını arttırıyor.  

Devrimin ardından birçok ülke ve kuruluş, Suriye’deki gelecek vaat eden yatırım fırsatlarını değerlendirmek ve stratejik ortaklıklar kurmak istiyor.    

Tüm bunlarla, Suriye’nin bölgesel bir güç olma yolunda önemli bir rol üstlenebileceği, Türkiye ile kendine özgü bir ilişki kurabileceği ve iki ülke ve bölge için etkileri olan “jeopolitik bir kapı” oluşturmada tam ve eşit bir ortaklık kurabileceği düşünülebilir.    

Suriye ve Türkiye için jeopolitik kapı kavramı  

Uzun bir sınırı paylaşan iki ülke arasında jeopolitik bir kapıyla, insanların, ticari malların ve kaynakların serbest dolaşımını, iki ülkede herhangi bir engelle karşılaşmadan otoyolların kurulmasını ve iki ülkenin yollarının daha geniş bir uluslararası kara ve deniz yolları ve bunlara eşlik eden altyapı ağına bağlanması gibi iç ve dış etkinin üretilmesini kastediyoruz.  

Bunlara, komşu bölgeler ve ülkelere erişimlerini kolaylaştırmak için ortaklık anlaşmaları yapılması, iki ülkede üretim (tarımsal ve endüstriyel), doğal kaynakların araştırılması ve işletilmesi, limanlar, havaalanları ve tren istasyonları gibi ulaşım altyapısının geliştirilmesi ile ilgili kalkınma altyapısının geliştirilmesi, pazar bulma ve uluslararası yatırım çekme konusunda karşılıklı uzmanlıktan faydalanılması ve sürdürülebilir kalkınma için yerel güvenlik, siyasi ve yasal ortamın hazırlanması eklenebilir.  

Ortak kalkınma projeleri için elverişli bir sosyal ortam yaratmak amacıyla sınırın her iki tarafındaki etnik, güvenlik ve siyasi sorunların kökten çözülmesi de bu bağlamda önemlidir.  

Yukarıda belirtilenlerin tümü, her iki devletin komşu bölgelerinde tutarlı bir yaşamsal ağırlık yaratarak, bölgesel ve uluslararası konumlarını güçlendirebilir, geleneksel ve yeni bölgelerde kendilerine roller açabilir.  

Bu kapının bağlantı noktaları ve bölgeleri  

Jeopolitik kapı kavramı, pratikte iki ülke arasında bireylerin, ticareti malların ve kaynakların serbest dolaşımını sağlayan ve komşu bölgelere erişimlerini kolaylaştırmak için onları daha geniş bir ağa bağlayacak yolların inşasını ve bunlarla ilişkili gelişmiş altyapının geliştirilmesini ifade eder.  

Bununla birlikte yeni Suriye, Türkiye’nin kapısı üzerinden hem Doğu’ya hem de Batı’ya ulaşabilir. Doğu ve Batı ile bağları olan Türkiye de Suriye kapısı üzerinden Güney Arap bölgesine ulaşabilir.    

- Doğu ve Batı’da Suriye    

Suriye’nin Türkiye’ye yönelik “açıklığı” Türk topraklarının ötesine uzanıyor. Türkiye’nin coğrafi konumu, Avrupa ve Asya kıtalarının merkezinde olması ve onları birbirine bağlaması nedeniyle benzersiz ve stratejiktir. Dolayısıyla, Türkiye’nin yakın çevresindeki Avrupa, Rusya, Kafkaslar ve Orta Asya gibi bölgeler ve ülkelere ulaşımı, Suriye’ye devletleşme ve yükseliş aşamasında fayda sağlayabilir.  

Öte yandan, Avrupa ise coğrafi yakınlık ve karşılıklı tarihi bağlar nedeniyle Levant’taki dönüşümlerle yakından ilgileniyor. 1970’lerde Sovyetlerle, daha sonra Rusya ve İran’la müttefik olan Baas Partisi rejiminin yıkılmasıyla birlikte, Avrupa için Rusya’nın Suriye’deki nüfuzunu dengeleme ve yeni Suriye’yi Batı’ya doğru çekme fırsatları doğdu.  Bu durum, Suriye’nin uluslararası izolasyondan kurtulmak için çeşitli ülkelerle ilişki kurmasını kolaylaştırabilir.  

Birçoğu gittiği toplumlarına entegre olan ve işgücü piyasasının önemli bir parçası haline gelen Suriyeli mültecilerin Avrupa ülkelerindeki rolü, Suriye’nin bu ülkelerle ilişkilerini güçlendirmesine katkıda bulunabilir.  

Diğer taraftan Türkiye’nin, Suriye ile Avrupa arasında bir köprü konumunda bulunması büyük önem taşıyor.  Bu nedenle Halep-Gaziantep arasında uluslararası kara ve demir yolu hattının geliştirilmesi, Suriye’nin üretim ve kaynaklarını “Orta Koridor” projesine bağlanarak, Avrupa ve Asya’ya kolayca ulaştırmasına olanak tanıyabilir. Söz konusu “Orta Koridor” projesi, Çin ve Güneydoğu Asya’dan başlayıp Kazakistan, Hazar Denizi, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye topraklarından geçerek Avrupa ülkelerine ulaşmayı amaçlayan bir hat olarak biliniyor.  

Türkiye ayrıca Suriye’nin Tartus’taki limanlarının, Suriye ve Arap malları ve kaynaklarının Avrupa pazarlarına taşınması için hayati önem taşıyan “kapılar” haline gelmesine katkıda bulunabilir.  

Aynı zamanda Türkiye, aralarındaki yaklaşık 210 milyar dolarlık büyük ticaret hacminin gösterdiği gibi, Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle olan kapsamlı ilişkileri ve tecrübesi sayesinde, Suriye’nin altyapı ve enerji alanındaki yeniden inşa projelerine Avrupa’dan yatırım çekmede önemli bir aracı olabilir.  

Bunların yanı sıra yeni Suriye’nin, uluslararası ve ekonomik bir güç olan Rusya ile de Türkiye kapısı üzerinden iletişim köprüleri kurması gerekiyor.  Rusya sadece askeri ve siyasi bir güç değil, aynı zamanda doğal kaynaklar deposu, büyük bir sanayi ve ticari güç, geniş bir pazar, teknoloji, silah ve mühimmat tedarikçisi ve Avrasya Birliği’ne açılan bir kapıdır.  Şam ile Ankara arasındaki stratejik ilişkiler, özellikle Suriye kıyısındaki Rus üssünün varlığıyla ilgili, Suriye’nin Rusya ile müzakere koşullarının iyileştirilmesine de katkıda bulunabilir.  

Aynı zamanda Suriye, Türkiye’nin komşuluğu ve Batı ittifakıyla olan kapsamlı ilişkilerinden faydalanarak Ukrayna ile de ilişkilerini geliştirebilir.  Türkiye’nin Ukrayna ile yakınlığı ve iyi ilişkileri, Şam’ın Kiev’in uzman olduğu tarım ve savunma teknolojileri gibi geniş kapsamlı projelere açılmasını sağlayabilir.  

Ankara’nın jeopolitik bağları da Şam’ın Moskova ile ilişkilerinin dengelenmesine yardımcı olabilir.  Bu bağlamda, Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha’nın aralık ayı sonunda gerçekleştirdiği Şam ziyareti, işbirliği teklifi ve yeni Suriye yönetimine yapılan ilk resmi ziyaretlerden biri olması bakımından dikkat çekiciydi.  

Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle, özellikle Orta Koridor ve Çin’in İpek Yolu gibi altyapılar sayesinde Avrupa’ya bağlanan gelişmiş kara ve demir yolu ulaşım ağlarına sahip.  Ülke aynı zamanda, yeni Suriye’nin Kafkas ülkeleri, Orta Asya cumhuriyetleri ve hatta Çin’i geçen ticaret yollarını harekete geçirebileceği bir “pencere” konumunda bulunuyor.  

Suriye’nin kuzey rotası, Türkiye üzerinden Çin’e ve oradan Avrupa’ya uzanan uluslararası karayolu ağının bir parçası haline gelebilir.    

-Arap dünyasıyla bağları derinleştirme  

Suriye devriminin başarısı, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve Türkiye arasında ortak bir işbirliği fırsatı yarattı.  KİK ve Türkiye, devrimin ilk dönemlerinde benzer tutumlar sergileyerek, Suriye’de İran’dan uzak, kendi bölgesel nüfuzlarını artıracak ve coğrafi bağlantı yoluyla aralarındaki ekonomik bağımlılığı kolaylaştıracak alternatif bir rejim kurmayı hedeflemişti.  

Şu anda Suriye’deki durum ve ekonominin kötüleşmesine rağmen, Körfez ülkeleri ile Türkiye’yi birbirine bağlayacak projelerin hayata geçirilmesi artık mümkün hale geldi.  

Körfez ülkelerinin çoğu, Suriye’nin uluslararası yollarını geliştirmek ve bunları kendi yol ağlarına bağlamak için büyük yatırımlar yapma konusunda acele etmek istemeyebilir.  Ancak bununla birlikte, büyük Türk ekonomisine ve Avrupa pazarına karayoluyla erişim, bu ülkeleri Suriye altyapısına yatırım yapmaları için teşvik ediyor.  

Aynı durum, uzun zamandır Suriye kapısı üzerinden Körfez ülkelerine karadan erişim sağlamak isteyen Türkiye için de geçerli.  

Suriye, Körfez-Türkiye arasındaki bu ortak ihtiyaçtan yararlanarak, ortaya çıkacak mega ekonomi projelerinden faydalanabilir ve Arap dünyasıyla bağlarını derinleştirebilir.    

Aslında, Türkiye’yi Suriye üzerinden Körfez ülkelerine bağlayacak birçok uluslararası karayolu ve demiryolu şu projeler aracılığıyla geliştirilebilir:  

a- 2009'da açılan ve Suriye devriminden önce ticaret hareketinde önemli bir rol oynayan Gaziantep-Halep demiryolu hattı, 1908’de kurulan ve İstanbul’u Medine’ye bağlayan Hicaz Demiryolu’nun bir parçası.  

Bu hattın yeniden canlandırılabilmesi için Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan’ın batısında geliştirilmesi, aynı zamanda Hac ve Umre için önemli bir istasyon olarak dini öneme sahip, Kızıldeniz’in en önemli limanı olması nedeniyle de ticari açıdan önemli Cidde şehrine kadar uzatılması gerekir.  

b- Gaziantep ve Halep’ten Ürdün üzerinden Suudi Demiryolu Ağı’na bağlanmak için Ürdün’ün yakınındaki Kureyyet’teki istasyondan, Arap Körfezi’ndeki Dammam istasyonuna kadar yeni demiryolu hatları inşa edilmelidir.    

c- Halep’ten Dera’ya uzanan, Gaziantep üzerinden kuzeyde Türkiye’ye, güneyde Ürdün ve Körfez’e bağlı Suudi karayolu ağına bağlanabilen M5 uluslararası yolunun geliştirilmesi gerekir.  

d- Türkiye ve Irak, 2023 yılında duyurulan ve “Kalkınma Yolu” olarak bilinen proje kapsamında, Basra Körfezi ve Kuzey Irak’ı Türk karayolu ağına ve oradan da Avrupa’ya bağlayan bir doğu güzergahı oluşturmak için çalışıyor.  

Basra Körfezi’ndeki Faw Limanı'ndan başlayıp Irak’ın kuzeyine doğru devam ederek Türkiye’ye ulaşacak Kalkınma Yolu Projesi’nin bin 200 kilometre uzunluğunda demir yolu ve kara yolu altyapısını içermesi planlanıyor. Proje aynı zamanda enerji nakil hatları, Körfez ülkelerinden gelen gemileri kabul etmek için Faw Limanı’nın rehabilitasyonu ve derinleştirilmesini de içeriyor.  

Suriye krizi sırasında, Türkiye’nin Suriye üzerinden güneydeki Arap dünyasına erişim projelerini geliştirme ihtimali engellense de, şu anda bu proje üzerinde düşünülmeye başlandı.  

Suriye’nin özgürleşmesiyle birlikte, Irak sınırını Haseke şehrine bağlayan ve batıda Suriye kıyısındaki Lazkiye’ye kadar uzanan M4 uluslararası yolunun geliştirilmesi yoluyla bu projeyi doğuya bağlama fırsatı doğmuş gibi görünüyor.  

Bu güzergahlar, Suriye üzerinden Körfez’deki önemli ekonomik merkezler, Irak ve Türkiye arasında mal ve emtia taşımacılığını kolaylaştırmak, nakliye maliyetlerini düşürmek, tüm bu ülkelerin pazarları ve limanları arasındaki nakliye süresini kısaltmak ve tüm bu güzergahların kavşağında yer alan Halep’teki sanayi ve ticaret hareketini yeniden canlandırarak onu bölgesel bir ekonomik merkez haline getirmek gibi birçok amaca ulaşabilir.  

Dahası bu güzergahlar, Suriye’nin yeni yollarını Arap derinliğine bağlayacak. Arap ülkeleriyle yoğun bir şekilde mal, emtia ve kaynak alışverişinde bulunulması, Araplarla karşılıklı bağımlılığı artıracak, bu da Türkiye ile karşılıklı bağımlılığın dengelenmesine katkı sağlayacak.  

1.Harita | Karşılıklı sınır kapısı ve Suriye-Türkiye’nin komşu bölgelere erişim projeleri. Not: Koyu mavi renkteki iki kısa kesik çizgi varsayıldı. Kaynak: Tasarımcı Suheyl Calavi’nin yardımıyla araştırmacı tarafından hazırlandı.   

Enerji köprüsü    

Suriye’nin özgürleşmesiyle birlikte bölgesel enerji projeleri için bağlantılı bir coğrafi alan açıldı.  Suriye, Baas rejiminin varlığı ve İran ile Rusya’nın ülkedeki nüfuzu nedeniyle bir tampon bölge olmaktan çıkarak, gelecek vaat eden enerji üretim ve iletim projelerinin bağlantısı haline geldi.  

Bilindiği üzere Doğu Akdeniz bölgesinde, 21. yüzyılın başından bu yana büyük petrol ve doğal gaz keşifleri yapıldı.  Bu bağlamda, bugün Suriye enerji alanında çeşitli fırsatlarla karşı karşıya. Bunlardan ilki, maden arama, keşif ve yerel üretim olasılığıdır.  İkincisi Suriye, Körfez ülkeleri, Irak, Ürdün ve Türkiye gibi enerji zengini ülkeler ve ulaşım koridorları arasındaki konumu sayesinde enerji taşımacılığı ve ihracatı projelerine katılabilir. Üçüncü olarak da Suriye nitelikli işgücü ve geliştirilebilecek bir sanayi ile fosil enerji ile ilgili endüstriler için gelişmiş bir merkez haline gelebilir.    

Esed rejiminin devrilmesinin ardından ortaya çıkan yeni Suriye, Türkiye “kapısını” kullanacak potansiyel bir enerji köprüsü gibi görünüyor.  

Ankara’nın Suriye’deki enerji arama anlaşmalarına katılmak ve Körfez ülkelerinden Suriye’ye uzanan potansiyel “Arap Koridoru” projesi gibi olası bir enerji boru hattı ağına bağlanma konusunda bir çıkarı olduğu gibi, Suriye’nin de Türkiye toprakları üzerinden Avrupa’ya uzanan petrol ve doğal gaz taşıma ağlarından faydalanması gibi bir çıkarı var.  

“Arap Koridoru” projesi, doğal gazın Katar’dan Suudi Arabistan ve Ürdün üzerinden Suriye ve Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya taşınması için önerilen bir boru hattını içeriyor.  Bu fikir 2009 yılında, Avrupa pazarlarına doğal gaz tedarik etmek ve böylece Avrupa’nın enerji kaynakları çeşitliliğini artırmak ve Rus gazına olan bağımlılığı azaltmak için bin 500 kilometrelik bir hat inşa etme olasılığının tartışılmasıyla ortaya çıktı.  Ancak Suriye’deki Beşşar Esed rejiminin enerji ihracatı ve taşımacılığında büyük rakipleri olan Rusya ve İran ile bağlarını güçlendirmeyi tercih etmesi nedeniyle proje hayata geçirilemedi.  

Ocak 2025’te ise, projenin yeniden canlandırılabileceğine dair tartışmalar yeniden ortaya ortaya çıktı.  

Arap Koridoru projesine dair fikrin ortaya atılmasından projenin hayata geçirilmesinin önündeki temel engelin kaldırılmasına kadar geçen süre zarfında Türkiye, Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi (TANAP) aracılığıyla Azerbaycan gibi doğu ülkelerinden gelen petrol ve doğalgazın önemli bir geçiş noktası haline geldi.  

Türkiye aynı zamanda, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) petrolünün Ceyhan Limanı üzerinden ihraç edilmesinin yanı sıra Karadeniz’deki büyük keşiflerin ardından bir doğal gaz üreticisi haline geldi.  

Bu yeni durum, Türkiye’nin bölgesel bir enerji nakil merkezi olma hedefini gerçekleştirmek için “Arap Koridoru” projesini yeniden düşünmeye ilgi duymasına ve doğrudan ilgilenmesine neden oldu.  

Türkiye’nin doğal gaz üretimi ve Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı, Türkiye topraklarına ve Avrupa’ya doğru uzanan doğalgaz şebekesini besliyor.  

Karşılıklı bir “jeopolitik kapı” kavramı, Suriye şehirleri arasında modern bir gaz hattı ve dağıtım ağı inşa etmek için yatırım yapılması halinde Suriye’nin bu boru hattına ve ağa bağlanmasına yardımcı olabilir.  

Bu bağlantı, enerji sorununun çözümüne katkıda bulunabilir. Aynı zamanda, gaz arama, üretme ve nakli konusunda ortak çıkarları olan iki ülke arasındaki ilişkinin güçlendirilmesine ve ayrıca potansiyel “Arap Koridoru” projesiyle bağlantı kurma fırsatlarını artırabilir. 

2. Harita | Suriye’nin bölgesel doğal gaz ağına bağlanmasına ilişkin harita. Not: Harita, Suriye ve potansiyel bağlantı hatları eklenerek değiştirildi. Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı halihazırda mevcut ve Arap Koridoru ile Suriye içinden Türkiye’ye doğru uzanan boru hattı varsayımsal. Kaynak: Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi erişim tarihi: 1/2/2025

Sonuç olarak Körfez ülkeleri, Arap Levant ülkeleri ve Türkiye’nin, ekonomik ve siyasi işbirliğinin derinleşmesine yol açabilecek, karşılıklı jeopolitik kapıdan enerji üretimi ve transferi için geniş bir bölgesel ortaklık konusunda çıkarları olduğu görülüyor.  

Bu durum, Suriye ekonomisini destekleyecek, tüketim ve üretim için enerji sağlanmasına katkıda bulunacak, aynı zamanda onlarca yıl süren krizlerin ardından ülkenin yeniden inşa ve kalkınma çabalarına yardımcı olacak.  

Fırat Adası üçgeni (Yukarı Mezopotamya): Kalkınma ve güvenlik projesi  

Ülkede kalkınma projelerine ve ekonomik refaha elverişli bir sosyal ortam yaratmak için etnik, güvenlik ve siyasi meseleler çözülmeden, yeni bir Suriye’yi geliştirme hedefleri gerçekleştirilemez.  

Suriye’nin doğusunda Fırat Nehri’nin kuzeyinden Türkiye ve Irak sınırına kadar uzanan Yukarı Mezopotamya bölgesi, doğal ve su kaynakları ile tarımsal zenginlik açısından bir rezervuar ve dolayısıyla kapsamlı kalkınma için önemli bir kaynak. Ancak Suriye hükümetinin kontrolü dışında kalan ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol edilen bu bölge, sadece kalkınma için değil, aynı zamanda Suriye’deki genel istikrar ve gelişmekte olan siyasi sahne için de bir tehdit oluşturuyor.  Bu çerçevede yapılacak diyalog, tüm tarafların haklarını garanti altına alan bir çözüme ulaşmanın temel yoludur. 

Detayları ne olursa olsun, bu senaryonun başarılı olması, Yukarı Mezopotamya bölgesini, petrol ve doğalgaz gibi doğal kaynakların işletilmesi, tarım ve su kaynaklarının geliştirilmesi, altyapının iyileştirilmesi ve sosyal uyumun güçlendirilmesi de dahil olmak üzere istikrarın bir kolu haline getirebilir.  Ayrıca Suriye’nin “Kalkınma Yolu” projesine bağlanması da dahil olmak üzere Türkiye ve Irak ile ortak projelerin başarısı için fırsatlar yaratacaktır.  

Türkiye’nin güneydoğu bölgelerini kalkındırma konusundaki deneyimi ve Türk şirketlerinin bu tür projeleri hayata geçirme konusundaki uzmanlığından faydalanılabilir.  

Buna ek olarak, sınırın her iki tarafında da sadece geleneksel anlamda karayolu erişim noktaları değil, ortak kalkınmaya açılan bir kapı olarak hizmet edecek ortak projeler oluşturulabilir.   Ancak diyaloğun bu sorunu çözmede başarısız olması halinde, yeni Suriye yönetimi, SDG/YPG’nin varlığı ve PKK’nın bu güçlerden aldığı destek göz önüne alındığında, konuyu ulusal güvenliğine tehdit olarak gören Türkiye ile birlikte askeri seçeneğe başvurabilir.  Bu konuda atılacak askeri bir adım, muhtemelen bir çözüme ve Suriye hükümetinin kontrolüne yol açabilir.  Ancak bu adım aynı zamanda uzun süreli bir çatışmaya da yol açabilir ve bu durum, bölgedeki askeri varlığını sürdüren ve IŞİD ile mücadelede SDG/YPG’ye güvendiğini iddia eden ABD’nin tutumuna bağlı olabilir.  

Türkiye’nin 1980’lerden bu yana PKK ile mücadelede yaşadığı deneyim bunun bir örneğidir.  

Ankara, ülkenin güneydoğu bölgelerinde devlet kontrolünü ve kalkınmayı sağlayabildi. Ancak az sayıda da olsa teröristlerin varlığı ve çatışmaların devam etmesi nedeniyle bu sorun hala devam ediyor ve bu durum ülkenin kaynaklarına ve kabiliyetlerine zarar veriyor.  

Başka bir deyişle, Suriye’nin çıkarları ve kalkınmasına hizmet edecek sürdürülebilir bir çözüm, ister diyalog ister çatışma yoluyla olsun, bölge üzerindeki kontrol sorununu çözmenin ötesine bakmayı gerektiriyor.  

Prensip olarak, askeri çözümlerden ziyade siyasi ve kalkınmaya yönelik çözümlere odaklanmak bölgede kalıcı istikrarın sağlanması için en uygun yoldur. Ancak eğer bu gerçekleşmezse, Suriye’nin yerel ve bölgesel olarak siyasi ve ekonomik kalkınma projesi, önemine rağmen bu karmaşık meselenin çözümüne mi bağlı olacak? Tabii ki hayır.  

Suriye’nin kalkınması, sorunlarının çözümüyle paralel ilerlemelidir, yani demokratik deneyimin varsayılan başarısı, ekonomik ve siyasi gücün yükselişi, kendi kendine yetebilmeye ve kalan sorunları çözme becerisine yol açmalıdır.  

Dolayısıyla, SDG/YPG’nin Fırat bölgesini kontrol etme sorunu çözülse veya daha karmaşıklaşsa da Suriye-Türkiye ortak kapısına ilişkin jeopolitik projeler ilerlemelidir.  

Pratikte, iki ülke arasında bulunan ve daha geniş bölgelere uzanan umut verici rotalar, Suriye’nin “Kalkınma Yolu” projesine olası bağlantısı dışında, Fırat’ın doğusundan geçmiyor. Ancak bu bağlantı, bölgesel sorun çözülse bile henüz varsayımsal olup doğrulanmadı.  

Suriye ve Türkiye arasındaki potansiyel ortak girişimler, mutlaka bu bölgeye bağlı değil. Suriye’nin coğrafyası çok geniş ve potansiyel doğal gaz rezervleri vaat eden karasuları da dahil olmak üzere çeşitli alanlarda bol miktarda kaynak bulunuyor.  

Dahası, ister Suriye hükümetinin kontrolü altında olsun, ister Türkiye toprakları içinde yer alsın, Fırat’ın doğusuna komşu bölgeler, Türkiye, Irak, Suriye ve Körfez yatırımlarının desteğiyle “karşılıklı jeopolitik kapı” kapsamında ortak bir işbirliği alanı olabilir.  

Bu bölgelerdeki kapsamlı kalkınma sadece kendi sakinleri için değil, aynı zamanda Fırat’ın doğusundaki farklı bileşenler ve etnik kökenlerden gelen bölge sakinleri için de bir model ve fayda sağlayabilir. Bu da bölgeyi uzun vadeli bir kalkınma ve siyasi cazibe merkezi haline getirebilir.  

Aynı zamanda bu, sürdürülebilir barışçıl bir çözümün desteklenmesi ve savunulmasına katkıda bulunabilir ve bölgenin bölgesel güvenlik ve refahın bir parçası olma şansını artırabilir.  

Sonuç: Zorluklar ve uyarılar    

Taraflar için birçok fırsat sunan bölgesel mega projelerden bazılarını bu makalede özetledik.  

Bununla birlikte, aşağıdaki gibi dikkate alınması gereken bazı zorluk ve uyarılar da bulunuyor.  

1- Geçiş süreci ve anayasal istikrar aşamalarında sorumlu ve meşru bir ulusal liderliğin mevcudiyeti, Suriye için gerçek bir kalkınmanın yanı sıra Türkiye ve diğer ülkelerle “jeopolitik kapı” konseptiyle bağlantılı projelerin başarısı için bir ön koşuldur.  

Ülkenin bağımsızlıktan bu yana, sürdürülebilir bir ulusal kalkınma için yapılan planların hiçbiri başarılı olamadı. Suriye, özgür irade, gerçek halk temsili ve ulusal karar almada bağımsız olamaması gibi nedenlerle statü olarak sürekli geriledi.

2- Jeopolitik kapı kavramı, vesayet değil işbirliği anlamına geliyor. Bununla, sınırın her iki tarafında ortak projeler oluşturmak, her bir tarafın diğer önemli bölge ve ülkelere erişimini kolaylaştırmak ve buna eşlik eden altyapıyı oluşturmak amaçlanıyor. Aynı zamanda bu, tüm bağlantı ve entegrasyon süreçlerinden karşılıklı olarak faydalanmak ve ortak hedeflere hizmet etmeyi içeriyor. Dolayısıyla bu durum, Suriye’nin Türkiye’ye tamamen bağımlı olmasına yol açmamalıdır. Aksi takdirde durum giderek daha güçlü olan tarafın çıkarlarını gözeten bir mesele haline gelebilir.  Bu projelerin niteliği anlık olmaktan ziyade uzun vadeli stratejik olmalıdır. Yani sadece mevcut siyasi uzlaşılarla değil, iki ülkenin bölgedeki ve ötesindeki bağları ve gerçek çıkarlarıyla ilgili olmalıdır.  

3- Suriye yatırım ve uzmanlık çekmek isteyen taraf olduğundan, bağımsızlığını sağlamak için ortaklar ve yatırımların çeşitlendirilmesini kontrol etmek hükümetinin görevidir. Bu nedenle, ister Türkiye ile ister başka ülkelerle olsun, yapılacak büyük projeler Suriye’nin kalkınma ve siyasi hedefleri etrafında şekillenmelidir.  

4- Önceki noktalara dayanarak, Suriye’nin kalkınma projelerini, ekonomisini ve politikalarını Arap ülkeleri ile de ilişkilendirmesi gerekir. Bir yandan Arap yatırımlarına, özellikle de Körfez yatırımlarına ihtiyaç duyarken, diğer yandan da Araplarla karşılıklı bağımlılığı derinleştirerek, Türkiye ve Avrupa’ya açılan etkili bir köprü ve kapı olmasını sağlayabilir.    

5- Suriye, özellikle her alandaki stratejik ortaklık ışığında, Türkiye ile ilişkilerinden bölgesel politikası için bir kaldıraç olarak faydalanabilir.  Diğer yandan, Arap ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmesi ve derinleştirmesi, tarihsel konumunun yanı sıra Arap ve İslami ilkeleri ve çıkarlarına dayalı politika yapımındaki rolünü yeniden kazanmasına katkıda bulunabilir. Belki de bu, bölgesel ve uluslararası güçlerin gündemlerini uygulama konusunda, geçmiş on yılların deneyimini tekrarlamasını önleyebilir.  

6- Son olarak İsrail, Suriye’deki gelişmeleri yakından izliyor ve yeni ülkelerle ilişkilerini analiz ediyor.  

Bu bağlamda, Türkiye-Suriye ortaklığının, özellikle de aralarındaki koordinasyonun Türkiye’nin üstün olduğu savunma alanına etkili bir şekilde yayılması halinde, iki ülkenin bölgedeki İsrail varlığı ile dengeyi sağlama kabiliyetini artıracağı açıktır.  

İsrail, Suriye ve Türkiye üzerinden geçen ticaret hatlarının yeniden canlandırılmasından kaynaklanacak ekonomik bir zorlukla karşı karşıya kalabilir. Bu durum, İsrail’in özellikle 2023 yılında ilan ettiği, Avrupa’ya köprü görevi görmesi için Körfez bölgesine entegre olmaya çalıştığı “Ekonomik Koridor” projesi için bölgedeki ekonomik izolasyonunu arttırabilir.  

Gerçekten de bir İsrail tehdidi söz konusudur. Ancak bu durum, ortak işbirliği ve kapsamlı kapasite geliştirme yoluyla bertaraf edilebilir.  

Yine de Suriye’nin bağımsızlığı ve kalkınması, bunları koruyacak ve savunacak dengeli bir güç oluşturulmadığı takdirde risk altında kalmaya devam edecektir.